BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Genç kızı beğenmişti

Genç kızı beğenmişti

Perihan hanım çok hoşlanmıştı İclal’den. Sohbetleri bayağı koyulaşmıştı. Yaşlı kadın Oktay’ın küçükken yaptığı yaramazlıkları anlatıyor, hepsi birlikte kahkahalarla gülüyorlardı. Yapılan çeşit çeşit kurabiyeler afiyetle yenmiş, karınlar doymuştu.



Perihan hanım çok hoşlanmıştı İclal’den. Sohbetleri bayağı koyulaşmıştı. Yaşlı kadın Oktay’ın küçükken yaptığı yaramazlıkları anlatıyor, hepsi birlikte kahkahalarla gülüyorlardı. Yapılan çeşit çeşit kurabiyeler afiyetle yenmiş, karınlar doymuştu. İclal de yardım etmişti servisin yapılmasına. Oldukça keyifli saatler geçirmişlerdi birlikte. Sonunda saatine göz atıp usulca Oktay’a: - Artık kalkmam lazım Oktay... geç oluyor... diye söylenmişti genç kız. Perihan hanım hemen atıldı: - Oturuyorduk yavrum... geç kalmazsın, Oktay seni bırakır... - Teşekkür ederim efendim, biliyorum, bırakır sağ olsun ama yine de geç oldu. Ancak. Babam erken geliyor. Sağ olsun bazı prensipleri vardır. Özellikle söz konusu olan gezmek olunca eve kendisinden sonra girilmesinden pek hoşlanmaz. Ama iş ve okul olduğu zaman anlayış gösterir. Ben de yalan söyleyemem. O nedenle gitmem iyi olur. Her şey için teşekkür ederim. Çok keyifli ve güzel saatler geçirdim. Ellerinize sağlık her şey için. Oktay’a döndü. - Gerçekten mükemmel bir annen ve baban var Oktay. Çok şanslısın... Delikanlı böbürlendi. - Tabii... Onlar bir tanedir. Yüz kere dünyaya gelme şansım olsa yüzünde de anne ve babamın yine aynı olmasını isterdim. Perihan hanım bir anda ter içinde kaldı. Sevgiyle baktı oğluna. Onun sırtını sıvazladı. - Biz de evladımız için aynı şeyi söylüyoruz. Hiç üzmedi bizi. Hep iyi bir evlat oldu. Huyu, suyu mükemmeldir Oktay’ımın... Genç adam sarılıp öptü yaşlı kadını: - Kan anne kan... Size benziyorum işte. Babam da öyle değil mi? Saygıyla öptü İclal Perihan hanımın elini. Onun davetlerine gülümseyerek karşılık verdi. İki genç koşar adımlarla çıktılar evden. Gözden kaybolana kadar baktı arkalarından yaşlı kadın. Sonra mutfağa girdi. Beğenmişti genç kızı. Oğlunun İclal’e bakışlarında çok derin anlamlar olduğunu fark etmişti. Aklı başında bir kızdı genç kız. - Hakkında hayırlısı olur inşallah... diye düşündü bulaşıkları yıkarken. O sırada kapının açıldığını duydu. Seslendi mutfaktan: - Oktay, bir şey mi unuttun oğlum? Cevap gelmedi. Ellerini önlüğüne kurulayarak uzattı başını antreye. Gelen Doğan beydi. Sanki yirmi yaş ihtiyarlamış gibiydi: - Ne oldu Doğan, bu ne hal? - Sorma Perihan... O herif... Recep... İki yüz elli milyar istiyor bizden Oktay’a bir şey söylememek için... Yaşlı kadın duvara tutundu düşmemek için. Kararıvermişti bir anda her yer. Kekeledi: - Ne... ne dedin?.. Aman Allah’ım... olacak şey değil... Nereden buluruz o kadar parayı. Bütün her şeyimizi satsak o kadar eder... Ne dedin, ya sen ne dedin? Ellerini iki yana açtı adam çaresizce: - Ne diyeyim, yok param dedim. Dinlemiyor, eğer bir hafta içinde götürmezsem parayı konuşacak... Oldukları yerde kalakalmışlardı. Doğan bey kısa süren bir sessizlikten sonra sordu: - Nerede Oktay? - İclal’i götürdü. Buradaydılar. O kadar mutlu ki yavrum... Ne yapacağız Doğan, ne düşünüyorsun? Doktor salona girmişti. Kendini bir külçe gibi bıraktı koltuklardan birinin üzerine. Yüzü sapsarıydı: - Bilmiyorum. Hiçbir şey düşünemiyorum ki... Öyle elim kolum bağlı ki... Çekip oğlumla konuşmayı düşünüyorum ama ya onu kaybedersek Perihan?.. ya kaybedersek! Ne sen yaşayabilirsin, ne de ben! Kadın acıyarak baktı yaşlı adama. Oğlunu kaybetmenin korkusu bir karabasan gibi çöküverdi yüreğine. Bir el boğazına yapışmıştı sanki, acımasızca sıkıyordu. Sendeledi. Koltuğun kenarına yapıştı. Mırıldandı güçlükle hıçkırıklarla karışık: - Ölürüm Doğan, Oktay’sız yaşayamam, ölürüm... DEVAMI YARIN
Kapat
KAPAT