BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > Kaybolan hasletlerimiz...

Kaybolan hasletlerimiz...

Şimdi roller nasıl değişmiş. Avrupalılar bizim iyi yönlerimizi almışlar bizler ise onların kötü yönlerini. Peki, bize ne oldu da bu güzel hasletlerimizi Batı’ya kaptırdık?..



Batı ülkelerine gidip geleniniz olmuştur... Almanya’da yaşayanlar veya Almanya’ya gidip gelenler iyi bilir. Orada günlük hayat şöyledir: Sabahın beşinde, altısında herkes sokaktadır. Ama herkes. Çalışanlar, işine gitmek için sokakta, yaşlılar sabahın temiz havasını teneffüs etmek ve köpeklerini dolaştırmak için sokakta. Bizim tabirimizle, kimsenin üzerine güneş doğmaz... ÜZERLERİNE GÜNEŞ DOĞMAZ!.. Sadece Almanya’ya mahsus bir alışkanlık değil bu aslında. Bütün Avrupa milletlerinin geneli bu minval üzeredir. Çalışanlar, genelde saat 16.00 civarında işinden ayrılır. Yemeğini yer evine gider. Gece 10.00’da herkes yataktadır. Baktığınızda bütün evlerin ışıklarının söndüğünü görürsünüz. Tek tük ışığı yanan ev görürseniz biliniz ki, bunlar genelde Türklerin evleridir. Bizimkiler eski alışkanlıklarını sürdürürler. Gece onikiye, bire kadar, televizyon seyrederler. Ertesi gün de yorgun argın işe giderler. Hal böyle olunca iş yerindeki verim de buna göre olur. Peki bu anlattıklarım size bir şeyi hatırlattı mı? Belki hatırlayamamışsınızdır. Hatırlayabilmek için çoktan unuttuğumuz eski yaşayışlarımızı bilmek gerekir. Osmanlılar zamanında, yediden yetmişe herkes saat 6.00 civarında sabah namazına kalkar. Namaz kılındıktan sonra, çalışanlar tarlasına, dükkânına gider işinin başına geçer. Yaşlılar, kuşluk vaktine kadar, Kur’an-ı kerim veya başka kitaplar okur. Kuşluk vaktine kadar mutlaka ayaktalar. Yani güneş üzerlerine doğmaz. Devlet daireleri de dahil ikindi vakti mesai biter, herkes evine giderdi. Yatsıyı kıldıktan sonra da herkes yatağında olurdu. Ziyaretime gelen bir dost anlattı, çok dikkatini çekmiş. Diyor ki: “Oturduğum sitede, sabah namazından sonra evime gelirken bakıyorum; 40-45 ailenin oturduğu apartman bloklarında ışığı yanan ev sayısı üçü beşi geçmiyor!..” Bu arkadaş şunu da anlattı: “Geçenlerde bir iş görüşmesi için Alman iş adamı geldi. Kendisini otele yerleştirdim. Ertesi gün, temsilcisi olduğum şirkete gidip iş görüşmesi yapacak. Sabah 10.00’da otele gittiğimde, giyinmiş otelin lobisinde geziniyordu. Beni görünce, ‘Nerede kaldın, sabahın yedisinden beri ayaktayım, sıkıntıdan patladım’ dedi. Ona bir özür beyan ettim. Tabii ki işin aslını söyleyemedim: ‘Mr. Hans, bizim ülkede müdürler 10.00’dan 11.00’den aşağı işinin başına gelmezler. Ha burada ha orada beklemişsin‘ diyemedim... İTALYA’DA BİR TÜRK ÖĞRENCİ Sabah erken saatte ayakta olmanın önemi diğer dinlerde de vardır. Bir öğrencimiz İtalya’ya gider. Otelde üç-beş kişinin kaldığı bir odaya yerleşir. İki gün sonra, kendisi otel idaresine çağrılır. “Sabah erken saatte kalkıp kitap okuyormuşsun. Odadakiler şikâyetçi oldular, rahatsız olmuşlar” denir. Öğrencimiz, “Ben Müslümanım, dinimin emri gereği sabah erken kalkıp namaz kılmak zorundayım” der. Bunun üzerine şu teklifte bulunurlar: “İki kişilik bir odamız var. Orada bir kişi kalıyor. O da sabahları erken kalkar. İstersen seni oraya alalım.” Teklifi kabul etmesinden sonra yeni odasına yerleşir. Her sabah yine kalkar, namazını kılar, Kur’an-ı kerim okur. Yanında kaldığı yaşlı Yahudi de o saatte kalkıp dolaşır. Oda arkadaşına sorar: “Ben Müslümanım onun için kalkıyorum. Bu dinimizin emri, ya sen niçin kalkıyorsun?” O da; “Bizim dinimizde de bu vakitte yatmak iyi değildir. Bu yaşa geldim, üzerime daha güneş doğmadı. Ayrıca ben araştırdım, bu saatte uyumak sağlık açısından çok zararlıymış” der. Şimdi anladınız mı, Avrupa’nın niçin kalkındığını bizim niçin maddi manevi geri kaldığımızı. Roller nasıl değişmiş. Onlar bizim iyi yönlerimizi almışlar bizler ise onların kötü yönlerini. Halbuki, hepimiz büyüklerimizin, “Aman evladım, sabah güneşi üzerine doğmasın, bu vakitte rızıklar dağıtılır, bu vakitte mutlaka ayakta ol! Yoksa, bedenin sıhhatsiz, günün bereketsiz olur!” nasihatleri ile büyümedik mi? Asırlardır, ecdadımız böyle yaşamamış mıydı? Bize ne oldu da bu güzel hasletlerimizi Batı’ya kaptırdık?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT