BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kaçan balık küçük olur! Çünkü büyükler öldü

Kaçan balık küçük olur! Çünkü büyükler öldü

Galata ve Salacak’ta olta sallayanlara ve pazarda balık satanlara “Balık çeşitliliğinin azalması hakkında ne düşünüyosunuz” diye sorduk. Bir sorduk bin ah işittik. Yarım asırdır bu işi yapanlar birçok balık türünün yok olduğunu söylüyor.



> Eda Gedikoğlu Balık demiş ki: Etimi yiyen doymasın, avımı yapan gülmesin... Bu söz gerçekten doğru mudur bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey var ki, o da Marmara’daki balık çeşitliliğinin her geçen gün azaldığı. Peki bunu engellemek için neler yapılmalı? Bu sorumuzun cevabını balık pazarlarında, balıkçılarda ve meraklısında aradık. Aldığımız cevaplar bizi şaşırtırken aslında büyük gerçekleri de ortaya koydu. 50 YILDIR OLTA ATIYOR Üsküdar sahilindeyiz. Oltayla sabır avlayanlarla konuşuyoruz. 53 yaşındaki Erhan Ersan’a yaklaşıyor sorumuzu yöneltiyoruz. “Emekliyim. 13 senedir balık tutuyorum. Her geçen gün balık türleri azalıyor ve bir sene tuttuğumuzu sonraki sene bulamıyoruz. Balık türleri sürekli değişiyor ve azalıyor. Bunların engellenmesi gerekiyor bu sebeple bilinçsiz avlanma azaltılmalı...” diye cevap veriyor. Bir başke emekli olan 66 yaşındaki Hayri Başoğlu ise bu işin babasından miras kaldığını belirtip “11 yaşımdan beri balık tutuyorum” diyor. Başoğlu, “Önceden daha büyük balıklar çıkıyordu artık hep küçükler takılıyor oltaya. Bu sebeple daha çok tatlı sularda avlanıyor sazan ve turna tutuyoruz. Suların temiz tutulması, trol ve gırgır gibi oltaların kıyılarda kullanılmaması gerekiyor. Bu tür oltalar balık yuvalarını bozuyor ve yumurtaları yok ediyor” diye konuşuyor. BABA MESLEĞİ Ardından soluğu Üsküdar Balık Pazarında alıyoruz. Yaşar Gök, işsizlik yüzünden bu işe adım atmış. Başlayış o başlayış. 30 sene olmuş. Şimdi 47 yaşında. Yani birçok balık türünün azaldığını yaşayıp görenlerden. “Bence bunun önüne geçmek için Denizcilik Bakanlığı kurulmalı ve denetimler sıklaştırılmalı. Cezalar yüksek tutulmalı. Av yasağına uyulması sağlanmalı” diye çözüm yolu gösteriyor. Erol Çetin de bu işi babasından devralmış. “20 senedir balıkçılık yapıyorum” diyor, ardından da daha çok tedbir alınmasını istiyor: “Avlanma yasağının uzun tutulması, ufak balıkların tutulmaması yeterli gelmiyor.” Buradan Galata Köprüsüne geçiyoruz. Haliç, “bu köprünün altında çoook balıklar aktı” der gibi parlıyor. Köprüde çeşit çeşit insan günün her vakti balık avlıyor. Hasan Özer onlardan biri. Asıl mesleği yağlı boya ve mobilyacılıkmış. Ama 10 yaşından beri de olta sallıyormuş. “48 yaşındayım” diyor ve anlatmaya devam ediyor: “Artık eski türlere rastlayamıyoruz. Denizlere atık su boşaltıyorlar, hayvancıklar zehirleniyor ve barınacak yer bulamıyor.” BİLİYOR MUYDUNUZ? > Balıkların yeryüzünde dinozor türlerinden önce olduğunu, > Yeryüzündeki sürüngen, memeli ve kuş türlerinin toplamından fazla balık türü bulunduğunu, > Balıkların, kuşlar ve memeliler gibi acı ve stresi hissedebildiğini, > Balıkların su içtiğini ve tuzlu sularda yaşayan balıkların bunu dengelemek için devamlı su içmek zorunda olduklarını.. İKİ YAKAYA DA GİTTİK Hem Anadolu hem de Avrupa yakasındaki balıkçıları dinliyoruz. Söylediklerinde değişik bir şey yok. Tek fark Boğaz’a farklı yönlerden bakıyor olmaları. Karaköy esnafından 25 yıllık balıkçı Ali Cengiz tehlikeye dikkat çekiyor üzülerek: “Azalma var çoğalma yok. Şimdilerde de istavrit ve lüferler azalmaya başladı.” Her hafta bir üniversiteyi ağırlıyoruz Bu hafta sayfamızı Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileriyle hazırladık Tatlı yiyemedik ama tatlı konuştuk Türkiye Gazetesi’ni ziyaret için yola çıktık. Ama başımıza gelmeyen kalmadı. Adres sorduğumuz baklavacı bizi gideceğimiz yere kasasında bıraktı. Tatlı yiyemedik ama gazeteden tatlı hatıralarla ayrıldık. Genç Türkiye’yi bu hafta Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileriyle tasarladık. Yazıişleri toplantı salonunda Eda Gedikoğlu, Murat Atak, Beyza Keleşoğlu, Volkan Ünlü, Sinem Güner ve Emre Yeniay ile haber toplantımızı yaptık. Keyifli ve renkli geçen toplantıda Eda Gedikoğlu’nun İstanbul balıkçılarını konu aldığı haberi ön plana çıktı. Murat Atak, kellikle ilgili bir haber hazırlamış. Kelliğin gençleri ilgilendirmediğini düşünüp haberi, sayfa için “kel alaka” gördük. Buna üzülen Murat, “Abi zaten, buraya gelirken ilginç maceralar yaşadık” diye dertlendi ve anlatmaya başladı. O anlatırken sayfamıza koyacağı haberi de çıkarmış oldu: “Sabah arkadaşlarla Mecidiyeköy metrobüs durağında buluştuk. Güle oynaya Yenibosna durağına geldik. Tam ineceğimiz sırada karşımıza dev gibi bir adam dikildi. Arkadaşlarımızın dördü inerken, Beyza ve ben araçtan adımımızı dışarı atamadık. Bir durak sonra (Sefaköy) inebildik. Şoförle tartışıp geri döndük.” (Emre: “Saydım, 7 metrobüs sonra geldiler.”) İLK GÖRDÜĞÜMÜZ LOGOYA... Neyse, gittiğimiz gibi geri geldik. Arkadaşlarla ikinci defa buluşmuş olduk. Şimdi sıra Türkiye Gazetesini bulmada. İlk gördüğümüz taksiciye sorduk. Adam iştahla, “Ohooo İhlas Holding buraya bayağı uzak, yürüyemezsiniz. Gelin götüreyim” dedi. Niyetini anladık. İlk gördüğümüz İhlas logosuna yöneldik. Vardığımızda buranın “İhlas Koleji” olduğunu anladık. Peki nerede bu Türkiye Gazetesi?... -Hah bu baklavacı abi bilir. Şuna soralım. -Abicim İhlas Holding nerede biliyor musun? -Buraya yürüme mesafesiyle biraz uzak. Sinem söze girdi: “Ay bizi götürsen ne güzel olur.” Baklavacı bu nazik isteğe kayıtsız kalmadı. “Atlayın götüreyim. Yalnız, 50 metre ileride bekleyin beni. Patron görmesin yoksa işten oluruz.” BAKLAVALAR ARASINDA... Öne Beyza ve Sinem bindi, arkaya da ben, Emre, İbrahim, Murat, Volkan... Baklava tepsilerinin arasında gazeteye doğru yol aldık. Neyse ki Eda’yı babası bırakacaktı. Kahvaltı da yapmamışız. Baklavalar da ne güzel duruyor. Hem göze hem mideye hitap ediyor. Bu arada Emre baklavacı abinin telefonunu aldı lazım olur diye “baklava” diye kaydetti. İhlas Holding’in önünde indik. Dördüncü kata çıkıp Türkiye Gazetesinin mutfağına girdik. Haber toplantısı yaptık. İHA’yı gezdik, matbaayı gördük. Fatih abi bizi çok iyi karşıladı çok mutlu olduk... Tatlıyı yiyemedik ama tatlı konuştuk. İlk defa bir gazete ve gazeteci gördüm. Yalnız toplantı odasında gözlüğüm kırıldı. Peki siz ne dersiniz arkadaşlar? Beyza: “Buraya geldiğim için çok mutlu oldum.” Volkan: “Türkiye Gazetesine bu şansı verdiği için teşekkür ediyorum. İlk defa bir gazete gördüm.” İbrahim: Türkiye Gazetesinin ortamını çok samimi buldum. Burası Türkiye’nin geleceğindeki iletişimcilerin mutlaka görmesi gereken bir mutfak. Eda: “Artık haberlere daha farklı bakıyorum.” Sinem: “Hiç matbaaya girmemiştim çok heyecanlandım ama tısss diye bir ses çıktı. Çok korktum.” Emre: Çok büyük bir keyifti. Yedirdiler, içirdiler, gezdirdiler.?Çok bilgilendik. Çok teşekkür ederim.
Reklamı Geç
KAPAT