BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Şu “Tanırım, iyi çocuktur...” hikâyesi!

Şu “Tanırım, iyi çocuktur...” hikâyesi!

Yaşar Büyükanıt, Hakkari’de bir kitabevini bombalama olayında suçüstü yapılan astsubay için; “Kendisini tanırım, iyi çocuktur...” dediğinde yer yerinden oynamıştı...



Yaşar Büyükanıt, Hakkari’de bir kitabevini bombalama olayında suçüstü yapılan astsubay için; “Kendisini tanırım, iyi çocuktur...” dediğinde yer yerinden oynamıştı... Çok ünlü ve etkili bir kişinin birisini tanıması ve kefil olması, elbette kefil olunanın masum olduğunu göstermezdi, gösteremezdi... Hatta çok ünlü, çok güçlü ve çok etkili kimselerin de suç işleyebileceği, suça karışabileceği, zamanla öğrenildi! Nitekim Büyükanıt 27 Nisan “e-muhtırası”nı bizzat kaleme aldığını itiraf etmedi mi? Demek ki neymiş?!. Düne kadarki, “Bu adamlar çok saygındır, profesördür, hatta rektördür... Generaldir, Kuvvet komutanıdır vs. Bunların suç işlemesi asla söz konusu olamaz...” döktürmelerinin sonucu ne oldu? “Bu yalnızca bir kağıt parçasıdır.”, “Bu silah değil, borudur...” vb. izahlar bütünüyle havada kalmadı mı? Peki işin özü neydi? “Ergenekon davası”na karşı, bir psikolojik harekât söz konusu idi... Savcı ve yargıçları etkilemek, onları durdurmak; bu mümkün olmazsa bile, en azından süreci yavaşlatmak... Kabul etmek gerekir ki, bir kısım medyanın da desteğiyle, bu alanda epeyce başarılı oldular. Hatta, “Balyoz Harekât Planı” ile ilgili soruşturmanın birinci etabında, neredeyse işi bütünüyle sekteye dahi uğratıyorlardı! Şu sıralarda benzer bir durum cereyan ediyor. Gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın isimleri üzerinden çok sert bir rüzgâr estiriliyor. Kimi kıdemli meslektaşlarımız, Yaşar Büyükanıt’ın yaptığı gibi kendilerine kefil oluyor... Kimileri de, Nedim Şener’in IPI’dan ödül aldığını, bu kuruluşun 60 kişilik “Kahramanlar” listesinde bulunduğunu belirterek, bahse konu ismin böyle bir suça karışmasının mümkün olmadığını ileri sürüyor. Bu tür kefalet ve aklamaların hukuk alanında kesinlikle geçerliliği yoktur. Bunun altını çizelim! Hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadıkça, hiç kimse suçlu ilan edilemez... Bu tartışmasız bir düsturdur. Ancak servetine, rütbesine, makam ve mevkiine bakılmaksızın “kanun önünde herkes eşittir...” denildiğine göre, herkes suç işleyebilir değil mi? Bu konuda iki halk deyişini hatırlayalım: “İnsanoğlu çiğ süt emmiştir.” Bir de şu var: “İnsan beşer, durmaz şaşar; eyler hata üçer beşer...” İnsanın profesör veya general olması suç işlemesine mani olmadığı gibi, gazeteci veya araştırmacı gazeteci olması da suça karışmasına mani değildir ve olamaz. Araştırmacı gazetecinin önde gideni de suç işleyebilir pekâlâ! Bu konuda fazlasıyla bol örnek var... Hiç kimseyi, bu arada Nedim Şener’i de kastetmeden şunu da vurgulayalım: IPI veya başka bir kuruluşun ödülü, kimseyi peşinen aklayamaz. Demek oluyor ki, dosyanın muhtevasına vâkıf olmadan; yürümekte olan bir hukuki süreci peşinen cerh etmek çok yanlış bir tavırdır. Zira bir kelime, hatta bir virgülün bile cümle içindeki yeri, hüküm kurmak için farklı doneler verebilir. Şimdi soralım: Bu dosyanın tamamını kim biliyor? Hiç kimse!.. Şu halde bilmeden kimse, psikolojik harekâtın bir parçası, figüranı olmamalı. Duygusal olarak insanlar böyle durumlarda, tanıdıkları isimler için üzülebilir, öfkelenebilir. Bunların anlaşılır tarafı vardır. Ama duygularla ve ön yargılarla, çok önemli davalar hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturmaları; politik alana çekmek, buradan yargıyı ve ilgisi olmayan yürütmeyi karalamak, bu ülkeye iyilik değildir. Bu arada şu hususu da hatırlatalım: Yarın öbür gün, faş olabilecek kimi kozmik bilgiler bazılarını mahcup edebilir!..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT