BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Başkanlık sisteminin adı değil özü önemli

Başkanlık sisteminin adı değil özü önemli

Bugün dünyada ABD’nin yanı sıra Afganistan’dan Uganda’ya, İran’dan Sudan’a kadar 50 civarında ülke başkanlık modeliyle yönetilmektedir. Ama bu konuda hep ABD ön plana çıkıyor.



50 ÜLKENİN MODELİ Bugün dünyada ABD’nin yanı sıra Afganistan’dan Uganda’ya, İran’dan Sudan’a kadar 50 civarında ülke başkanlık modeliyle yönetilmektedir. Ama bu konuda hep ABD ön plana çıkıyor. KENDİNE ÖZGÜ... Başkanlık modelinin, tüm sıkıntılara deva olacakmış gibi savunulmasını doğru bulmuyorum. Kendine özgü üstünlükleri kadar eksiklikleri de var. Önemli olan modelin adı değil özüdür. Türkiye’de ne zaman ‘başkanlık modeli’ tartışmaları açılsa, akla hemen ABD geliyor. Hâlbuki dünyada Afganistan’dan Tanzanya’ya, İran’dan Sudan’a kadar pek çok ülke başkanlık modeliyle yönetilmektedir. 1823’te Monroe Doktrini ile ABD’nin ‘arka bahçesi’ haline getirilen Güney Amerika ülkelerinin tamamının ‘El Presidente’leri ve ABD yasama organının isminden ilham alan ‘El Congreso’ları vardır. Başkanlıkla yönetilen 50 kadar örnek içinde, ilk örnek olduğundan ve demokratik sorunları asgari düzeyde yaşadığından, tartışmalar esnasında ekseriyetle ABD ön plana çıkarılıyor. Nedense, ABD’nin kendine has tarihsel süreci, toplumsal yapısı, kuruluşu esnasındaki federatif-cumhuriyetçi tartışmalar fazlaca dikkate alınmadan, sanki ABD’deki model, dünyanın diğer tüm ülkelerinde de aynı şekilde işleyebilirmiş izlenimi oluşturuluyor. Yine nedense, başkanlıkla idare edilen Şili, Guatemala, Liberya, Uganda veya Filipinleri örnek vermek kimsenin fazlaca aklına gelmiyor. Dahası, ünlü siyaset bilimci Maurice Duverger’in başkanlık sistemini değerlendirirken kullandığı “seçilmiş kral” nitelendirmesi çoğu zaman gözden kaçırılıyor. ABD’deki sistemi örnek verenler, dört yıllığına -en fazla iki dönem için- seçilen başkanın, parlamenter demokrasideki başbakandan farklı olarak, görevini yarıda bırakmasının söz konusu olmadığını, bunun da ülkede temel istikrar unsuru olduğunu dile getiriyorlar. Fakat bu istikrarın, başkanlık dönemince devam eden bir diktatörlüğe dönüşmesinin ancak başkan üzerinde etkili bir yasama denetimiyle mümkün olabildiği unutulmamalı. AZİL MÜESSESESİ ŞART 1868’de Andrew Johnson ve 1998’de Bill Clinton Kongre tarafından azledilmekten son anda kurtulmuşlardı. Richard Nixon ise 1974’te, azledilmesine ramak kala, istifa etmek zorunda kalmıştı. Olağanüstü yetkilerini suiistimal etmesini önlemek için başkan üzerinde ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi duran azil müessesini içermeyen başkanlık modelleri başarısızlığa mahkûmdur. Başkanlık sisteminin öne çıkarılan bir diğer avantajı ise ‘erkler ayrılığı’ ilkesi gereğince, Başkan’ın yürütme işlevlerinin, yasama organı tarafından kontrol edilebilmesi, başka bir deyişle, ülke menfaatlerine aykırı olabilecek politikaların, yürürlüğe girmesinin yasama tarafından engellenebilmesi. Böylelikle, yasama organının, yürütmenin tercihlerini sadece onaylayan bir merci olmaktan çıktığı, gerçek anlamda halkın çıkarlarını koruyan bir makama dönüştüğü ifade ediliyor. Elbette bunun ancak parti disiplini mekanizmasının olmadığı durumlarda mümkün olabileceği akıldan çıkarılmamalı. PARTİ İÇİ DEMOKRASİ Bir ülkede, parlamentodaki siyasal partiler ‘grup kararı’ alarak hareket ediyorsa, ister parlamenter ister başkanlık modeli geçerli olsun, o ülkede etkili bir yasama denetiminin uygulanması söz konusu olamaz. Başkan’la aynı partiden olan yasama organı üyelerinin, yürütmenin politikalarını sorgulamaları veya bunlara itiraz etmeleri halinde, partiden dışlanabilecekleri endişesini yaşadıkları durumlarda, ‘erkler ayrılığı’ ilkesi anlamını yitirir. Başkan’la aynı partiden olsalar bile, yasama görevlerinin gerektirdiği sorumlulukla milletvekillerinin kimi durumlarda ‘hayır’ diyebilmeleri ancak parti içi demokrasinin tam olarak tecelli etmesiyle mümkündür. Eğer yasama organı üyeleri, her makama seçimle geliyorlarsa, aday adayı, aday ve milletvekili olurken sadece seçimlerde aldıkları oylar etkili oluyorsa, o halde Başkan’a karşı seslerini yükseltmeleri mümkün olabilir. Yok, eğer parti içindeki temayül yoklamalarında birinci çıkmalarına veya bir önceki seçimde aldıkları yüksek oya rağmen, Başkan tarafından ‘çizilebilecekleri’nden korkuyorlarsa, o zaman parlamenter sistemdekinden çok da farklı bir yasama organının oluşması söz konusu olamaz. Son olarak, başkanlık sisteminin daha hızlı ve daha etkili karar alınmasını sağlayan, böylece halkın ihtiyaçlarının ve beklentilerinin çabucak karşılanmasına hizmet eden bir model olduğu üzerinde duranlar da var. Klasik parlamenter modelde, yasa tasarı ve tekliflerinin aylarca, bazen yıllarca yasama organındaki komisyonlarda, çoğu zaman da, alt komisyonlarda beklediği, hatta yasama dönemi sona ermeden kanunlaştırılamadıkları için kadük oldukları düşünüldüğünde, ‘hızlı ve etkin’ işleyen bir yapı önerisi kulağa hoş geliyor. Başkan’ın yasaları veto etme, Kongre’nin de, Başkan’ın vetosunu, nitelikli çoğunlukla ortadan kaldırma hakkına sahip olduğu ABD modelinde, yürütme ve yasama arasındaki ‘kontrol ve denge’ mekanizması olmasaydı, acaba bu hızlı işleyiş sağlanabilir miydi? HER YÖNÜYLE TARTIŞALIM Başkanlık modelinin, tüm sorunlara deva olacakmış gibi savunulmasını doğru bulmuyorum. Kendine özgü üstünlükleri kadar eksiklikleri da var. Üstelik ABD dışındaki ülkelerde bu modelin avantajlarından çok dezavantajları öne çıkıyor. Dünyada, başkanlıkla yönetilenden daha çok, parlamenter modelle yönetilen demokratik ülke var. Bir ülkedeki demokrasinin düzeyiyle başkanlık modeli arasında doğrudan bir ilişki yok. Ne İngiltere, ne Japonya, ne de Avustralya başkanlık sistemiyle idare ediliyor. Daha fazla demokratikleşme, öncelikli olarak yönetim biçiminin değiştirilmesiyle değil, demokrasinin her düzeyde özümsenmesi ve içselleştirilmesiyle olacak. Yasama organı üyelerinin, çeşitli kaygılarla siyasi liderlerine biat ettikleri ülkelerde, sistemin adı ne olursa olsun gerçek demokrasiden söz edilemez. Modelin adını değil, özünü tartışalım; başkanlığa değil, defosuz demokrasiye geçişin yollarını arayalım. BAŞKANLARIN ZOR ANLARI ABD?Başkanlarından Richard Nixon 1974’te, azledilmesine ramak kala istifa etmek zorunda kalmış, Bill Clinton ise Kongre tarafından azledilmekten son anda kurtulmuştu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT