BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Temize çıkmak için

Temize çıkmak için

Süleyman Demirel 28 Şubat’ı darbeden saymıyor.



Süleyman Demirel 28 Şubat’ı darbeden saymıyor. “28 Şubat’ta herkes yerindeydi. 12 Martta öyle olmadı. Benim arkamda yüzde 50 oy vardı, hükümeti elimden aldılar” diyor. Erbakan Hükümeti’nin görevi bırakmak zorunda kalmasını ise hem halktaki gerginliğe bağlıyor hem de “28 Şubattan 3.5 ay sonraydı” diyor. Darbeydi değildi tartışmalarına bakınca şöyle bir sonuç çıkıyor gibi oluyor: “Darbe olsa gereğini yaparız ama darbe değil..” .... 28 Şubat döneminde savcılıklara, emir mahiyetinde yazılar gitmiş, eskinin fermanları gibi internet sitelerinde dolaşıyor. İçişleri Bakanlığına emir gitmiş. Bu adamdan (bir memurdan söz ediyor) hesap sorun, yani işten atın aksi halde biz gereğini yapacağız. Memurun suçu o evrakta yazmıyor ama şahit olanlar anlatıyor. Askerî bir geminin denize indirilme törenine dönemin başbakanı ve cumhurbaşkanı da davetliymiş. Nizamiye kapısından başbakan ile cumhurbaşkanının maiyetini içeri almamışlar. İşten atın dedikleri memur da girmek için ısrar etmiş.. Ben korumayım, demiş. Bir başbakan özel hizmetindeki adamı tören alanına sokamıyor. Törende herkes var.. Subay eşleri var, diğer davetliler var.. Sadece bu olay bile soruşturma konusudur. Savcılıklara yazılan emirler soruşturma konusudur. Barolar Birliği’nden, İstanbul Barosu’ndan, Ankara Barosu’ndan, Yargıyı rahat bırakın diyen derneklerden ses yok. Kurumsal tepkiden vazgeçtim.. Her konuda açıklamalarda bulunup yorum yapanlar iki satır laf etmedi. Hadi dün ses çıkaramıyorlardı bugün niye konuşmuyorlar. Demirel, “Bazı şeyler çok konuşmaya gelmez” diyor.. “Sonra işin aslını araştırdınız mı?” anlamına gelecek bir soruya bu cevabı veriyor. Ne olduysa oldu, kapandı, kapanması lazım, demeye getiriyor. Bu konu kimin kapansın demesiyle kapanacak. Sonra hangi biri kapanacak. Eşeledikçe “tencere dibin kara..” hikâyesine dönüyor. Herkes kenarından köşesinden bu işlere bulaşmış. Benim teklifim şöyle: Kim ne halt yediyse yedi. En azından toplum vicdanını rahatlatmak için bu işlere bulaşan insanlara bir şartla (Yaptıklarını anlatması şartıyla) takibata uğramayacaklarının teminatı hukuki düzenleme ile verilmeli, sonra yaptıkları işler anlattırılmalı. O dönemde pozisyonun neydi, ne yaptın, ne için yaptın, pişman mısın.. Yine aynı pozisyonda olsan aynı şeyi yapar mısın.. Herkese ayrıca bir sayfa da “eklemek istediğin bir şey var mı?” başlığı altında serbest atış hakkı.. Sonra bu itirafları isimsiz olarak yayınlamalı. İsteyen ismini de yazabilir. Ortaya binlerce sayfa çıkar. Adı da iddianame değil, itirafname olur. İtiraflar peyderpey yayınlanmaya başlarsa toplum, vücudundan cerahat akan hasta gibi rahatlar. Akıtmak kurutmaktan iyidir. Bence önce Demirel anlatmaya başlasın.. Ahir ömrünün iyiliği olur.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT