BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > BDP’lilerin çoğu Kürtçe bilmiyor!

BDP’lilerin çoğu Kürtçe bilmiyor!

Bölgede Kürtçe eğitim isteyen PKK-BDP kitlesinin dil konusunda ne kadar samimi olduğu tartışılabilir. Hatta bu konuda sicilleri oldukça bozuk da sayılabilir. Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ile seçimlerde aday gösterilen Ertuğrul Kürkçü, Önder Sırrı Süreyya ve Levent Tüzel gibi isimler Kürtçe konuşamıyor.



YAZI DİZİSİ Özerklik, ayrılma maskesi mi? -4- OSMAN SAĞIRLI - ADEM?DEMİR > Mardin Belediye Başkanı Mehmet Beşir Ayanoğlu ile bölgede dil konusunu konuştuk. SİCİLLERİ OLDUKÇA BOZUK Bölgede Kürtçe eğitim isteyen PKK-BDP kitlesinin dil konusunda ne kadar samimi olduğu tartışılabilir. Hatta bu konuda sicilleri oldukça bozuk da sayılabilir. PARTİNİN İLERİ GELENLERİ Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ile seçimlerde aday gösterilen Ertuğrul Kürkçü, Önder Sırrı Süreyya ve Levent Tüzel gibi isimler Kürtçe konuşamıyor. Kürt meselesinin etnik bir aidiyet problemi olduğu bugün itibarıyla net bir şekilde ortaya çıkmış bulunuyor. Bunu herkes kabul ediyor ve çözülmesi gerektiği hususunda önerilerde bulunuyor. Geçmişin “inkâr” ve “asimilasyon” politikalarından eser yok. Fakat bunların artarak devam ettiğini savunanlar da var. PKK-BDP kitlesi bölgede, geçmişten daha fazla “inkâr politikası” yürütüldüğünü iddia ediyor. Görüşmelerde; demokratik açılımı yerden yere vuruyor, hükümetin hiçbir somut adım atmadığının propagandasını yapıyorlar. Bunun sebebi şu; BDP’nin bölgede tek siyasi rakibi bulunuyor, o da: AK Parti... AYIPLAR TEMİZLENİYOR Oysa 2009 Mayısında resmileşen “Demokratik Açılım” çerçevesinde bölge halkının takdirini kazanan pek çok adım atıldı. Kürdoloji Enstitüsü’nün açılması, TRT Şeş’in yayın hayatına başlaması, miting alanlarında Kürtçe ile siyasi mesajların verilmesi ve cezaevindeki tutukluların yakınlarıyla ana dillerinde konuşabilmelerinin sağlanması dil konusunda atılan adımların sadece bir kaçı. Problemin çözümünü kolaylaştıran pek çok adım atılmasına rağmen henüz her şey bitmiş değil. Daha birçok yasal düzenlemenin gerçekleştirilmesi gerektiği belirtiliyor. Anadil eğitimindeki kaygıların da yersiz olduğunu öne sürenler bulunuyor. Bu konuda en net tavrı gösterenlerin başında ise Halkın Sesi Partisi (HAS-PARTİ) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş geliyor. Kurtulmuş, “Anadil, ana sütü gibi helaldir. Bu konuda Kürt vatandaşlarımızın talepleri olumlu karşılanmalı” diyerek anadilde eğitim yapılmasında bir sakınca görülmemesi gerektiğini savunuyor. BDP’LİLERİN SAMİMİYETSİZLİĞİ PKK-BDP kitlesinin dil konusunda ne kadar samimi olduğu tartışılabilir. Hatta bu konuda sicili oldukça bozuk da sayılabilir. Çünkü Kürtçe eğitim isteyen BDP’lilerin çoğu Kürtçe konuşmasını bilmiyorlar. Buna partinin üst düzey yönetiminde pek çok kişi örnek olarak gösterilebilir. Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ile seçimlerde aday gösterilen Ertuğrul Kürkçü, Önder Sırrı Süreyya ve Levent Tüzel gibi isimler Kürtçe bilmiyor. Daha da detaylı bir eleme yapılırsa 39 ilde gösterilen 62 adayın yüzde 40’u Kürtçe konuşmayı bilmiyor. Bölgenin ender aydınlarından avukat ve yazar İbrahim Güçlü, “Bu siyasi gelenekte doğru dürüst Kürtçe konuşabilen ve yazabilen insan sayısı iki elin parmak sayısını geçmez” diyor. DİL MİLLİYETÇİ SÖYLEM DEĞİL Kürtçe’nin korunması ve konuşulmasının yaygınlaştırılması amacıyla kurulan dernekler de bu konuda çok yetersiz. Mesela, Kürdi-Der ve TZP Kurdi gibi derneklerin bugüne kadar Kürtçe için yaptıkları icraatlar, politik söylemlerden öte bir anlam taşımıyor. Ne dil eğitimi konusunda yazılmış eserleri, ne de Kürtçe eğitim verilmesi halinde nasıl bir plan ve programın olacağına ilişkin ciddi raporları var. Mesela Kürdi-Der’de de BDP’deki gibi eş başkanlık sistemi var. Bunların aldığı yeni karar ise Türkçe konuşmaya yasak koymak. Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı Serdar Bülent Yılmaz, “İki dillilik kavramını yanlış buluyorum. Çok dillilik daha doğru. Nereden bakarsanız bakın bölgede fazla dil var. Zazaca, Gurmanca, Arapça ve Türkçe yani dört dil de konuşuluyor. İki dillilik BDP’nin milliyetçilik söylemidir. Çok dillilik ise böyle değil. Ben dile getirilen bu söylemlerin de çok yerine getirildiğini düşünmüyorum” diyerek dilin politik söyleme alet edilmesini eleştiriyor. ŞANLIURFA VE MARDiN MODELi Mardin Belediye Başkanı Mehmet Beşir Ayanoğlu, Mardin’in çok dilli kentlerin başında geldiğini bugüne kadar da dört dilin konuşulması hususunda ise bir sıkıntı yaşanmadığını söylüyor. Mardin’in bölge için iyi bir model olduğunu belirten Ayanoğlu, “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi diye adlandırdığımız uygulamanın olumlu etkilerini her yerde görmeye başladık. Kimse kimseye konuştuğu dilden dolayı bir sıkıntı vermiyor ve hakkı da yok. İnsanlar çatışmadan, kavgadan ve stresten birbirlerinin kimliklerinin istismar edilmesinden bıkmış durumdalar. Benim inancım ve kimliğim beni ilgilendirir. Başkasını değil. Kamu kuruluşlarının başında bulunanların, tarafsız, başkalarına hizmet götürürken gerekirse renksiz ve kokusuz olmaları gerekir” diyor. Mardin’deki çok dillilik hoşgörüsü, Şanlıurfa için de söz konusu... ÇOCUKLAR DAHA İYİSİNİ HAK EDİYOR Kuzey Irak’taki Mahmur Kampı’nda bulunan yönetim, oluşturduğu okullarda Kürtçe öğretiyor. Bu manzaranın dilden ziyade yoksulluğu andıran görüntüsü tartışılmalı... YAZAR MEHMET METİNER: Öcalancılar, Kürtler adına dayatmada bulunuyorlar! Öcalancılar, Kürtlerin ne düşündüğünü sormadan, onların görüşlerini alma gereği duymadan “özerklik” projesini ve “totaliter sosyalist” modeli silahla ‘Kürtler adına’ dayatmaya kalkıyorlar. AK Parti Adıyaman milletvekili adayı gazeteci Mehmet Metiner, “Devletin Beka Sorunu” ismini taşıyan kitabında Öcalancıların öngördüğü modelin, demokrasiyle uzaktan yakından alakası olmadığını vurguluyor. Kaskatı bir totaliter ve sosyalist yönetim anlayışının başına ‘demokratik’ ibaresinin getirilmiş olması, bir makyajdan ibaret olduğunu kaydeden Metiner, itirazlarını şöyle sıralıyor: “- Birincisi bölgenin “egemeni” peşinen ilan ediliyor. Dağdan inecek olanların da bu bölgenin milis güçleri olacağı belirtiliyor. Dolayısıyla silah zoruyla elde edilmek istenen bir iktidar ve egemenlik talebiyle karşı karşıyayız. - İkincisi, “özerklik” projesinin özgürce konuşulması ve tartışılmasını savunan Öcalancılar, sıra öngördükleri projenin eleştirilmesine gelince, hemen “işbirlikçi”, hain!” söylemleri eşliğinde silahın ucunu gösteriyorlar. - Üçüncüsü, “özerk” olmasını istedikleri bölgenin hangi ideolojik anlayışla yönetilmesi gerektiğine de kendileri karar veriyorlar. Dayattıkları model, “totaliter sosyalist” bir model. - Dördüncüsü, kendilerine ait bir projeyi tüm Kürtler adına “silahlı güç” marifetiyle dayatmaya çalışıyorlar. - Beşincisi, Kürtlerin ne düşündüğünü sormadan, onların görüşlerini alma gereği duymadan özerklik projesini, ‘Kürtler adına’ dayatmaya kalkıyorlar. Karşı çıkanları da hainlikle suçluyorlar. Soruyorum: Demokratiklik bunun neresinde?” BİLET Mİ, PASAPORT MU? Mehmet Metiner, hiç de haksız sayılmaz. Çünkü bir sivil toplum örgütü ya da siyasi parti, arkasına silahlı güçleri alarak konuşamaz. Ama her seferinde hem Öcalan’ın, hem Kandil’in hem de BDP ve DTK’nın artık insanların ezberlediği, “Devlet, hükümet somut atım atmazsa iç savaş çıkar” repliğiyle yapılan tehdit artık fazlasıyla can sıkıcı bulunuyor. Bir Türk, Hakkâri’nin Sümbül Dağı’ndan, Zap Suyundan niye vazgeçsin! Bir Kürt de İstanbul Boğaz’ından Marmara Deniz’inden ve Ege sahillerinde neden caysın? Ayrıca insanlar biletle dolaşma hakkına sahip oldukları topraklarda pasaporta seyahat etmeyi neden tercih etsinler ki? Bu ülke insanı şiddetle yaşamak mecburiyetinde değil. Büyük bir ülkede yaşamak var iken neden küçüğüyle yetinilsin ki. Türkiye üzerinde yaşayan 73 milyonun ortak vatanı. Öyle değil mi? ILIMLI BİR BDP’Lİ: Bizim de mutlaka hatalarımız olmuştur BDP’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Muş Bağımsız Milletvekili Adayı Demir Çelik, dil konusundaki taleplerin doğal hak olduğunu ve bunun vatandaştan esirgenmemesi gerektiği görüşünde. “Yerelde yaşayan halkların kendi kimliklerini, topraklarını ve kültürlerini yürütmede ve yönetmede söz ve yetki sahibi olmaları gerektiğini önemsiyor ve bunu savunuyoruz” diyen Çelik, “Kamuoyunda bize yönelik bir olumsuz tablo oluşmuşsa demek ki bizim de hata ve yanlışlarımız olmuştur. Belki kendimizi çok doğru ifade etmemiş olabiliriz. Ama BDP’nin statükoya karşı olan en ufak adımları bile terörize ve kriminalize edildiği de bir gerçektir. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl şekilde çözümünü ve çok dilliliğin hayata geçirilmesini istiyoruz” görüşlerini dile getiriyor. Kimi zaman terör sayılabilecek eylemlerin çıkmasına neden olan bu kitle, ülkenin bölünmesini istemediğini savunuyor. PKK dahi artık bağımsız bir Kürdistan söylemini unuttu. Etnik temelde bir federasyon ya da otonomiye de karşı olduklarını söylüyorlar. Ancak kimi çıkışları kamuoyunu tepkisini çekiyor ve bu faaliyetlerin bölünme amaçlı olduğu izlenimi oluşturuyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT