BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Kendi işimi kendim halletmeliyim...”

“Kendi işimi kendim halletmeliyim...”

Kezban hemen içeri girdi, birkaç saniye sonra buruşuk bir kağıt parçasıyla geldi: - Bir yere yaz da bana geri ver bunu, bakarsın Şehnaz gelir...



Kezban hemen içeri girdi, birkaç saniye sonra buruşuk bir kağıt parçasıyla geldi: - Bir yere yaz da bana geri ver bunu, bakarsın Şehnaz gelir... Hemen not defterine kaydetti Cengiz. Allak bullak olmuştu. Teşekkür ederek ayrıldı oradan. Kezban arkasından bağırdı: - Kim aradı diyeyim, adını demedin?.. Çoktan uzaklaşmıştı delikanlı. Baktı kaldı kadıncağız ardından. Cengiz koşarak indi yokuşu. Öfke, pişmanlık, acı hepsi bir arada boğuyorlardı sanki. Toplumumuzun hemen hemen bütün erkeklerinde var olan kadınına sahip olma duygusu, namus kavramının o inanılmaz yüceliği bütün benliğini sarmış, kız kardeşine ve onun yanındaki adama duyduğu hiddet had safhaya ulaşmıştı. Namusunu temizleyecekti. Asla bu işi oluruna bırakmazdı. Gözünün önüne geldi Şehnaz. Son zamanlarda iyice serpilmiş, güzelleşmişti. Her zaman kısıtlayıcı tavırları olmuştu kardeşine karşı. Yalnız başına sokağa çıkmasına izin vermez, bir komşu kızına bile gittiği zaman annesine çıkışırdı: - Neden salıyorsun bu kızı her yere, ne işi var diye... Seher ise her seferinde oğlunu yatıştırır: - Meraklanma, ben biliyorum gittiği yeri, karşıya geçti, bunaldı kız evde... Bırak azıcık arkadaşlarıyla konuşsun der ama akşam küçük evlerindeki incir ağacının altında oturduklarında kocasına olayı nakledip biraz da gururla: - Oğlan kızı kısıtlıyor, sahipleniyor Reşat, kıskanıyor. Derdi. Reşat ise başını sallar: - Öyle de olmalı Seher’im, biz bu gün var, yarın yokuz, kim sahip çıkacak ağabeyinden başka? Diye mırıldanırdı. Cengiz terden sırılsıklam olan başını geriye doğru attı, kolunun tersiyle alnını sildi. İki parmağını dudaklarına götürüp tiz bir ıslık çaldı geçen taksiye: - Ümraniye ağabey, hemen gidelim... Yol boyunca düşündü. Bulacaktı kardeşini. Daha on yedi yaşındaydı. Bulacak ve mutlaka bunun hesabını soracaktı. Sessiz kalması ne şanına yakışırdı, ne de anlayışına. Koskoca Hazım’ın adamı namus davasında eli kolu bağlı kalamazdı. Şoföre verdiği adrese gelince parasını ödeyip indi. Birden olduğu yerde kaldı. Ne diye gidecekti ki şimdi? Ne söyleyecek, kendisi ile ilgile ne hesap verecekti? Kimdi annesini bağrına basan bu iki ihtiyar? Annesinin karşısına çıkmasına Hazım ne derdi? Meydanlarda olmasına mutlaka tepki gösterecekti. Hem bu iş polise intikal etmişti. Kezban öyle söylemişti laf arasında. Polisle bu kadar yakın olması işine gelmezdi. Ani bir kararla geri döndü. - Ben işimi kendim hallederim. Bulurum onu, İstanbul’u didik didik arar yine bulurum. Hiç olmazsa annesi emin bir yerdeydi. Kim bilir belki kendisinin bilmediği bir akrabaydı kaldığı ev, bir tanıdıktı. Anasını tanırdı, öyle tekin olmayan şeylere bulaşmazdı. Ayağını sağlam basan bir kadındı Seher. - Bir yerlerden başlamalıyım... diye düşündü. Hazım’a anlatıp yardım isteyebilirdi. Onun her yerde gözü kulağı vardı çünkü. Mutlaka bulurdu ama o zaman da iş meydana çıkacak, birden ailesine olan düşkünlüğü adamı rahatsız edecekti. Cebindeki tabancayı yokladı: - Kendi işimi kendim görmek zorundayım... diye mırıldandı usulca. Hiçbir bilgi yoktu elinde. Bir ip ucu olsa, çorap söküğü gibi çözerdi gerisini bu öfkeyle. Ama koskoca İstanbul’da nasıl olduğunu bilemediği bir işin peşine düşmek okyanusta kum tanesi aramak gibi bir şeydi. - Bir isim, bir yer adı, ne bileyim bir belirti olsaydı keşke! diye geçirdi içinden. Gerisin geriye Kadıköy’e geldi. Villaya dönüp ne yapacağına karar verecekti. Dolmuşa binip köprüden karşıya geçti. Yol boyunca düşünceler dans edip durdu beyninde. Nerede tanışmıştı bu adamla, şimdi neredeydi Şehnaz? Villaya gelip üzerindekileri çıkardı. Terden sırılsıklam olmuştu. Hem sıcağın etkisiyle, hem de yaşadığı inanılmaz sıkıntı nedeniyle bunalmıştı. Bir duş aldı. Her gün Ümraniye’deki adrese gidecekti. Elbet annesi bir gün dışarı çıkacaktı kızını aramak için. Takip edecekti onu, belki bu yolla bir şeylere ulaşabilirdi. Uzandı yatağına biraz serinlemiş vaziyette. Çocukluğu geldi aklına. Bir yaştı Şehnaz’la araları. Beş altı yaşına kadar birlikte oynamışlardı. İlkokuldan sonra kopmaya başlamıştı kardeşinden. Kendi erkek arkadaşlarıyla oyunlar oynamaya yönelmiş, kardeşini baskısı altına almıştı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT