BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > İran’ın bugünü ve yarını

İran’ın bugünü ve yarını

“Milyonlarca genç İranlı gibi, Pehlevî de sevgili vatanının içinde olduğu sıkıntılardan dolayı derin rahatsızlık yaşarken, genç yaşında babasını ve kızkardeşini kaybetmenin yükünü taşıyordu. Yıllar boyunca acısının üstesinden gelmeye çalıştı ancak, en sonunda teslim oldu...”



“Milyonlarca genç İranlı gibi, Pehlevî de sevgili vatanının içinde olduğu sıkıntılardan dolayı derin rahatsızlık yaşarken, genç yaşında babasını ve kızkardeşini kaybetmenin yükünü taşıyordu. Yıllar boyunca acısının üstesinden gelmeye çalıştı ancak, en sonunda teslim oldu...” Bu açıklama, İran Şahı’nın küçük oğlu Ali Rıza’nın 5 Ocak 2011 tarihinde intihar etmesi üzerine, ağabeyi ve hiçbir zaman İran tahtına geçme şansı olmayan veliaht Muhammed Rıza Pehlevi tarafından yapıldı. Şah’ın küçük kızı Leyla da, 2001 yılında aşırı dozda uyku ilacı alarak intihar etmişti... Bir zamanlar sarayına altından tuvalet yaptıran Şah’ın kendisi de, devrildikten sonra ülke ülke sığınacak yer aramış, kanser tedavisi için ABD’de sahte isimle kliniğe yatmak zorunda kalmış, en sonunda Mısır’da melce bulmuştu. Şah’ın büyük kızı ile evli olan Ardeşir Zahidi, 1953’te Musaddık’ı deviren General Zahidi’nin oğlu idi ve Şah devrilirken, ABD’de büyükelçi idi. Bu geri dönüşü şunun için yaptım; şayet bir rejimin miadı dolmuşsa, hiçbir güç onu ayakta tutamıyor!.. İşte taze örnekler Tunus ve Mısır ve işte sıradakiler... Libya, Bahreyn, Yemen vb. Ama İran bunların hiçbirisine benzemez. Ne yapı olarak, ne de bölgesel ve küresel etki kapasitesi olarak... Haziran 2009’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana, İran’da büyük sıkıntı ve rahatsızlık var. Seçimleri kazandığı halde, darbe ile başkanlığın elinden alındığını iddia eden, eski başbakanlardan Mir Hüseyin Musevi ile ona destek veren eski Meclis Başkanı Mehdi Kerrubi ve eski Cumhurbaşkanı Hatemi ile yandaşları, her fırsatta mevcut yönetime tepkilerini açığa vuruyor. Ancak her seferinde rejimin öfkesini daha şiddetli biçimde enselerinde hissediyorlar. Son olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İran’a yaptığı ziyaret sırasında muhalefetin yaptığı nümayişlere, rejimin ne şekilde tepki verdiğini yakından izleme fırsatı bulduk... Musevi ve Kerrubi, neredeyse sürekli bir ev ve göz hapsi içinde. Sokaktaki gösterilere çok sert biçimde müdahale ediliyor. Muhalefetin iletişim imkânlarını kısmak için, tereddütsüz bütün ülkede iletişim kanalları devre dışı bırakılıyor... İran rejimi kapalı bir rejim ve başka kapalı rejimlerden çok çok farklı. Güç mekanizmalarını karşılıklı kontrol eden iç içe mekanizmalar var. Daha doğrusu devlet içinde paralel bir devlet daha var. Bir tarafta Cumhurbaşkanı, Halk Meclisi ve Hükümet; diğer taraftan Dini Lider (Rehber), dini lideri seçen ve denetleyen 86 üyeli ve olağanüstü yetkili (dini lideri de görevden alabilir...) Uzmanlar Meclisi (Meclis-i Hubregan) ile kanunların anayasaya uygunluğunu denetleyen Anayasayı Koruma Konseyi (Şûray-ı Nigehban) ki, seçimlerde aday olacak kişiler, bu konseyin onayını almak zorunda. Nitekim reformcu olarak bilinen ve 1997-2005 yılları arasında görev yapan eski cumhurbaşkanı Hatemi, reform kanunlarını Şuray-ı Nigehban’dan geçiremediği için başarısız olmuştu. İran’da muhafazakâr kanat, sertlik politikaları ile iktidarını sürdürüyor. Ancak bir an evvel reform isteyen muhalefet de, giderek güçleniyor ve iktidarı sürekli sıkıştırıyor. Orduya paralel Devrim Muhafızları, resmî polislere paralel milisler olan Besijlerin desteği ve ürkütücü uygulamaları, muhalefeti nereye kadar ve ne zamana kadar durdurur bilemeyiz ama, İran’da da değişim kaçınılmaz. Bunun sebepleri de pek fazla! Mesela Türkiye’nin iki katı büyüklüğünde ve namütenahi zenginliklere sahip İran’da, fert başına milli gelir ancak Türkiye’nin yarısı kadar. Ama esas reaksiyon rejimin baskıcı karakterine...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT