BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Hayata dair...

Hayata dair...

Düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen hâlâ gerisin geriye gitseydin; O zaman bu çaresiz bir durum olurdu...



Düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen hâlâ gerisin geriye gitseydin; O zaman bu çaresiz bir durum olurdu... Ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı tırmandığına göre; adımlarının geriye doğru kayması, bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir... O zaman da umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur... (...Franz Kafka) Söz der ki “-Kendini en tepede görmende sakınca yok... Kimseyi senden aşağı görme yeter...” (...Tavsiye bölümünü tamamlarken ettiği müthiş S.Ö.Z.leri) SÖZ’ün gelimi... (...A-Ş-K’a Alper Kuşcu bakışı) Yanağı daha yeni silinmiş, utangaç sivilcelerden pembe bir kızın, okul sıralarında, kendinden büyük hocasına, hayran hayran bakması. Bebek yüzlü genç bir popçunun, kuşe kâğıda 4 renk ofset baskılı, evdeki baskılardan da baskın, duvardaki suretiydi; A-Ş-K... ... Düğünlerde arka saflardan bakan, kuşkulu, ümit var, çiçeği burnunda, son sigarasıyla orta yerde azize oynayan, ilk defa gördüğü kıvrak ve işveli yabancıya, bütün bakışmaların karıştığı düğün pistinde, adrese teslim doygun doygun yazmasıydı; A-Ş-K... ... Önü Türkçe arkası matematik bölümlü defterinin yamalı yerine, baş harfi Sevda olan toplu çekilmiş bir hatıra fotoğrafının ortasındaki, orta boylu, esmer ve flu bir geçmişin acıtan izleriydi; A-Ş-K... ... Büyük şehirde gayri menkul, altılı ganyan, kazı kazan, bir sonraki bahara kalmışlardaki taze umuttu. “Paran yoksa aşk yok” diyen gereksiz adamların kurduğu, sanal bir korku, doymamış yağ oranı yüksek mutlu azınlığın tekelindeki janjanlı çizgi romandı; A-Ş-K... ... Elektrikler kesilince komşu kızının resim defterinde kalan, “Cin Ali Ayşe’yi seviyor” yazılı fişlerin hecelerinde ergenliğe girmemiş yaramaz cingöz çocuktu. Askere giderken herkes kendini bekliyor zanneden, saf bir tertibin, “Önce vatan” yazılı tepelerden haykırdığı, döner dönmez unutacağı geri dönüşümsüz vaatlerdi; A-Ş-K... ... Annenin dantel işleyerek kızına aldığı kareli defter, babanın seyyar tablalarda satarken ısladığı, “Ne alırsan 1 lira”lık alın teriydi. Parklarda sevgililere, hiç sevgilisi olmamış simit satan gencin; hayali bile yasak, boynu bükük yutkunduğu, devasa sessizliğiydi; A-Ş-K... ... Kısmetsiz ceviz sandığına, evde kalmış pembe kimliğini, dedikodulardan naftalin, keşkelerden defne yaprağı, annesinden dırdır, babasından hırgür koyduğu sararmış çeyizleriyle; oturma odasında 52 ekran stereo yalan, ulu orta öpüşen pembe dizilerden gelip kurtaracak, (olmadı hiç olmayacak), “herkes sevdiğini mi aldı ki” (gelmedi ve hiç gelmeyecek), telkinli, beyaz atlı prensti; A-Ş-K... ... Alarak acılarını kurak bedenlerin, ıslak dudağıyla tepeden tırnağa her yerinin ve dökülen düşlerini yağmur gibi sızarak yanaklarına, her zerrede patlayan nar çiçeği gibi dokunduğunda dudak kıvrımına küçük ateşler, en dibine kadar çektiğin titrek nefesiyle parmağına doladığı yosma bir sigaraydı; A-Ş-K... ... Yeni alınmış otomobilin sökülmemiş naylon kılıfı kadar cebelleşen ihtiras. Kapı çalındığında sofradaki tatlıyı masa altına saklayan el kadar haris ve tamahkâr, “Ellere var da bize yok mu” nağmelerin katran katran zift akıttığı kalleş kıskançlığı, “ Benim olmazsan kara toprağınsın” kara sancılarının tek kişilik bencilliği, çift kişilik oyunu, Üç kişinin bildiği ve bindiği dalı kesen, sermayesi hayallerden hacizli iflastı; A-Ş-K... ... Her noktasında nasır, her santiminde kıymık, kesik yara, kesif korkularla, karanlık yorganlara sarılıp ağlarken; gözüne toz kaçtı dedirten, hep aynı parçayı çaldıran müziğin tekrarıydı; A-Ş-K... ... Ön koltukta cama yaslanmış, gırtlağa inmiş ayrılığa el sallayan buğu gözlü nihayet. İlk dokunduğu kestane rengi alev saçları, başkalarına bıraktığı nedamet. O mazbut sızının pençesinde sarsılmış küçük kalplerin ilk titrediği bidayetti; A-Ş-K... ... Elmaların portakal tadı mümkünsüz rüyası, koyu kırmızı cesaret, küf rengi kabahat, en lezzetli şey olan açlıktan bile lezzetli tadından yenmez simsiyah ayrılık, müdahil avukatların samimiyete el koyduğu vicdansız zaferlerdi; A-Ş-K... ... Aldatılmışlığın kız kardeşi, şehvetin üvey kardeşi, hayal kırıklığının öz kardeşi... Bedenin en büyük azabı, hiçbir yardımın ulaşmadığı, ödeyicisi bulunmayan borç... Yakan-kavuran-savuran-tüketen-öldüren ve yeniden doğduran... Yeryüzünün dar olduğu tek mekân... Krampon... -Schuster’in istifasındaki sır perdesi aralandı: “Milletvekiliğine adaylığımı koyacağım”... ... -Muhtemel bir beraberliğe karşı Sabri Sarıoğlu derbi hazırlıklarını günde 2 kere üçlü çektirme idmanı yaparak sürdürdü... ... -Aziz Yıldırım derbi öncesinde Arena’daki soyunma odası yerleşim planlarını incelediği iddialarına, “Hakem soyunma odasının yerini ben zaten biliyordum, öylesine baktım” şeklinde cevap verdi... ... -Selçuk Şahin: “Bu derbide de gol atarak kontratımı 3 sezon daha uzatmak istiyorum”... ... -Schuster’den istifa itirafı: “60’ların futbolunu bizim takımın da oynadığını fark edince bırakmam gerektiğini anladım”... TEMEL’iN YERi Temel, görme engelli dilencinin gazeteye baktığını yakalayınca kızmış; “-Körüm diye milleti kandırıyorsun, ayıp değil mi?...” Dilenci “Yanlış gördün abi” demiş, “Resimlerine bakıyorum sadece...” Temel, “Kusura bakma, ben yanlış anladım” diyerek özür dilemiş... KEMAL’İN YERİ -Gömleğiniz çok güzel efendim... “-Teşekkür ederim... internetten 150 TL’ye aldım...” -Çok şık... Markası ne bu gömleğin?... “-Ateşten gömlek...” CEMAL’İN YERİ... İdris, Cemal’e nişanlısı Hatice’yle arasının nasıl olduğunu sormuş; “-Bir türlü anlaşamıyoruz... Ama ayrılamıyoruz da...” -Ne yapmayı düşünüyorsun?... “-Evleneceğiz... Avukatlar bu işi daha iyi çözer...” BİR FİLM DİYALOĞU “-Aydınlık her zaman vardır, yeter ki en karanlık anlarda ışığı yakmayı bilin...” (...Albus Dumbledore filminden)
Reklamı Geç
KAPAT