BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kalıcı olanlar kıymetlidir...

Kalıcı olanlar kıymetlidir...

Bırakıp gideceğimiz muhakkak olan şeylere bu kadar gönül veriyoruz. Kurtuluşumuza sebep olabilecek şeylere de önem vermiyoruz. Bu, akıllı olan bir adamın yapacağı bir iş midir?..



İnsana değer veren, başkalarından üstün kılan şeyler umumiyetle üç kısma ayrılır: Birincisi; manevi olan, gözle görülmeyen şeylerdir. İman, güzel ahlâk, ilim, edep ve hayâ gibi... İkincisi; yüz güzelliği ile beraber vücut güzelliğidir. Boylu boslu olmak, uzuvların sağlam ve tam olması gibi... Üçüncüsü; insanın dışında olanlardır. Mal, mülk, makam, mevki, şan ve şöhret gibi... MANEVİ OLANLAR DEĞERLİ... Bunların en değerlisi manevi olanlardır. Çünkü onlar hem çok kıymetli hem de kalıcıdırlar. Diğer ikisi ise geçicidir. Dünya hayatı ile ilgilidir. Hayat sona erince güzelliklerden eser kalmaz. Servet, makam ve mevki ağızdan çıkan son nefes gibi biter. Mal vârislere intikâl eder... Sahip olduğu bütün maddi varlığı bir anda yok olur. Bir daha buluşmamak üzere elinden alınır... Makam-mevki de sıradakine nasip olur... İnsan öldükten sonra güzellikleri de bitmiş olur. Dünya hayatında iftihar ettiği güzelliği de sona ermiş olur. Herhangi bir kabir açılıp bakıldığında, içinde yatan mevtanın kefenden önceki elbisesi hangi kumaştan idi, ipekli mi veya çok kalitelisinden mi giyinirdi, yoksa fakir olduğu için adi elbiselerle mi dolaşırdı. Belli olmaz. Zengin miydi, fakir miydi o da anlaşılmaz. Toprak her ikisini de çürütmekle meşgul iken böcekler de bayram ederler... “İNSANLAR NE KADAR ZAVALLIDIR!” Manevi olanların kıymetli ve kalıcı olması dünyaya veda edildikten sonra da devam etmesidir. Dünyada, kabirde ve ahiret hayatında da sahibinin işine yarar, onun iki cihan saadetine kavuşmasına vesile olur... İnsan sahip olduğu bu üç nimetten büyük lezzet alır. Manevi olanların tadı bir başkadır. Bu tadı alanlardan biri demiş ki: “Eğer cennette olanlar da bu kadar lezzet içinde iseler gerçekten cennet çok güzel bir yerdir...” Yahya bin Muaz rahmetullah buyuruyor ki: “İnsanların bazısı (ki çoğu böyledir) ne kadar zavallıdır, onlara çok acıyorum. Dünyaya geliyorlar, belli bir süre hayat sürüyorlar fakat dünyanın en tatlı ve en lezzetli şeyini tatmadan göçüp gidiyorlar.” “Efendim, nedir o dünyanın en tatlı şeyi?” diye sorduklarında şöyle buyurdu: “Allahü teâlâyı tanımak ve sevmektir. Ondan büyük lezzet yoktur. Diğer lezzetlere doyulabilir, ondan usanılabilir. Ama buna doyulmaz. Bunun lezzetini tadanlar bilir...” “AŞK HASTASI ŞİFA İSTEMEZ” Mevlâna Celâleddin-i Rumi kuddise sirruh buyuruyor ki: “Bütün hastalar şifa bulmak, hastalıktan kurtulmak isterler. Aşk hastası şifa bulmak istemez, hastalığının artmasını temenni eder...” Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.) Nasıl cennet bahçesi olmasın ki! Bir adamın ömür boyu hasretini çektiği, kavuşabilmesi için canını verdiği sevgilisine kavuşmuştur, aradaki maniler kalkmış, bir daha ayrılığın olmayacağı beraberlik elde edilmiştir... Nasipsizler için de kabir, Cehennem çukurlarından bir çukurdur. O da çok sevdiği dünyasını ve dünyadakileri bir anda bir daha buluşma ümidi olmadan terk etmiştir... Bırakıp gideceğimiz muhakkak olan şeylere bu kadar gönül veriyoruz. Kurtuluşumuza sebep olabilecek şeylere de önem vermiyoruz. Bu, akıllı olan bir adamın yapacağı bir iş midir?..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT