BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Japonlar Harakiri yapıyor!

Japonlar Harakiri yapıyor!

“Nükleer reaktörler patlayabilir” diye uyardığımız Japonlar, “Vatanımda ölürüm. Kaçmam”?diyor...



> JAPONYA’DAN GELİYORUM Osman SAĞIRLI osman.sagirli@tg.com.tr Haiti, Pakistan, Endonezya, Tayland, Gölcük ve Erzincan depremlerini gördüm ama böylesini görmedim. Haiti’de gözümün önünde tek bacağı kalmış binalardan malzeme kurtarama telaşındaki insanlar, kurşun yiyen yağmacılar, uçsuz bucaksız çadırkentler. Açıkcası Japonya’ya giderken karşılaşmayı umduğum muhtemel manzaralar bunlardı. Peki Japyonya’da bunlardan hangisini gördüm dersiniz? Made in Japan... Çocukluğumda koluma taktığım saatin, mesleğe başladığımda aldığım ilk fotoğraf makinasının kapağından aşina olduğum dahası alacağım her üründe bizzat aradığım yazı. Yaylı binalar, gökyüzüne merdiven dayayan devasa yapılar, envai çeşit elektronik ürün. Fakat bu güvenim Japonya’yı gördükten sonra tamamen bitti desem yalan olmaz. Zira her türlü depremin üstesinden gelen Japonya, ne yazık ki bu defa çuvalladı. Sadece bununla kalsa iyi, dünyayı da önü alınamayacak bir felaketin eşiğine sürükledi. Peki dünya olup biteni tahayyül edebiliyor mu? Hiç sanmam... Bugüne kadar insanlık için teknolojide büyük imkânlar sağlayan Japonlar, yine o teknoloji ile insanlığın sonunu getirmek üzereler. Tsunaminin hemen ardından yapılan yardım tekliflerini bir bir reddeden Japonlar, santrallerdeki yangınlara müdahale edemedikleri gibi olup biteni de gizleyerek, insanlığa karşı büyük suç işlediler. Peki neden? Anlatalım; Bu güne kadar dünyaya deprem teknolojileri pazarlayan, birçok ülkede mimari yapılar, nükleer tesis inşaatları kovalayan bir ülkenin aciz duruma düşmesi diye bir şey olamazdı da ondan. Şimdi ise “Fukushima’da reaktör patladı, soğutma hortumları çatladı, birinin çatısı yıkıldı, diğerinin kapısı kırıldı” diye her gün bir hikaye dinliyor, reaktörleri kontrol altına almaya çalışan 70 kamikazenin macerelarını okuyoruz. Uzmanlara göre artık patlamaya günler değil sadece saatler var. Ölü sayısı hakkında bile net bilgi veremeyen daha ilk gün “bir ölü var” dedikten sonra ölü sayısı arttıkça depremin şiddetini 4 kere değiştiren Japonya, 1945’te Hiroşima ve Nagasaki şehirlerine atılan atom bombalarının acısını ne yazık ki şimdi bütün dünyadan çıkarıyor. Gururu yüzünden harakiri yapan, 50 bin civarındaki cesedini dahi enkazdan çıkarmayan Japonya’yı halkının karşısına çıkıp ilk defa konuşan İmparator Akihito bile kurtaramayacak görünüyor. Önümüzdeki günler Japonya’da açlık, hastalık ve radyasyona bağlı toplu ölümlere sebep olacak. Dahası sadece kendini kurtarmak adına dünyayı unatan Japonya’yı bu defa dünya unutacak. YARDIMA EL UZANMIYOR Gelelim afet bölgesinde gördüklerime; Yamagata’da bir spor merkezindeyiz , İHH’daki arkadaşlar erzak ve su dağıtacak. Ben de sözüm ona bir iki kare fotoğraf alacağım. Üç katlı bir merkezin en üstündeki odalardan birindeyiz. Çoluk çocuk yerlere serilmiş bezlerin üzerinde her an kalkacakmış gibi oturuyor. Başlıyoruz gıda paketlerini dağıtmaya... Ancak eller bir türlü kendilerine uzatılan yardıma yönelmiyor. Kimi başını öne eğiyor, kimi yüzünü gizliyor. Merkez görevlisi onları cesaretlendirmek için yiyeceklerden birini alıyor ve “Bu insanlar Turuko. Bizler için Türkiye’den gelmişler” diyor. Ortam biraz olsun yumuşuyor ve yardımlar tek tek dağıtılıyor. Kimse bir tane daha alayım derdinde değil. Erzaklardan alanlar kıyıda köşedeki boş battaniyeleri gösteriyor. İHH ekipleri onlara da birer erzak bırakıyor. Benimki de merak işte İbrahim’e, “Sor bakalım en son ne zaman yemek yemişler?” diyorum. Soruyor ve aktarıyor, “İki gün önce” Bizde olsa iki gün insan aç kalacak ve öylece oturup bekleyecek mümkün mü? DİSİPLİN ŞART MI? Minamisanriku... Burası tsunaminin 8 bin 500 insanla birlikte yuttuğu sahil kasabası. Bir tane şerit çekmişler, içeride bir Allahın kulu yok. Arabalar ağaçlara, kayıklar çatılara çıkmış. Yerle bir olmayan ya da okyanusa sürüklenmeyen binalardan ise sular süzülüyor. Bir iki geziniyorum, kasvet basıyor, çıkıp Huniku’ya yöneliyorum. Günlerdir ortalıkta görünmeyen itfaiyeciler demir çubuklarla bir enkazı karıştırıyor. Enkazda canlı mı arıyorlar kedi mi belli değil. İş uzun süreceğe benziyor, megafonlu itfaiye çavuşunun komutu ile bir ileri bir geri mehteran bölüğü gibi adım atıyorlar. Ayar oluyorum. Millet enkazda can, onlar dışarıda disiplin derdinde. Bir süre sonra iki ceset çıkarıp yol ortasına uzatıyorlar. Kar yağışı başlayınca da çalışmaları bırakıp dönüyorlar. GURURUMUZ BİZİ YIKTI Felaketin üçüncü günü Sendai’deki kriz merkezine giriyoruz. İçerisi alabildiğini bilgisayar, harita ve sağa sola koşturan insanlarla dolu. Askerler bir masada, kızılhaç, belediye ve sivil savunma ekipleri ayrı masalarda. Herşey disiplin altında anlayacağınız. İçeriye girmemizle bizi farketmeleri bir oluyor. Kriz merkezi sorumlusu Sen San yanımıza geliyor, uzun uzadıya bilgi veriyor. Haritanın birini kaldırıp diğerini koyuyor. Anlatıyor da anlatıyor. Peki kaç ölü var? diyoruz, gözleri doluyor, başı öne düşüyor, “Devletimiz 2 bin diyor, polisimiz 10 bin. Bana kalırsa daha fazla. Çünkü her şeyimizi depremde, tsunamide kaybettik, kayıtlarımızı da. Bizde her şey kayıt altında olduğundan kimin hangi binada olduğunu, sağ mı ölü mü bilmiyoruz. Bir nevi hafızamızı kaybettik. Zaten bu depremi bu kadar büyüklükte beklemiyorduk” diyor. İtiraf üstüne itiraf, Japon hükümetinin yardım istemediğini söylüyorum, “Gururumuz birçok şeye engel oluyor. Zaten bu felaketin bu kadar zarar vermesinin tek sebebi de bu. Eğer faydası olacaksa benim çağrıma kulak verin. Çok acil, pirinç, su, makarna konserve, bebek bezi ve mamasına ihtiyacımız var “ diye ekliyor. MEMLEKETİMDE ÖLÜRÜM Japonya’da bulunduğum süre içinde mihmandarlığımızı yapan İbrahim Selimhan Kılıç, eşi Japon üç de çocuğu var. İmkânı olan ülkeyi terk ediyor. İbrahim de memleketten telefon üstüne telefon alanlardan... Ona kalsa dünden ayrılmaya razı ancak eşi gelmek istemiyor. İbrahim, “Abi eve gelin, eşimi ikna etmeme yardımcı olun” diyor. Dört gün boyunca eşini çocuğunu afet ortasında bırakmış bir adamın bu arzusuna hayır diyemiyoruz. Gecenin bir yarısı İbrahim’in evindeyiz. Çaylar içiyoruz, Japon gelin ifade almaya başlıyor, “Söyleyin bakalım bilgileriniz ne kadar sağlam, Japonya’ya ne olacak?” Ortalık toz duman, enkazlarda bir sürü insan var. Benzin yok, su, elektrik yok, millet aç, reaktörler her an patlayabilir diyoruz. Hepsini tek tek dinliyor. “Bu söyledikleriniz belki beni ikna edebilir. Ancak annem ve babam kesinlikle ikna olmaz. Onları ikna edecek şeyler bulun lütfen” diyor. Dilimiz döndüğünce anlatıyoruz, annesini ve babasını arıyor, “Aldığı cevap manidar. Biz kendimize kaçtı dedirtmeyiz. Bir günde iki atom bombası atılan buna rağmen ayağa kalkıp dünyaya hükmeden bir milletiz. Ölürsek memleketimizde ölürüz, hiç bir yere gelmiyoruz.” TEK ÇADIR GÖREMEZSİNİZ Bir ara İHH İnsani Yardım Vakfı’ndan Recep, “İbrahim burada bir çadırkent kursak. Bu insanları yerleştirip sıcak yemek versek” diyor. İbrahim gülüyor; “Abi burada kimin nerede kalacağı daha doğduğu gün belli olur. Onun için bir tane dahi çadır göremezsin” diyor. Ki, kaldığımız bir hafta boyunca da görmüyoruz. Lakin o kadar aç ve susuz insanı görünce keşke burada da çadır olsa demeden de edemiyoruz. SIRAYA GEÇ DEMİYORLAR Herkes o kadar soğuk kanlı o kadar düzenli ki, küçücük bir dükkânın önünde bile uzun uzun kuyruklar oluşturuyorlar. Taa ki biri “mal bitti” deyinceye kadar. Uzun uzun bir hipermarketteki sırayı takip ediyorum. Her gelen sıranın en arkasına geçiyor, robot gibi öndekini izliyor. Sıranın en arkasından başlayıp fotoğraf çeke çeke ilerliyorum. En öne gelinceye kadar bir adam “sen kimsin, nereden geldin?” demiyor. Biz de olsa iki adım gittin mi kırk adama hesap verirsin yediğin dayak da yanına kâr kalır. JAPONYA 9 ŞİDDETİNDEKİ DEPREMLE ALTÜST OLDU Minamisanriku... Burası tsunaminin 8 bin 500 insanla birlikte yuttuğu sahil kasabası. Arabalar ağaçlara, kayıklar çatılara çıkmış. Ortada sağlam bir bina dahi yok. Ancak Japon hükümetine göre bu kasabada ne bir ölü ne de bir kayıp bile yok. Tıpkı reaktörlerdeki yangın gibi!... DİKKAT DİKKAT TSUNAMİ GELİYOR KAÇIN!.. Bir ara siren çalıyor. İbrahim sola çekiyor, radyoda olup biteni tercüme ediyor. “Yamagata, Tokyo, Hokkaydo’da çok kısa sürede (1 dakika) büyük şiddette deprem bekleniyor. Buralarda yaşayanların dikkatine!.. Yoldaysanız yavaşlayın, aniden durmayın! Ofisteyseniz masanın altına girin, evlerdeyseniz camlardan uzak durun. Okullardaki öğrencilerin başlıklarını mutlaka takın” çok geçmiyor araç sallanmaya başlıyor. Aynı radyo yayını devrede, “Bahsedilen noktalarda 6.4 şiddetinde deprem oldu. Şimdi de tsunami tehlikesi var, sahillerden uzak durun. Yüksek kesimlere kaçın!” Teknoloji bu kadar ilerlemiş anlayacağınız. Peki bu kadar insan niye öldü dersiniz? Nükeer tehlike gittikçe büyüyor Japonya, Fukushima Daiçi nükleer reaktöründeki tehdit seviyesini 5’e yükseltti. Çernobil faciasının büyüklüğü 7 idi. Öte yandan, ABD’nin batı kıyısında, Japonya kaynaklı çok düşük yoğunlukta radyasyon tespit edildiği bildirildi. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) merkezinin bulunduğu Viyana’daki kaynaklar, radyasyon seviyesinin, insanlara zarar verecek seviyede olmadığını söylediler. Radyoaktif sızıntının devam ettiği Fukushima için Japonya ABD’den yardım istedi.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT