BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tutunamayanlar

Tutunamayanlar

1990’lı yıllarda ortaya çıkan “Yeraltı Edebiyatı”; tutunamayanların, kaybedenlerin, hayalperestlerin, aşağı tırmananların, yola çıkmaktan çekinmeyenlerin sesi oldu.



KAHVEHANEDE YAZDI Yeraltı Edebiyatı’nın önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen yazar Hakan Günday, 23 yaşındayken ne yapacağını bilemediğinden, okuduğu okulun karşısındaki bir kahvehanede yazdığı ilk romanı “Kinyas ve Kayra” ile meslek olarak yazarlığı seçenlerden. Türk edebiyatında, 1990’lı yıllarda bir akım olarak yerini alan ‘’Yeraltı Edebiyatı’’nın önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen yazar Hakan Günday, 23 yaşındayken ne yapacağını bilemediğinden, okulunun karşısındaki bir kahvehanede yazdığı ilk romanı ‘’Kinyas ve Kayra’’ ile meslek olarak kendine yazarlığı seçenlerden. Çevreden etkilenmeden yazabildiğini belirten Günday, “Herhangi bir yerde yazabilirim. Kalabalıkta, yalnızken. Yazmaya okulumun karşısındaki bir kıraathanede başlamış olmamla ilgisi var herhalde. Kinyas ve Kayra romanımı, iki ay boyunca kahvehanenin o gürültü ve karambolü içinde oturarak yazmıştım’’ dedi. Yeni bir yazma sürecine, doğru kelimeyi bularak başladığına işaret eden Günday, yeni romanı ‘’Az’’da, o kelimenin tabii ki “Az’’ olduğunu aktardı. Hakan Günday, ‘Az’ın, aralarındaki alfabeyi yıka yıka birlikte okunmak için bir araya gelmeye çalışan A ve Z harflerinin hikayesi olduğunu dile getirdi. Günday bu romanında ilk kez bir kadını yazdığına dikkati çekti. Dört arkadaşın hikâyesini anlatan ‘’Pi璒 romanı, Selim Demirdelen’in yönetimi ve Ümit Ünal’ın senaryolaştırmasıyla sinemaya uyarlanacak olan Hakan Günday, sinemaya hayranlıkla baktığını ve etkilendiği kitap kadar film olduğunu dile getirdi. AYNA İLE BAŞLAR “Ben, 23 yaşıma kadar asla bir yazar olacağımı düşünmüyordum” diyen Günday; roman yazarken karakter oluşturma sürecinde onu en iyi ifade etmek adına bir karakterin öncelikle muhtemel reflekslerini düşünmeye çalıştığını belirterek, “Aynı olaylar karşısında verdikleri tepkilerin farklılıkları, karakterlerin ortaya çıkmasında ve birbirlerinden ayırt edilmesinde çok önemli olabiliyor’’ dedi. Karakter oluşturma süreciyle ilgili yolculuğunu, “Dolayısıyla incelemek belki fark etmeden yaptığım bir şey. Çünkü incelemek çoğunuzun fark etmeden ve mutlaka içinizden birilerini anlamak adına kullanabileceğiniz bir şey. Bu süreç mutlaka ayna ile başlar. Yani mutlaka kendinizle göz göze geldiğiniz zaman başlayan bir iştir. Önce bir kendi göz rengini anla, önce kendini bir parçala. Kişinin kendisi inceleme konusu olabilecek en iyi laboratuvar. Çünkü hayat boyu hiçbir yere kaçmayacak. Hayat boyu seninle aynada duracak ve sürekli değişecek’’ şeklinde değerlendiren Günday, dolayısıyla bakış açısının kendini paramparça etmekle başladığını ve bu bakış açısının zaman içinde yazarın gördüğü her şeye yansıdığını savundu. ¥ Meltem Uzun (AA) YERALTI EDEBİYATI Yeraltı edebiyatı, 19. yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın başlarında oluşmaya başlayan, “Ben özgürüm!” diye bağıran edebiyat. Kökleri yeteri kadar eşelendiğinde Marquis de Sade’e (1740-1814) kadar varılabilir. Sade, yazdıkları ile ‘başkalarına acı çektirmekten hoşlanma’ olarak adlandırılan ‘Sadizm’in fikir babası olmuştur. Şiddetle ilgili kitapları yaşadığı dönemde epey yadırganmış, hapse atılmıştır. Ancak yazdıkları başka yazarlara ilham kaynağı olmuştur. Yeraltı edebiyatı, Charles Bukowski’yle (1920-1994) yaygınlaşmıştır. Son yıllarda daha hızlı gelişme kaydeden edebiyat, Chuck Palahniuk’un ‘Dövüş Kulübü’ (Fight Club) adlı eserinden 1999 yılında sinemaya taşmış ve hayran kitlesini arttırmıştır. ÖNCÜSÜ OĞUZ ATAY “Asilerin, kaybedenlerin, hayalperestlerin, tutunamayanların, günahkârların, beyaz zencilerin, aşağı tırmananların, yola çıkmaktan çekinmeyenlerin, uçurumdan atlayanların dili, sesi” şeklinde açıklanan ‘Yeraltı Edebiyatı’nın bizdeki öncüsü kabul edilen Oğuz Atay (1934-1977), ‘Tutunamayanlar’ isimli romanıyla ünlü. Yalnızlık ve açık yaralar olarak gezme halinin hemen hemen yazdığı bütün karakterlerde olduğunun ve bunun üstadının da Oğuz Atay olduğunun altını çizen Hakan Günday, “Onun her yazdığı eser de zaten bunu anlatır. ‘Her uyumsuz kişi kendisi dahil her şeyi tüketmek zorundadır’ diye bir laf vardır. Oğuz Atay, bunu çok iyi anlatır. Dolayısıyla o, ister istemez benim de çok etkilendiğim bir anlatım biçimi. Okuyorsun, etkileniyorsun ve onu başka bir şeye dönüştürüyorsun ve bunu farkında olmadan yapıyorsun. Ona bir şeyler eklemeye çalışıyorsun veya eksiltiyorsun” dedi.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT