BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Darbe üzerine darbe yiyordu!

Darbe üzerine darbe yiyordu!

Recep karşısında beti benzi atan yaşlı adama doğru eğildi: - Bana bir cevap ver doktor... İki yüz elli milyar! Bir kuruş aşağıya olmaz.



Recep karşısında beti benzi atan yaşlı adama doğru eğildi: - Bana bir cevap ver doktor... İki yüz elli milyar! Bir kuruş aşağıya olmaz. Doktor ter içindeydi. Cebinden buz gibi mendilini çıkartıp alnında biriken damlacıkları sildi. - Ben... ben bu kadar parayı bulamam. Yok bu kadar param... Bir kahkaha attı Recep. Gülüşünde bile şeytani bir ifade vardı. Gözlerini kıstı. Siyah pala bıyıklarının ucunu kıvırmaya başladı: - Yapma doktor... Koskoca Doğan Serdaroğlu’sun sen! Nasıl olmaz o kadarcık paran? Yaşlı adam çaresizce baktı onun yüzüne. Yüzü pençe pençe kızarmıştı: - Senin istediğin bir servet. Bunu ben bulamam. Beni ne sanıyorsun sen? Recep gözlerini ellerine çevirdi. Kayıtsız görünmeye çalışıyor, kirli tırnaklarıyla oynuyordu: - O zaman ben delikanlıyla bir görüşeyim. Yapacak bir şey yok. - Ben... ben.. Verebileceğim kadarını veririm. Ancak elli milyar... Daha fazlasını bulamam. Gücüm yok daha fazlasına. Pala bıyıklı adam küçük, ama şeytani bakışlı gözlerini açtı: - Zavallı doktor... Gören de seni bir şey sanacak... Çok acıdım haline doğrusu... Birden ciddileşerek sert bir sesle konuştu dişlerinin arasından: - İki yüz elli milyar... dedi üzerine basa basa... - İki yüz elli milyar! Bir kuruş aşağıya olmaz. Ya verirsin, ya da... Sırıttı: - Ya da gerisini sen düşün... Artık ben bilemem. Bu parayı bir hafta içinde istiyorum. Sıkıldım artık burada. Memlekete döneceğim. Kezban bekliyor... Hah, hah, hah... Bir hafta doktor unutma, bir hafta... Fazla değil. Haftaya bu gün parayı getir. Ayağa kalktı. Ellerini cebine sokup bir iki adım uzaklaştı. - Sakın bir numara yapmaya kalkma. Her gün peşindeyim bilmiş ol! Oğlunun yanındaki hanım kız da çok güzel... İrkildi Doğan bey. Darbe üzerine darbe yiyordu. Kendi kendine kızdı bu adamı muhatap kabul edip konuştuğu için. Polise gitmeyi düşündü. Ne diyecekti, neyi ispat edecekti? Oktay her halükârda öğrenecekti her şeyi... Omuzları çökmüş bir halde çıktı otelden. Recep çoktan kaybolmuştu ortalıktan. Arabasına kadar güçlükle yürüdü. Yola çıktığı zaman beyninin içi karmakarışıktı. Füsun’un önerdiği çözüme geliyordu düşündükçe... Oktay’ı alıp karşısına her şeyi anlatmak... Bunu yapacak cesareti olup olmadığını düşündü bir an kırmızı ışıkta durduğu zaman. Yoktu... - Yapamam... Nasıl söylerim, bunca senedir sakladığımız bir sırrı nasıl açıklarım. Ne olur o çocuğun hali, ne fırtınalar kopar içinde? Nasıl yıkarım ona kurduğum dünyayı kendi ellerimle... diye hayıflandı yüksek sesle... Bir korna sesiyle irkildi. Trafik ışığı yeşile dönmüştü. Arkasındaki arabalar onun hareket etmesi için korna çalıyorlardı. Hemen toparlanıp gaza yüklendi. Muayenehanesine geldiği zaman hastaları bekliyordu. Füsun onun yüzüne tedirgin bir halde baktı. Hızla odasına girmişti Doğan bey. Peşinden gitti. - Nasılsınız doktor bey? - Kötüyüm Füsun, çok kötüyüm kızım. Bana bir sakinleştirici ver ne olur... Koşarak getirdi ilacı sekreter. Endişeliydi. Yaşlı adamın bunca sıkıntıya dayanamayacak bir halde olduğunu görüyor, bir şeyler yapmak istiyordu. Ama çaresizlik hepsinin elini kolunu bağlamış durumdaydı. - Hastalarınızı alayım mı içeri? İsterseniz iptal edeyim... Başını salladı Doğan bey: - Olmaz kızım, ayıp olur. Bakalım hepsine. Hiç olmazsa başkasına faydam olunca belki yüreğim ferahlar. Kendime hayrım yok ama... Biliyor musun iki yüz elli milyar istiyor o şerefsiz! Az kalsın küçük dilini yutacaktı Füsun. Dehşetle açmıştı ela gözlerini. Şaşkın bir halde bakıyordu doktor Doğan beyin yüzüne. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT