BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nasıl bir kadın erkek eşitliği?

Nasıl bir kadın erkek eşitliği?

8 Mart; Dünya Kadınlar Günü olarak kabul ve ilân edilmiş. Kim düşünmüş ve kararlaştırmış bu Kadınlar Günü’nü? İşin içinden acaba “Anneler Günü”nde, “Babalar Günü”nde, “Sevgililer Günü”nde olduğu gibi ticarî hesaplar mı var?



8 Mart; Dünya Kadınlar Günü olarak kabul ve ilân edilmiş. Kim düşünmüş ve kararlaştırmış bu Kadınlar Günü’nü? İşin içinden acaba “Anneler Günü”nde, “Babalar Günü”nde, “Sevgililer Günü”nde olduğu gibi ticarî hesaplar mı var? Kadınlar Günü’nden maksat ne? Milliyet Gazetesi’nde Zeynep Oral şöyle yazıyor: “Biliyorum, bu sene de bir günü, bir konuya ayırıp kutlamak falan kimilerinin çok sinirine dokunuyor. Ama dokunmasın. Bu ülkede gerçek bir kadın-erkek eşitliği sağlanıncaya dek sıkın dişinizi.” Bu ülkede “gerçek bir kadın-erkek eşitliği sağlamak” isteyenleri hüzünle dinliyor ve okuyorum. Ne demektir “gerçek mânada kadın-erkek eşitliği?” Bu nasıl sağlanabilir? Gerçek mânada kadın-erkek eşitliğini sağlayanlar kadınların dostları mıdırlar düşmanları mı? Yüzlerinde hiçbir merhamet çizgisi bulunmayan bâzı beyinsiz yaratıkların, kadınlarla ilgili kanaatlerini utanarak dinliyorum: Diyorlar ki: “Kadının karnında sıpası, sırtında sopası eksik olmayacak.” Kendi yavrusuna “sıpa” gözüyle, kafasıyla bakan, yani eşekleşen bir adamın eşini çiftelemesine hangi vicdan sâhibi acımaz, hayıflanmaz. Kadın varlık sebebimizdir. Hayatımızı mânâlandıran güzelliktir. Sevgilidir, eştir, anadır, ninedir! Kadın aziz ve mübarektir! Kadın nasıl hakir görülür, geri bırakılır, ezilir, dövülür? Sivas’tan, yüksek tahsil için Ankara’ya geldiğimde, uzun süre yanında dikkatle oturup kalktığım, derin bir saygıyla konuştuğum çok yakın bir akrabamın zaman zaman eşini dövdüğünü öğrenince, ondan nefret ettim. Ve ona o kadar kırıldım ki, öldüğünde cenazesine bile gitmedim. İçimden gelmediği için gidemedim. Ve sonra kendi kendime çok düşündüm: Babam, anneme bir tek tokat bile vursaydı, evimizi terk edebilirdim. Bu sütunda, elbette ben, kendi kanaatlerimi yazıyorum. Bana göre: “kadının karnından sıpası-sırtından sopası eksik olmayacak” diyenlerle “gerçek bir kadın-erkek eşitliği savunanlar” arasında hiçbir fark yoktur. Bu iki görüş de yanlıştır, kabalıklarla, facialarla yüklüdür. Allah’ın gerçek mânada eşit yaratmadığı varlıkları kim eşit hâle getirebilir veya niçin getirmeliyiz? Ben, “gerçek mânâda kadın-erkek eşitliğini” Sovyetler Birliği’nde gördüm. Kadınlarla erkekler eşit hâle getirilmiş, ama kadın, kadınlıktan çıkmıştı. Dağ başlarında kazma-kürekle yol işlerinde çalışan kadınlar gördüm. Kömür ocaklarında, erkeklerle birlikte kakaran kadınlar gördüm. Demir-çelik fabrikalarında, bilmem kaç derecelik fırınlar önünde, potalara demir eriyiği döken kadınlar gördüm. Kadınlıktan çıkmışlardı. Elleri, yüzleri, gözleri, saçları adeta çığlıklar koparıyordu. Adeta: “Bizi bu ağır işlerde çalıştıran bir zihniyete lânet olsun!” diyorlardı. Bakü’de sabahın çok erken saatlerinde, o büyük “Azatlık Meydanı”na belki elli yıllık pis bir kamyonla getirilip bırakılan yaşlı kadınların, etrafı süpürmelerine, anlatılmaz bir hüzünle bakardım. Moskova’da, beşbin kişilik Büyük Rusya Oteli önündeki buzları, Zeynep Oral’dan kırk kat daha güzel, zarif Rus kızlarının demir küskülerle kırmaya çalışmaları da yüreğimi kanatırdı. “Gerçek mânâda kadın-erkek eşitliği” istiyorsanız, kadınları kanalizasyon çalışmalarına da indireceksiniz, asfaltlama işlerinde de çalıştıracaksınız. Eline beş kiloluk bir çekiç vererek demir de dövdüreceksiniz, ona mezbahalarda boğa da kestireceksiniz. Kadından, ağ çekmesini de isteyeceksiniz; gemilerimizi bağlamasını da! Onu gece bekçisi de yapacaksınız, ordularınızı sevk ve idare eden Genelkurmay Başkanı da! Anne olmaya hazırlanan bir kadına, bir de ağırlık kaldırtacak yük taşıtacaksınız. Olur mu? “Olmaz!” diyorsanız “gerçek mânada kadın-erkek eşitliğini” nasıl sağlayacaksınız? Hem kadın-erkek gerçek manada eşit olsun” hem de kadınlar ağır işlerde çalışmasın diyemezsiniz. Böyle eşitlik olur mu? Erkekler kadınlardan daha mı akıllı? Hayır! Erkekler kadınlardan daha mı becerekli? Hayır! Erkeklerden daha akıllı, daha becerikli kadınlarımız da var. Buna kimse itiraz edemez. Ama erkeğin her işini kadın; kadının da her işini erkek yapamaz. İş alanında gerçek bir eşitlik zulüm doğurur. Kadınlar ağır işlerde kat’iyyen çalıştırılmamalı. Kadın korunmalı, kadın yıpratılmamalı, kadın kat’iyyen erkekleştirilmemeli. Kadın okumalı mı? Elbette! Elbette! Elbette! Kadın nereye kadar okumalı-okutturulmalı? Kadın eğer Müslümansa, bilmeli ki; “İlim, beşikten mezara kadar, kadın ve erkek her Müslümana farz kılınmıştır!” Bilmeliyiz ki en büyük düşmanımız cehalettir. Kadınımızı okutmamak, bir yanımızı karanlıkta bırakmaktır. Bindiğimiz dalı kesmektir. Gaflettir. Dalalettir. Bir kansız cinayettir. Öğretmen olmak, doktor olmak, mimar olmak, kürsü sahibi olmak, iş sahibi olmak...isteyen kadına bu fırsatı vermeli miyiz? Elbette vermeliyiz. Ama onun aynı zamanda, hem ana olmak hem de evinin hanımı olmak vasfını kat’iyyen silmemeliyiz. Kabiliyeti varsa: Kadın siyaset hayatımızda da yer almalı, idare dünyamızda da. Ama kadın, analık vasfını asla kaybetmemeli. Veya kadınımız, hangi alanda eğitim-öğretim görmek istiyorsa, kendisine o imkân verilmeli ama ev idaresinden de, çocuk terbiyesinden de cemiyet nizamından da mutlaka bilgi, görgü sahibi olmalı. Kadının analık vasfını kaybetmesi, (insanlık açısından) büyük bir tükenişin birinci kapısını aralar. Bazı Avrupa ülkelerinde gördüm. Yüksek tahsilden geçen, kanun karşısında erkeklerle eşit haklara sahip olan kadınlar, analık vasfını kaybedince, kucaklarında kendi çocukları yerine süslü bir köpek taşıyorlar. Veya sokaklarda, çocuklarıyla değil de tasmalı köpeklerle yürüyorlar. Öylesi kadınların, kendi ülkelerine nasıl acı bir son hazırladıklarını öğrenmek için, o ülkelerin idarecilerini, siyasîlerini dinlemek lâzım. 6 milyon kadınımızın okuma-yazma bilmemesinden şikâyetçi olanlar var. Bu, elbette dehşetli bir durum. Bu ayıptan kurtulmalıyız. Peki ya madalyonun öteki yüzü? Okuma-yazma bilen kadınlarımız kitapla barışık mı değil mi? Evlerimizin % 95’i hâlâ neden kitapsız-kütüphanesizdir. Mutlak mânâda kadın-erkek eşitliğinden bahsedenler, milletvekili sandalyelerinin en az % 32’sinin kadınlara ayrılmasını istiyorlar. Yani, kadınların, kontenjanla, tayinle Meclise girmesini teklif ediyorlar. Niçin? Bu istek, kadın-erkek eşitliğine sığar mı? Kadınlarımızdan siyasete ilgi duyanlar, çıksınlar halkın karşısına, girsinler erkeklerle mücadeleye ve bileklerinin gücüyle (% 32 ne demek?) % 50 nisbetinde seçilip gelsinler Meclisimize. Kadın-erkek eşitliğini isteyenler, işin hep kolayında ve edebiyatındadırlar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 91445
    % -1.5
  • 5.4513
    % -0.73
  • 6.1428
    % -1.25
  • 7.0355
    % -0.45
  • 211.13
    % -0.42
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT