BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Çocuğunuzun zekâ gelişimini destekleyin

Çocuğunuzun zekâ gelişimini destekleyin

Zekânın % 75’i, yedi yaşına kadar tamamlanır. Bu dönemde oluşturacağımız zengin öğrenme ortamı, çocuğumuzun gelecekteki başarısının temelini oluşturur.



> A. Faruk Levent Çoğumuz, zekânın doğuştan geldiğini ve değiştirilemeyeceğini düşünür. Oysa zekâyı geliştirmek mümkündür. Zekâ en çok genetik faktörden etkilense de çevreye, yani yetişme ortamına bağlı faktörler de zekânın gelişiminde ya da geri kalmasında etkili olur. Örneğin; zekâ kapasitesi yüksek olarak dünyaya gelen bir çocuk, sahip olduğu şartlara bağlı olarak gerekli uyaranları almazsa, mevcut potansiyelini geliştiremez. Özellikle hayatın ilk yıllarında önem verilmesi gereken bir konu olan zekâ gelişimi, anne ve babaların ilgisini çeken konuların başında gelmektedir. Bu yazımda, beynin gelişim süreci ile anne-babalara bazı bilgiler vermek istiyorum. Beyin Gelişimi GebelikTE Başlar Gebeliğin birinci ayının sonundan itibaren, beyin dokusu taslak olarak oluşmaya başlar ve bebek 3-4 yaşına gelene kadar bu gelişim büyük bir hızla devam eder. Buna, kafatasımızın içindeki beynin minik bir taslağı diyebiliriz. Birinci ayın sonunda başlayan bu taslak, gebeliğin beşinci ayının sonunda şekil olarak erişkin beynine benzer hâle gelir. Beynin üst yapısının tamamlanması ise doğumda başlar ve 3-4 yaşına kadar devam eder. Bir bebek, beyninde 180 milyar hücreyle dünyaya gelir. Bu hücreler nöronlarla (sinir hücreleriyle) birbirine bağlanmıştır. Anne ve babadan kalıtım yoluyla bebeğe geçen genlerin belirlediği bağlantı sayısı 50 milyon civarındadır. Bu sayı, çevrenin de etkisiyle trilyonlarca bağlantıyı gerçekleştirebilir. Bireyin hayatı boyunca gerçekleştireceği zihnî gelişimin %50’si 4 yaşına kadar tamamlanmaktadır. Dolayısıyla bu dönem içinde beyinde oluşacak nöronlar, hayatımızın tümünü etkileyecek niteliktedir. İLK 7 YAŞ ÖNEMLİ Beyin hücreleri; çok fazla uzantıları, kolları, bacakları olan hücrelerdir. Bir hücre, çevresindeki diğer hücrelerle ne kadar çok bağlantı kuruyorsa, yani sinaps meydana getiriyorsa, zihnî gelişim o kadar etkili olur. Sinaps sayısı, dış uyaranlarla artırılabilir. Yani çocuğa çevresel uyaran açısından ne kadar zengin bir ortam sunulursa onun beynindeki sinaps sayısı da o denli fazla olur. Zekânın % 75’i yedi yaşına kadar tamamlanır. İşte bu dönemde oluşturacağımız zengin öğrenme ortamı, çocuğumuzun gelecekteki başarısının temelini oluşturur. Zekâ ve hafızanın % 85’i on yaşına, % 95’i de on iki yaşına kadar tamamlanır. Dolayısıyla 4-12 yaş arasındaki süreç, beyinde kurulacak bağlantıların ve zenginleştirilecek zihinsel potansiyelin ortaya çıkarılması için önemli bir dönemdir. Bu doğrultuda, anne baba olarak çocuğumuza oyuncak alırken erkekse araba, kızsa bebek gibi standart oyuncakların yerine onun zekâsını geliştirici oyuncaklar alabiliriz. Böylece çocuğumuzun beyin fonksiyonlarını daha etkin kullanması için onun zekâsına yatırım yapmış oluruz. PAYLAŞIM MERKEZİ BİR BARDAK ÇAY Çayın alt demliği “kaynana”dır. Sürekli kaynar durur. Hatta dikkat edilmezse taşabilir de. Üst demlik “gelin”dir. Alt demlik kaynadıkça onun da harareti artar. Ama aynı zamanda da olgunlaşır ve demlenir. “Gelinin kocası” ise bardaktır. Her iki çaydanlıktan da nasibini alır. Biraz kaynana doldurur onu, biraz da gelin. Bu nedenle denge unsurudur. Açık ya da demli çayın hoşa gitmemesi bundandır. “Çocuklar” çayın şekeridir. Tat verir. Çok şeker, çayın lezzetini bozar. Şekersiz çaya alışanlara ise bir tanesi bile fazla gelir. “Görümce” ise çay kaşığıdır. Arada bir gelir, karıştırır, gider. “Kayınpeder”e gelince; o da “çay tabağı”dır. Çayın demine, suyuna karışmaz; bir kenarda oturur. Sadece dökülenleri toplar ve çevreye zarar vermesini engeller. Ancak; ara sıra boşaltılması gerekir, yoksa taşıp her şeyi berbat edebilir. “Çay süzgeci” ailenin sahip olduğu değerlerdir. Aileyi dış müdahalelerden korur. Delikler büyük olursa çayın tadı kaçar. Suyu ısıtan “ateş” ise hoşgörüdür. O olmadan çay da olmaz. “Kısacası bir bardak çay” ailedir ve ağız tadıyla içilen bir bardak çayın üstüne yoktur. HAKKINDA BİLMEDİĞİMİZ 3 ŞEY ÖLÜM > Sebebi ne olursa olsun bütün vakalarda, ölümün tetikleyicisi, oksijen yetmezliğidir. > Embriyonik gelişim sırasında, bazı hücreler intihar etmek zorundadır. Bu tür, programlanmış bir ölüm olmasaydı, hepimiz ördekler gibi palet ayaklı doğardık. > Öldükten sonraki 3 gün içinde, bir zamanlar yediklerimizi sindiren enzimler, bu sefer bizi yemeye başlar. Ölen hücreleri midedeki canlı bakteriler yer, bunun akabinde vücuda zararlı gaz yayılır ve bu da vücudu ve gözleri şişirir. “Tweetçi” twitter.com/twtci ceriLevis En iyi oyunculuğu, Oscar gecesinde Oscar alamayan adayların yüzlerinde görebilirsiniz. 06melihgokcek Telekom arıza yaptı Twit atamıyorum. Cepten twit attım. misafirterligi Sanmıyor musunuz ki Justin Bieber bakkala gönderilmiyor? Saçmalamayın abi, tabii ki gönderilmiyor. evrendemirkutlu Otobüste giderken oğluna “Az kaldı yavrum, az kaldı” diyen anne, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterildi. themerwish Eurovision’da devamlı “up”lamamız gerektiğini sanıyoruz: Kenan Doğulu “Shake it up”, Athena “Up, I wanna bring you up”, Yüksek Sadakat “Live it up”. Bu sefer de “up”ı yutmasak iyi. pembe Bir dönem boyunca sınıftaki çalışkan kesimin suratına bakmayıp, final öncesi birden kanka olan genç... Oscar senin! osmankoc Bugün gördüğüm dolmuşu “Winrar” yazılımcıları görse algoritmalarını değiştirip HD filmleri diskete kopyalarlardı kesin. l_OMER_l Dünyanın en kısa korku filmi: “Abisi hadi sen şuna bilgisayarda oyun açıver uslu uslu oynar o.” erdilyasaroglu Havaalanı güvenliğinden hızlı geçmek için, teyzesiz kuyruğa gireceksin. RT_Erdogan Recep Tayyip Erdoğan Benim milletim, “Allah razı olsun, böyle bir başbakanımız vardı” desin, yeter. Ekremdirekci Justin Bieber: 16 yaş, 29 şarkı, 3 albüm, 1 film, 1 kitap, 20 ödül, 1 turne, 86 show. Türk ergeni: 16 yaş, 29 deneme sınavı,1 lgs. merkul Bir erkek, bir kadın çantasındaki telefonu susturmak zorunda kalsa; yedek ayakkabıdan plaj şemsiyesine kadar her şey bulur da telefonu bulamaz :( jantibiabiniz İlkokul hocamla karşılaştım, hâlâ ilkokul hocasıymış. Heyhat! İnsan kendini biraz olsun geliştiremez mi ya? Lisede hocalık yap en azından. YAZILI YOKLAMA Soru: Öğretmenler ..... (boşluğu doldurunuz.) Cevap: El feneri gibi etraflarını aydınlatırlar, pili bitince de sönerler. Soru: Avrupa’da iklimi etkileyen şartlar nelerdir? Cevap: Golf sitirema, wols wols sitirema ve faktör şartlarıdır. Soru: Türkiye-Irak ilişkileri neden kesintiye uğramıştır? Cevap: Irak facebook hesabını kapattığı için. BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ? Osmanlı Devleti’nin üç kıtada at oynattığı ihtişamlı dönemlerde, Avrupa’da Türk hayat tarzı ve modasının çok tesirli hâle geldiğini ve evlerinde “Türk Köşesi” bulundurmayan sosyete mensuplarının ayıplandığını, biliyor muydunuz? GOOGLE ARENA Arama motorlarına göre karşılaştırma Yazılı 12 milyon Sözlü 2.2 milyon Silah 7.7 milyon Tebeşir 153 bin Tabu 19 milyon Kızma birader 127 bin SALİH UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com Etkiliyorum NİCE YILLARA Kurşunkalem doğalı 52 hafta olmuş. Yani tebeşir tozu sinmiş hatıraların ve tecrübelerin matbaa mürekkebiyle tanışmasının üzerinden tam bir yıl geçmiş. Sayfayı hazırlamak için yaptığımız ilk toplantıyı hatırlıyorum. Mesleklerini, kalemden ziyade kelamla icra eden bir grup öğretmendik. Sayfanın ismi ne olsun diye tartışırken “Kelamın unutulmaması için kalem gerek!” dedi biri. Ve “kurşunkalem” koyduk sayfamızın adını. Hem iz bıraksın, hem de mütevazı olsun diye... Her hafta kalemlerimizi açmak için bir araya geldik. Ne çok sivri, ne küt... Yunus Emre’nin “Sözünü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz” mısrasını aklımızdan hiç çıkarmadık. Silgi tozları, masamızın üzerinden hiç eksik olmadı bu yüzden. Huzur veren bir gazeteye güler yüzlü bir sayfa yakışır dedik. Ve sayfamızı bir yüz olarak hayal edip ağız kısmına denk gelen yere “pencereler” bölümünü yerleştirdik. Bazen kaşlar çatıldı, bazen gözlerde hafif nem birikti; fakat dudaklardan gülümseme hiç eksik olmadı. Anne babalara mektup yazar gibi hazırladık yazılarımızı. Gelen tepkileri görünce mektubumuzun okunduğunu anlayıp sevindik. Telefonlarınızı ve e-postalarınızı bir yapbozun parçaları gibi birleştirip yol haritamızı oluşturduk. Bu sayfanın yazarları öğretmen olmalı dedik. Çünkü çocukların değerini, anne babalardan sonra en iyi öğretmenlerin bildiğinin farkındaydık. Ve bütün yazılarda tek bir kaynaktan ilham alacağımızı biliyorduk. Öğrencilerimizden... Yani sizin çocuklarınızdan... Trafiğin en yoğun olduğu saatlerde sıkışıklığı fırsat bilen çiçekçileri bilirsiniz. Ağır ağır ilerleyen arabaları süzerler. Birisiyle göz göze gelince de hemen yanaşıp konuşmaya başlarlar. Bir olumlu bakış veya bir kelimelik cevap alırlarsa da arabanın yanında metrelerce koşarlar. Biz öğretmenler de sınıfta bize bakan bir çift göz yakalar mıyız diye bakınıyoruz etrafımıza. Yakalayınca da bir ümit koşmaya başlıyoruz; aylarca, belki yıllarca... Kurşunkalem işte bu koşunun hikâyesidir. Hikâyenin ana fikri mi? Öğretmenin en büyük ödülü bir çift meraklı gözdür. Kıvılcım öğrencidir, gerisi közdür. Birlikte nice yıllara inşallah...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT