BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Taksim dersi...

Taksim dersi...

Bir barışın 34 yıl sonra gelmesi için 36 kişinin ölmesi mi lazımdı? Varılan seviyeye demokratik olgunluk mu demeli? İdeolojinin prangalarından kurtulmak mı? Hazmetme, paylaşma, çok kültürlülüğün zenginliğini tekrar hatırlama mı? Diğerine insanca yaşama hakkını çok görmeme hoşgörüsü mü?



Bir barışın 34 yıl sonra gelmesi için 36 kişinin ölmesi mi lazımdı? Varılan seviyeye demokratik olgunluk mu demeli? İdeolojinin prangalarından kurtulmak mı? Hazmetme, paylaşma, çok kültürlülüğün zenginliğini tekrar hatırlama mı? Diğerine insanca yaşama hakkını çok görmeme hoşgörüsü mü? Belki de hepsi... Belki de bu sebeple Taksim, 34 yıl sonra taksim etmedi/bölmedi, tevhid etti/birleştirdi. Bu yüzden bir şölene toplumun bütün unsurları katıldı. Herkes kendini bir şekilde ifade edebildi. Polis her yerde oldu ama hiçbir yerde gözükmedi. Kimse coplanmadı. Kimse yerlerde sürüklenmedi. Kimse yaralanmadı. Kimse gözaltına alınmadı. Ateş açılmadı, taş atılmadı, cam-çerçeve inmedi, kimse ölmedi. Analar, eşler, çocuklar ağlamadı. Bu mutlu sona varmak için arkada dramatik bir hatıra bırakmak şart mıydı? Aslında ölenler 36 kişiden ibaret değildir. O yıllarda ölen 5 bin kişi de bu çerçevenin içinde. 1 Mayıs, adı bayram olan bir kâbustu, dehşetti. O gün İstanbullu evine kapanırdı. Dışarıda ise manzara şuydu: Askerî parkalı, sarkık bıyıklı, sol yumrukları havada boşluğu döven militanlar, Kızıl bayraklar ve komünist önder ve gençlik liderlerinin posterleri altında Taksim’e çıkan bütün ana caddeleri tutarak yürürlerdi. Saf saf taburlar sanki Kızıl Meydana gidiyordu. Orada Türk bayrağı olmazdı. Gözlerde hınç, öfke ve yakıp yıkma intikamları vardı. Bu yürüyüşçülerin kendilerinden başka herkes ve her şey faşistti. 1 Mayıslarda kızıl bir terör eserdi. Bu militanlar Rusçu komünist, Çinci komünist, Arnavutçu komünist ve Kürtçü komünistti. Onların tahakkümü altındaki işçilerse ideolojik ırgattı. 1 Mayıslar fırsattı. Türkiye, işçi ve talebelerle komünist ihtilale hazırlanıyordu. Aslında ise bir oyunun parçalarıydı. Derinlerdeki gerçeğin kimse farkında değildi. Bu militanlar, üniversite basar, rektör öldürür, Beyazıt Kulesine Kızılbayrak çekerlerdi. 1977 1 Mayısına böyle gelindi. Saydıklarımızdan bazısı vatan kurtarma sevdasındaki samimi komünistlerdi. Bazısı, o, şu, bu ülkelerinin ajanlarıydı. Türkiye iki koldan 12 Eylül darbesine hazırlanıyordu, işçiler ve talebeler. Okulda boykot, iş yerinde grev vardı. Onlara fikri lojistiği ise gazete sütunlarında yazarlar, dergiler ve devletin TRT’si veriyordu. Netice itibariyle bu ülke sol ve sağ diye ikiye taksim edilmişti. Her rengi ile sol bunlardı. Sağ ise diğer vatan kurtaranlardı. İki taraf da ne vatanı kurtarabildi ve ne de kendini? Sonunda bir yerlerden düğmeye basıldı, taşeronlar darbe yaptı. 13 Eylül günü ortalık sütlimandı. Şimdi Anayasa değişikliğinden sonra bu 12 Eylülcü denen taşeronlar yargılanacak. Ama o ölenler geri gelmeyecek, pişmanlıklar fayda vermeyecek, ziyan olan baharlar tekrar yaşanamayacak... Ne güzelmiş bir diğerini dinlemek. O zaman çiçekler açıyor işte. Taksim’de 1 Mayıs Bayramı pahalı tecrübelerden sonra tamam. Sırada Taksim Camii var.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT