BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocuklara medya dersini iletişimci versin

Çocuklara medya dersini iletişimci versin

İlköğretimde medya okuryazarlığı dersi sosyal bilgiler öğretmenleri tarafından veriliyor. Genç iletişimciler “İşin uzmanı biziz” diyor.



> Gülcan Tekin ARAŞTIRMALAR ALARM VERİYOR Bazı öğrenciler, dünyanın en çok televizyon izleyen 2. ülkesi olan Türkiye’de ilköğretimde mecburi medya eğitimi verilmesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Günümüz çocukları ve gençleri, televizyon ve internetin “karanlık” yüzünden olumsuz etkileniyor. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Milli Eğitim Bakanlığı, yeni nesillerin bilinçlendirilmesi için bir takım projeler yürütüyor. Medya Okuryazarlığı dersi bunlardan biri. İlköğretim müfredatına seçmeli olarak giren bu dersi, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencileri istedikleri yıl seçebiliyor. Özellikle çocukların kolayca etkilendiği sanal ortamın, şiddete eğilimli bireyler oluşturduğunu belirten uzmanlar, “medya okuryazarlığı”nın zihinsel ve fiziksel gelişimi artırıp şiddeti azaltacağı görüşünde. Ancak gelinen noktada ciddi bir sıkıntı bulunuyor. İlk olarak 2007 yılında uygulamaya konulan ders, bu konunun uzmanları olarak yetişen biz iletişim mezunları değil, sosyal bilgiler öğretmenleri tarafından veriliyor. Sosyalcilerimiz de hizmet içi eğitimden geçerek bu ehliyete sahip olduğu için dersler rehberlik havasında geçiyor. Yükselen şikayetler üzerine iletişim fakültelilere de pedagojik formasyon verilmesi kararlaştırıldı. Fakat binlerce iletişimcilere öğretmenlik yolunu açan uygulama, kontenjanların sınırlı tutulması sebebiyle kadük kaldı. Buna karşı rahatsızlığını dile getiren iletişim fakültesi mezunları, medya okuryazarlığı dersinin mecburi hale getirilmesini dersi kendilerinin vermesini istiyor. Mezunlar, böylece artan işsizliğe karşı da istihdam alanının doğacağını dile getiriyor. İletişim fakültesi 3. sınıf öğrencisi Banu Demirbaş: “4 yıl boyunca medyanın her şeyini öğreniyoruz. Herkes kendi alanında çalışmalı” diyor. Dünyanın ikinci en çok televizyon izleyen ülkesi olan Türkiye’nin mecburi medya eğitimi vermesi gerektiğini belirten iletişim fakültesi mezunu Zeynep Yılmaz da “Formasyon eğitimi aldım ama bize ayrılan kontenjan çok kısıtlı bu yüzden de atanmamız zor. Mezun olduktan sonra iş bulamadım zaten iletişim fakültesinden mezun olup iş bulanların sayısı oldukça az, bu ders bizim için bir şans. Keşke dersleri iletişimciler verse” şeklinde konuşuyor. OKULDAN DAHA FAZLA EKRAN BAŞINDALAR Araştırmalara göre 2.5 yaşında televizyon izlemeye başlayan çocuklarımız; yılda 900 saatini okulda, 1500 saatini ise ekran karşısında geçiriyor. Üstelik, yüzde 82’si istediği programı seçme konusunda özgür davnanıyor. Hal böyle olunca onların medyayı nasıl okumaları gerektiği büyük önem taşıyor. ‘Gerçeklik’ ve ‘kurgu’ arasındaki ayırımı okulda öğrenmeleri gerekiyor... Her hafta bir üniversiteyi ağırlıyoruz Sayfamızı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileriyle hazırladık Genç Türkiye’yi bu hafta Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileriyle hazırladık. Gazetemizin Kızılay’daki Ankara Haber Merkezinde toplantı yapıp gençlik gündemini değerlendirdik. Toplantımıza İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi Can Irmak Özinanır; öğrenciler Gülcan Tekin, Fadime Yiğit, Arda Türkoğlu, Mert Gökhan Koç, Metin Yağan ile muhabirimiz Gökhan Kaya katıldı. Arkadaşlarımızla medya okuryazarlığı konusundaki bir handikapı masaya yatırdık. Gülcan Tekin, iletişim fakültesi mezunlarının duygularına tercüman oldu; YÖK’e ve Milli Eğitim Bakanlığı’na seslenerek, “medya okur yazarlığını iletişim fakültesi mezunları versin” diye seslendi. Arkadaşlarımız yıllar sonra kampüse öğrenci olarak geri dönen DSP eski Genel Başkanı Zeki Sezer ile röportaj yaptı. DAHA OKURKEN İŞSİZLİK KORKUSU YAŞIYORUZ Kontenjan artarken kalite düşüyor mu? Üniversitelere giren öğrenci sayısı arttı. Ancak bu durum, uzmanlara göre altyapı kurulmadığında eğitimin kalitesini düşürüyor. Yüksek Öğretim Kurumu 2008 yılında, lisans programlarında toplam 42 bin kişilik kontenjan artışı yaptı. Bununla birlikte üniversitelerin öğrenci kontenjanı 500 bine dayandı. “Peki, bu durum bir takım sıkıntıları da beraberinde getiriyor mu?” Bu soruyu Ankara, Başkent ve Ege Üniversitesinden üç dekana sorduk. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Eser Köker, konuyu uzmanı olduğu alandan değerlendirdi. Köker, “Mesela, iletişim mezunlarını istihdam edecek bir sektör söz konusu değil. Diğer fakültelerin bu sektöre göz dikmesi ve bu işe daha yatkın olanların sektöre girebilmeleri de bir başka sıkıntı” dedi. Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Tolungüç de kontenjan artışlarının gerekli alt yapı olmadan artırılmasının eğitimin kalitesini düşüreceğini belirtti. Tolungüç, okuldaki yoğunluğun, gerekli eğitimin verilmesini engellediğini söyledi. Ege Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Göksel ise, önce mezun olanların istihdam imkanlarına bakılması gerektiğini ifade etti. Göksel, “Kontenjan artırımı ile bir arz fazlası doğacak, okumuş işsiz artarken, mezunların rekabet ve pazarlık şansı azalacaktır. Yönetimler, ihtiyaçlar çerçevesinde kontenjan artışı veya azalışı yapabilmelidir” dedi. ZEKİ SEZER 30 YIL SONRA ÖĞRENCİ Hocamız değil okul arkadaşımız DSP eski Genel Başkanı Zeki Sezer, öğrenciliğe geri döndü. Sosyoloji okuyan Sezer, “Arkadaşlarım çocuklarım yaşında olsa da normal bir öğrenciyim” diyor. > Eray Temiz DSP eski Genel Başkanı Zeki Sezer, aktif siyaset hayatını sonlandırmasının ardından yeniden öğrenciliğe döndü. Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği mezunu olan Sezer, milletvekili seçilinceye kadar bu mesleği sürdürdü. Öğrencilik yıllarında siyasetle de uğraşan Sezer, yine siyasete en yakın bilim olarak gördüğü sosyolojiyi seçti. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi (DTCF)’nin Sosyoloji Bölümü’ne müracaat eden tecrübeli siyasetçi, okula “özel öğrenci” olarak kabul edildi. GÜNDÜZ DE TEKNİSYEN Zeki Sezer’e, yıllar sonra öğrencilik hayatı yaşamasının nasıl bir duygu olduğunu sorduk. Kendi üniversite yıllarıyla şimdiki zamanı kıyaslayan Sezer, “Zor bir dönemde okumuştum. Üniversitelerde yoğun bir karşıt görüş çatışması vardı. Hatta bazıları kavgaya ve silahlı çatışmaya varan tartışmalardı. Şimdi ise durum daha farklı. Üniversite eğitimime akşamları devam ediyordum. Teknik lise mezunuydum ve gündüz de teknisyen olarak çalışıyordum. O zaman üniversitenin tadını çok çıkaramamıştım. Gerçek üniversite ortamını şimdi kıyısından köşesinden de olsa yaşıyorum” dedi. “Neden DTCF ve neden sosyoloji” sorusuna Sezer şu şekilde cevap verdi: “DTCF benim için bir ekol aslında. Sosyoloji biliminin Türkiye’de öne çıkmasına yardımcı olan önemli bir okul. Böyle olunca başka bir yer aramak gereksiz olur diye düşündüm. Ayrıca DTCF’nin tarihi binasının atmosferi de bana çekici geldi.” AKŞAMLARI TAKILIYORUZ Öğrencilerle de arasının iyi olduğunu belirten Sezer, okuldaki konumunu ve öğretmen öğrenci ilişkilerini şöyle yorumladı: “Dersime giren hocaların birçoğuyla aynı yaştayım. Bir kısmı ise benden genç. Birlikte ders dinlediğim arkadaşlarımın çoğu çocuklarım yaşında bu da çok hoşuma gidiyor. Önce belki yadırgandı ama bu kötü anlamda değil. Çoğuyla iyi ilişkiler kurduğumuzu düşünüyorum. Anlıyorlar ki yaşım büyük de olsa ben normal bir öğrenciyim. Birlikte ders dinliyoruz. Zaman zaman akşamları beraber oturuyoruz. Hocalarımız da bize katılıyor. Tabii ben çok mutluyum bu durumdan ancak bir de arkadaşlarıma sormam lazım mutlular mı diye?” Siyaseti bir bilim olarak görmeyen, kişisel çıkarlar temelinde kuran insanların aktif siyasette olmasını sakıncalı bulduğunu vurgulayan Sezer, gençlerin önünü açıp siyaseti bir meslek olarak değil görev olarak bilen kişilerin bu işi yapması gerektiğini dile getirdi. ‘DİL TARİH’İN EN ÜNLÜ ÖĞRENCİSİ DSP Eski Genel Başkanı Zeki Sezer, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinin en yaşlı ve en ünlü öğrencisi. Sezer, “Ders aldığım hocalarımın çoğu benden genç, arkadaşlarım ise çocuklarım yaşında. Ama çok mutluyum”?diyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT