BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Vefatının sekseninci yılında Ömer Seyfeddin

Vefatının sekseninci yılında Ömer Seyfeddin

Sevilen, aranan hikâye ustamız Ömer Seyfeddin’in sekseninci ölüm yıldönümündeyiz. Altı yıldan beri her yıl o büyük “Kızıl Elma” sevdalısı adına Türk Edebiyatı Vakfı ve Türk Edebiyatı Dergisi (Faks 513 77 49) olarak, “Türk dünyası çapında” hikâye yarışmaları açıyoruz.



Sevilen, aranan hikâye ustamız Ömer Seyfeddin’in sekseninci ölüm yıldönümündeyiz. Altı yıldan beri her yıl o büyük “Kızıl Elma” sevdalısı adına Türk Edebiyatı Vakfı ve Türk Edebiyatı Dergisi (Faks 513 77 49) olarak, “Türk dünyası çapında” hikâye yarışmaları açıyoruz. Bu 6 yılda ortalama 1500 hikayeci yarışmış ve bunların 300’e yakın eseri üstün Türk hikâyeleri arasına kaydolunmuştur. Bu yıl kazananları da sizlere anlatacağım. Bugün, Ömer Seyfeddin’i ve hikayelerini daha iyi anlamamız için hayatını ve düşünce kaynaklarını tanıtacağım. Ömer Seyfeddin’in hayatı ile hikâyeleri arasında yakın münasebet bulunmaktadır. Çünkü hayat, macerasını bilmeden, hikâyelerini anlamamız imkânsız gibidir. Sekiz-dokuz yaşlarında İstanbul’a geliyor. Aksaray Mekteb-i Osmânî’sinde okuyan Ömer, sonunda babasının arzusuyle Harbiye Mektebi’ne giriyor ve piyade teğmeni rütbesiyle mezun oluyor. Bu arada Selanik, Kuşadası ve İzmir’de yazı denemelerine de başlıyor, hatta Yakup Kadri kendisi hakkında “İzmir’in dar muhitinde tanınmış bir yazardı” diye bahsediyor. Ömer Seyfeddin hayatının, hikâyelerine intikal eden mühim bir safhası; üsteğmen olarak. Selânik, Makedonya ve Yakorit sınır bölüğünde, Bulgar çeteleriyle yaptığı takip savaşlarıdır. Yakorit, denilebilir ki Ömer Seyfeddin’in milliyetçilik mektebi olmuştur. Çetecilerin, Türklere karşı nasıl bir düşmanlık, nasıl bir öç alma hırsıyla yanıp tutuştuklarını Ömer, burada görmüştür. Bunların Türklerle savaşırken silâhlarından daha fazla örflerine, dillerine, dinlerine, vatanlarına nasıl bağlı olduklarını Ömer Seyfeddin’in, pek bilinmeyen hâtıralarında belirtiyor. Osmanlılığın sarsıldığı bir devreyi yaşıyor Ömer Seyfeddin. O Osmanlıcılık fikri ki Namık Kemal’le devlet felsefesi haline gelmiştir. Yani Osmanlılık değil de Osmanlıcılık fikrinin sarsıldığını söylemek istiyoruz. Biz Bulgarlar’ı Yunanlılar’ı hâlâ kendi milletimizden sayaduralım, onlar, Türkler’in gözünü oymak için neler yapılabileceğini hesap edip her gün uyguluyorlar. Bu şartlar içerisinde Ömer Seyfeddin, onlar nasıl Bulgarlığa bağlı, Yunanlığa bağlı ise Türkler’in de aynı ölçüde Türkçülüğe bağlı olmaları gerektiği fikrini benimsiyor. Türkçülüğün öncülerinden biri oluyor. Ziya Gökalp ve arkadaşlarıyla birleşiyor. Bu düşünce kendisine Bulgar eşkıyasının telkinleridir. Osmanlı aydını geçinen zümre -ki bugün Türk aydını şekliyle aynen devam ediyor- diline, dinine, milliyetçiliğine, ırkına, soyuna, köyüne karşı korkunç ilgisizlik içindedir. Ömer Seyfeddin hemen bütün hikâyelerinde onları ısrarla hicvedegelmiştir. Onlara, yani ayrılık tohumu ekenlere, kozmopolitlere, alafrangalara karşı, Ömer bir isyan bayrağıdır. Bomba, Beyaz Lale, Tuhaf Bir Zulüm gibi hikâyelerinde Yakorit sınır bölüğünün müthiş tesirleri görülmektedir. Ömer Seyfeddin’in daha sonra, belki aynı sebeple askerlikten ayrıldığını ve edebi çalışmalara girdiğini görüyoruz. Bu arada Selanik’teki Yeni Lisân cereyanına bağlanmıştır. 1910-11 yıllarında kozmopolit zümreye karşı, yazılarında ateş yağdırmıştır. Balkan Harbi patlayınca yeniden askere çağrılır. Sırp-Yunan cephesinde vuruşur, fakat Yanya müdafaası sırasında Yunanlılar’a esir düşer. Bu esaretin izlerini bazı hikâylerinde, ama bilhassa hatıralarında görüyoruz. Bir kasabada esir kalıyor. Esaretten dönüşte İstanbul’a geliyor ve askerlikten bir daha ayrılıyor. Galatasaray Sultanisi’nde edebiyat muallimi olarak vazife alıyor. İşte en bol hikâye yazma devresi de bu zamana rastlıyor. Denilebilir ki Ömer Seyfeddin çok genç bir yaşta yazarlığının bile hakkıyle tam kıvamına ulaşmadan 35 yaşında 6 Mart 1920’de, sıhhatli, gürbüz, neşeli bir adam olduğu halde ansızın vefat ediyor. NⒺı önce Kadıköy’de gömülmüş, daha sonra Zincirlikuyu mezarlığına nakledilmiştir. * * * Ömer Seyfeddin’in şahsiyeti, polemikçi, kavgacı mizacı itibariyle serttir. Yahya Kemal vs. gibi sanatkârların sabrı onda yoktu. Belki gençliğinin tesiri fikriyatında hücum hedeflerini gayet iyi bilen ve o noktalara hücumlar yapabilen bir şahsiyettir. Bilhassa hiciv ve mizâh gücünü ustaca sürdüren Ömer Seyfeddin’in gayesi kendi cümlesiyle şöyle ifade edilebilir: “Türk milletine ismini ve lisânını öğretmek amacıyla yazıyorum”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT