BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mektûbat’ta Resûlullaha uyma konusu -2-

Mektûbat’ta Resûlullaha uyma konusu -2-

“Seâdet-i ebediyyeyi ele geçirten sermâye, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) dînine yapışmaktır. Bütün zarar ve fesâdların başı, İslâmiyyetten ayrılmaktır...”



Geçen haftaki makâlemizde, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin bir mektûbunda [I/44], mahlûkların en üstününe uyma konusunda neler buyurduğunu özetlemiştik. Bugün onun muhtelif kimselere yazdığı üç mektûbundan daha bahsedeceğiz. İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi aleyh), Hâce-i Cihân’a yazdığı bir mektûbunda, Peygamberlerin en üstününe (aleyhi ve aleyhimüs-selâm) ve Hulefâ-i Râşidîne (radıyallahü anhüm) uymaya çalışmak lâzım olduğu konusunda şöyle buyurmaktadır: “... Bütün kemâlâta kavuşmak, ancak Peygamberlerin en üstününe (aleyhis-selâm) uymakla olur. Öyle ise, Ona uymak için ve Onun dört Halîfesine uymak için çok çalışınız. Onun dört Halîfesi doğru yoldadırlar. Ondan sonra, herkesi doğru yola onlar getirmişlerdir. Onlar, insanları doğru yolda ilerleten yıldızlardır. Evliyâlık semâsının güneşleridirler. Onların izinde yürümeye kavuşmakla şereflenenler, tam kurtuluş ile kurtulurlar. Onların yolundan ayrılanlar, doğru yoldan sapar, felâkete düşerler...” [I / 25] “ÖNCE İ’TİKÂDI DÜZELTMELİ!” Mirzâ Bedîuz-zamân’a yazdığı mektûpta da, mahlûkların en üstününe uymayı, bunun için de önce i’tikâdı düzeltmeyi, sonra fıkıh bilgilerini öğrenmeyi bildirmektedir: “... Dünyâ ve âhıret seâdetlerine kavuşmak için, dünyâ ve âhıretin Efendisine (aleyhi ve alâ âlihis-salevâtü vet-teslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ) uymak lâzımdır. Ona uymak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak, önce i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. Bundan sonra, o büyüklerin Kur’ân-ı kerîmden ve Hadîs-i şerîflerden anlayıp bildirdikleri helâl, harâm, farz, vâcib, sünnet, mendûb, mubâh ve müştebeh [şübheli] bilgilerini öğrenmek ve bütün işlerini bunlara uygun olarak yapmak lâzımdır. Bu iki kanat [i’tikâd ve amel kanatları] elde edildikten sonra, eğer ezelde mes’ûd olması takdîr buyurulmuş ise, mukaddes âleme uçmak nasîp olur. Bu iki kanat olmadan yükselmek olamaz... Allahü teâlâ, her şeyi bir sebeble yarattığı, gönderdiği için, kendisine kavuşturan sebebi, o vesîleyi Ondan istemelidir. Fârisî mısra’ tercemesi: İş budur, bundan başkası hiçdir...” [I / 75] Sofî Kurban’a yazmış olduğu mektûpta da, Peygamberlerin en üstünü olan Muhammed aleyhisselâma uymayı teşvîk etmektedir: HAKÎKÎ ÜSTÜNLÜK... “Cenâb-ı Hak, hepimizi, dünyâ ve âhıretin Efendisi ve bütün insanların her bakımdan en yükseği ve en iyisi olan, Muhammed Mustafâya (sallallahü aleyhi ve sellem) tâbi olmak seâdetiyle şereflendirsin! Çünki Cenâb-ı Hak, Ona tâbi’ olmayı, Ona uymayı çok sever. Ona uymanın ufak bir zerresi, bütün dünyâ lezzetlerinden ve bütün âhıret ni’metlerinden dahâ üstündür. Hakîkî üstünlük, Onun sünnet-i seniyyesine tâbi’ olmaktır ve insânlık şerefi ve meziyyeti, Onun Sünnetine [ya’nî İslâmiyyete] uymaktır. [“Sünnet” kelimesi, üç ayrı ma’nâya gelir. Burada, İslâmiyyet demektir.] Meselâ, Ona uyan bir kimsenin, gün ortasında bir parça uyuması, ona uymaksızın, birçok geceyi ibâdetle geçirmekten, kat kat dahâ kıymetlidir. Çünki “Kaylûle etmek” ya’nî öğleden önce biraz yatmak, Onun âdet-i şerîfesi idi. Meselâ, Onun dîninin emrettiği için, bayram günü oruç tutmamak ve yiyip-içmek, Onun yolunda bulunmayıp senelerce tutulan oruçlardan dahâ kıymetlidir. İslâmiyyetin emriyle fakîre verilen az bir şey [ki buna zekât denir], kendi arzûsuyla, dağ kadar altın sadaka vermekten efdaldir, dahâ üstündür. Emîrül-mü’minîn Ömer (radıyallahü anh), bir sabâh namâzını cemâat ile kıldıktan sonra, cemâate bakıp, bir kimseyi göremeyince, onun nerede olduğunu sordu. Eshâbı dediler ki: “Geceleri sabâha kadar ibâdet ediyor. Belki şimdi uyku bastırmıştır.” Emîrül-mü’minîn buyurdu ki: “Keşke bütün gece uyuyup da, sabâh namâzını cemâat ile kılsaydı, dahâ iyi olurdu.” İslâmiyyete uymayan şeylerin hiçbirisini Hak teâlâ sevmez, beğenmez. Sevilmeyen, beğenilmeyen şeye sevâb verilir mi? Belki cezâya sebeb olur. Bu incelik, dünyâ işlerinde de vardır. Biraz düşünülürse anlaşılır. O hâlde, seâdet-i ebediyyeyi ele geçirten sermâye, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) dînine yapışmaktır. Bütün zarar ve fesâdların başı, İslâmiyyetten ayrılmaktır.” [I / 114]
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT