BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Yeter ki siz mutlu olun!”

“Yeter ki siz mutlu olun!”



Her ikisinin de kollarında serum takılı ve yanıbaşlarında bir doktor vardı. Nurettin bir kurşun yarası aldığı halde, durumu Tarık’tan daha ağırdı. Gözlerinin akı karasına karışmış, sadece kesik sözcüklerle mırıldanıyordu. Deniz dalgasına tutulmuş bir şilep gibi sarsılarak titriyordu. Gözleri dumanlanıyordu... Birden memleketi, annesi gözlerinin önüne geldi. Annesinin öğütleri kulaklarını tırmalıyordu. “Aman oğlum, kendine mukayyet ol gavur ellerinde, ite kopuğa uyup da Allah’ın çizdiği doğru yoldan çıkma. Bak baban rahmetli ölürken, dört kız kardeşinle beni sana emanet etti. Neden? Erkek olduğun için!... Tuttuğunu koparabildiğin için!... Ben gene pancar çapasına, ev temizlik işlerine gider; bol harcırah yollamaya çalışırım sana. Yeter ki sen ak alnınla oku. Oku, büyük adam ol da, ben seni okutmak uğruna dilencilik bile ederim. Almanya’dan elinde diplomanla döndüğün zaman bir de evlenirsin. İster beni de yanına alırsın, ister bu yıkık damımızda bırakırsın. Yanına alsan da, almasan da sana hiç esef etmem oğlum. Yeter ki siz mutlu, bahtiyar olun da... Ben bu dünyadan geçip gidiyorum gayri; çocuklarımın mürüvvetini görmek de beni mutlu eder. Yeter ki sen oku! Cenabı Allah’ın ilk emri gibi oku da...” -Anam neler düşünüyorsun öyle? Hiç eski damımızda bırakır mıyım seni? Anamsın, baş tacımsın! Başımın üstünde yerin vardır senin. O güzel günlere kavuşunca, evimizin en güzel odası da senin olacak. Senin gibi vefakâr, cefakâr bir anayı nasıl terkederim?.. Bizi bu günlere getirene dek saçını süpürge ettin el kapılarında. Bizi biz eden saçlarındaki aklar, güzel ve nurlu yüzündeki kırışıklıklar değil mi? Keşke senin bizim üstümüze titrediğinin yarısı kadar bari evlatlık edebilsem. Senin hakkın hiçbir şeyle ödenemez anam. Hem anamızdın, hem babamızdın... Gözlerinin önünü kaplayan bulutların arasından beliren Malatya’dan ayrıldığı son gün, Nurettin’in yüreğini hançer gibi dağlıyordu. Gözlerinden taşan kanla karışık gözyaşları yüzünü yıkıyordu. - Ölmek istemiyorum. Işığı yakın; ne olur karanlıkta bırakmayın beni. Allah’ım... sevgili Allah’ım yaşamak istiyorum. Anam... Bahtı karalı anam kurtar beni! Ben... yüreğim daralıyor... İçim sıkılıyor... anam... ah anam. Nurettin’in ağzından fırlayan son sözcükler sert ve düzgün çıkmıştı. Fakat dişleri birbirine kenetlenmiş, gözleri bir noktaya bakakalmıştı. Parmak uçlarından başlayan bir soğukluk, tüm bedenini sarıyordu. Başlarında bulunan doktor, hemen aceleyle Nurettin’e oksijen maskesi taktı; yapay masajda bulundu; nabzını ölçtü... Oksijen maskesini üzüntüyle çıkarırken, göğsü kanlı delikanlının açık gözlerini eliyle kapattı. Yarasına rağmen kendinde olan Tarık, acı bir önseziyle çırpındı. - Nurettin... ses ver bana... Bırak şakayı da konuş... Bak, geldik işte hastaneye. Kurtulacaksın. Nurettiiin.... Artık onun da sözcükler ağzının içinde boğuldu. İlkyardım görevlileri, sedyeleri kaptıkları gibi ameliyathaneye koşturdular...  Artık ıstıraplar, kederler bile üzmüyordu Selma’yı; o hep sevinç ve neşe içindeydi. Hele Tarık’ı tanıdıktan, birbirlerini sevdiklerinden beri uçacakmışçasına çok mutluydu. Ancak hayallerinde canlandırabileceği, düşlerinde görebileceği bir sevdiği vardı işte! Tarık kendisi için güneşti, ömürdü... - Onu öyle çok seviyorum ki Zerrin! Ah, bilemezsin!.. Böyle söylerken, birleştirdiği ellerini göğsünün üstünde sıkıyordu. Teyzesinin kızı olan Zerrin, kendinden iki yaş büyüktü; yirmi üç yaşındaydı. Yüz hatları Selma’ya benzediği halde kalın, küt bir tipi vardı. Gözleri Selma’nın gözleri gibi yeşil, pembe yanaklarında gamzleri vardı. Makyajı fazla kaçırdığından olacak, doğal güzelliği sürdüğü bu boyaların altında kalmıştı. İlgi çekici tek yanı, gözleriydi. - A, şekerim!.. dedi Selma’ya. Sen de bir görmeyle tutulmuşsun. İnsan bir görüşte aşık mı olurmuş hiç? - Sen de baksaydın Tarık’ın gözlerine derinden, inan ki böyle konuşmazdın. Öyle candan, sıcak ve büyüleyici bakışları var ki... İnsanın kalbini gözleriyle söküp alıveriyor o saat! Zerrin sinek kovalar gibi elini havada salladı. Ağzındaki şapırtıyla çiğnediği iri sakızı şişirip patlattı. - Kızım, erkek milletini sen mi öğreteceksin bana? dedi. Onlar senden bir şey koparıncaya kadar kul, köle görünürler... Hele kimi duygulu, sanatçı yapılı, şair gibi görünür. Şiir okur gibi aşktan falan bahseder. Ondan sonra bir kandın mı, gidersin gümbürtüye. Sermet’le beni bir kez gözünün önüne alıver ayol! Onun o tatlı, iltifat dolu sözlerine kandım da ne oldu?... Evlenmeye gelince, yok. Al voltanı, diye bir de “defol” çekti bana. * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT