BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Kişilik önemlidir

Kişilik önemlidir

Epeyce para pul sahibi olmuş bir arkadaşım bana şu soruları sordu: “Bunca senedir yazdın yazdın ne oldu? Seni Türkiye’nin kaçta kaçı tanıyor, eserlerini kaç kişi okudu? Kitapların best seller oldu mu?



Epeyce para pul sahibi olmuş bir arkadaşım bana şu soruları sordu: “Bunca senedir yazdın yazdın ne oldu? Seni Türkiye’nin kaçta kaçı tanıyor, eserlerini kaç kişi okudu? Kitapların best seller oldu mu? Ünün Avrupa’ya Amerika’ya ulaştı mı? Devlet sanatçısı gibi ünvanlara sahip misin? Hangi televizyon kanalı eserlerinin peşinden koşuyor? Gündem oluşturabiliyor musun? Polemiğin var mı? Geceleri hangi kulüplerde görünüyor, hangi gruplarla bir arada oluyorsun?” Soruları tek tek ele aldım, düşündüm. Sadece kendi adıma değil, bu sorulara muhatap olabilecek diğer birçok yazar adına.. Cevaplarım pek de “evet”leri kapsamıyordu. Kitaplarım best seller olmamıştı. Türk Dünyasında tanınıyordu ama birkaç hikayemin Almanca’ya çevrilmesi dışında Avrupa’ya Amerika’ya ulaşamamıştı. Devlet sanatçısı hiç mi hiç değildim, sahne sanatçısı olmadığım için gündem oluşturmam da mümkün değildi. Pornografik sayfalarım olsa belki... Kimselerin eteğinde durmadım, birileriyle bir yerlerde karşılaşma senaryoları hazırlamadım, o tür işleri hiç beceremedim. Birgün bir bakanımız “Sanatçılar beni ziyaret ediyorlar siz niye gelmiyorsunuz? diye sormuştu da çok şaşırmıştım. Ya bende bir gariplik vardı ya da ötekilerde. Ben yazı hayatına gireli otuz yıla yakın bir zaman geçti. Kitaplarım birçok üniversitede araştırma konusu oldu. Öğrenciler kitaplarımdan sınava girdiler. Kimi araştırmacı özellikle dili kullanışım açısından Türkiye’nin birkaç yazarından biri olduğumu söyledi. Ama ben best seller olamadım. Televizyonlarda yoktum, eserlerim yoktu, bana destek olacak bir amcam, bir ağabeyim yoktu. Yolum çetindi, hep birilerine çarpıyordum ya da birileri önümde duruyordu. En yakın bildiğim insanların ihanetini, ikiyüzlülüğünü görüyordum. Değişmez dediğim niceleri değişiyor ve düşmanım kesiliyordu. Paranoid zanları değil bunlar, kişilik kolayca kıvamlanan birşey değildir. İşte bu kıvamsızlar, bu eğretiler birlikte savunduğunuz bir takım değerleri dahi umursamaz oluyorlardı... Artık iyi tanıyordum onları ve artık hiçbir kalabalığın insanı değildim, hiçbir yaftayı boynuma “şuncu buncu” diyerek takamazlardı, artık aynı aldatmacayı yaşayamazdım. Bakın bunlardan en çarpıcısına bir örnek vereyim. Oniki onüç yıl oluyor; önemli bir kuruluşun her yıl yüklüce bir ödülle bütün yazarlara açtığı yarışmaya benim de kitaplarım gönderilmişti. Jüriden dört kişi ilk etapta oyunu bana veriyor, diğer üç kişi değişik isimlere veriyorlar. Dört kişiden sağ görüşlü bir zat-ı muhterem ikinci incelemede “Ben fikrimi değiştirdim” diyor ve oyunu sol görüşlü bir yazara veriyor. Değişik oylar kullanan diğer üç kişi de onun yolunu tutup aynı yazarda birleşiyorlar. Böylece o zat-ı muhteremin manevrasıyla yarışmayı dört-üç kaybediyorum. “Bu olayı nerden biliyorsunuz?” diye sorabilirsiniz. En son duyan ben olmuştum. O dönem hemen çoğu kimsenin, profesöründen yazarına dilindeymiş meğer. Kazansaydım ne olacaktı? Belki daha geniş kitlelere duyuracaktım adımı.. Olsun ben hâlâ yazıyorum... Yazacağım. Anlaşılana dek...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT