BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Amerikan seçimlerinden notlar -1-

Amerikan seçimlerinden notlar -1-

Demokratik ülkeler arasında, dünyanın en uzun süren seçim kampanyası, muhakkak Amerika’daki Başkanlık seçimi -ve bununla birlikte yürüyen- Kongre seçimleri mücadelesidir.



Demokratik ülkeler arasında, dünyanın en uzun süren seçim kampanyası, muhakkak Amerika’daki Başkanlık seçimi -ve bununla birlikte yürüyen- Kongre seçimleri mücadelesidir. Bu sefer de, 2000 yılı Başkanlık Seçimi kampanyası. Clinton’ın 1996 Kasım’ında seçilmesinin, hemen ertesi günü başladı ve temposu giderek artarak, bugüne kadar sürdü ve Kasım’da, Başkan esçilene kadar da sürecek! PARTİ ÖN SEÇİMLERİ Cumhuriyetçi ve Demokrat Partilerin Kongrelerine -Kurultaylarına gidecek delegeleri belirlemek için şimdiye kadar yapılan ön seçimlerde- yani yoklamalarda ve özellikle geçen Salı yapılan ve eyaletlerin “ağırlıkları” dolayısı ile “süper ön seçimler” tabir edilen yoklamalarda, şimdiye kadar belli olan delege sayılarının, Cumhuriyetçi Partinin adayı olarak George Bush’a, Demokrat Parti adayı olarak, halen Başkan Yardımcısı olan Al Gore’a oy verecekleri artık belli olduğundan, Kasım 2000’deki nihai Başkan seçimi için bu iki kişinin mücadele edecekleri artık anlaşılmış gibi. Bundan sonra diğer eyaletlerde yapılacak yoklamaların bu durumu değiştirecek önemi ve heyecanı kalmamış gibi. Bunun için de, Demokrat Parti adaylığı için Al Gore’un rakibi Bill Bradley ve Cumhuriyetçi Parti adaylığı için de Bush’un daha dişli rakibi John McCaine adaylıktan vazgeçtiklerini ilan ettiler. Bush kuvvetli gözükse de kazanmasını, sonunda yoklamalarda McCaine’i desteklemiş olan seçmenlerin (ki aralarında Demokratlar ve “müstakiller” de var) onu destekleyip desteklemeyeceklerine bağlı... Gerçi McCaine, adaylıktan vazgeçerken, Bush’a buket attı ama O’nu fiilen destekleyeceğini, onun için çalışacağını vadetmedi... Ayrı bir parti ve sağdan merkeze doğru bir reform hareketi başlatıp Bush’a verilecek oyları bölmesi ihtimali ve tehlikesi de var! PARTİ KURULTAYLARI Her iki partinin Kasım’dan önce, yazın yapılacak kongreleri, geçmiş yıllarda hatta ‘80’lere kadar, önemli idi: Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler, adaylarını bu kongrelerde -Amerikan politika argosunda “sigara dumanı dolu odalar” denilen kulislerde- parti içi pazarlıklarla, belirlerlerdi. Şimdilerde işler daha demokratik oluyor: Kongrelere gidecek ve belirli Başkan adayına adanmış delegeler, 50 eyalet ve eyaletler dışı Washington DC’de ve gene özel bir durumu olan Porto Riko’da ön seçimlerle (yoklamalarla) ve bazı eyaletlerde de Caucuses denilen parti içi yoklamalarla açık ve demokratik yöntemlerle belirleniyor. Artık renkli-sözlü şarkılı şovlar haline gelen kurultaylarda delegeler zaten belli olaylarını ve kazanan adayı teyid ediyorlar, ünlü bir partili tarafından ilan edilen aday da, bir nutuk söyleyerek, adaylığı kabul ediyor... Nutuklar teati ediliyor. Televizyonlar ve radyolar, önemli köşe yazarları artık şov haline gelen bu kongreleri, eskiden olduğu gibi başından sonuna izlemiyorlar. Kongreler önem ve işlevlerini tamamı ile kaybetmiş de değiller: Bu toplantılarda, partilerin iç düzenlemeleri ve programları “milli komiteleri” belirleniyor. Yeri gelmişken hatırlatayım: Amerikan siyasi sisteminde ve politisasında, partilerin büyük önemi ve işlevleri var ama bunlar Avrupa’daki ve bizdeki nev’inden değil, parti disiplini gevşek.. Başkan da Partinin “lideri” olsa bile “Genel Başkanı” değil! ABD Seçim sistemi çok komplike, kurallar eyaletten eyalete hatta partiden partiye değişiyor. Ama neticede demokratik süreç işliyor. Partilerin, daha doğrusu iki başlıca partinin, Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin, adayları, böylelikle, aşağı yukarı kesin belli olduktan sonra, şimdi hemen soluk ve nefes almadan ikinci raund, yani iki partinin adayları, Bush ve Al Gore arasındaki kıyasıya mücadele başlayacak ve Kasım’daki seçim gününe kadar artan bir tempo ile devam edecek. Amerika’daki Başkanlık Seçimleri hakkında bu köşeden ayrıntılı bilgiler vermemin sebebi, evvela, bu süper gücün yeni liderinin kim olacağının ülkemizi yakından ilgilendirmesi. Gerçi gerek Bush’un gerekse Al Gore’un Türkiye’ye ve sorunlarımıza, bakış açıları arasında -seçim kampanyalarında özellikle Rum ve Ermeni lobilerini hoşnut etmek için bazı münasebetsiz şeyler söyleseler de- pek fark yok. ABD politikları bilhassa dış politikası, askeri politikalar ve bu politikaları fiilen yöneten Dışişleri ve Savunma Bakanlığı -Pentagon- kadroları, hemen ve radikal bir şekilde değişmiyor. Dışişleri Bakanlığına ve Genelkurmay Başkanlığına getirilecek olanların kişilikleri önemli olsa bile!.. Ama, asıl, Amerika’da demokrasinin nasıl işlediğini, bu hususta bunalımlar yaşadığımız bir sırada bilmekte fayda olacağını düşünüyorum.. Sonunda her ülkenin Anayasasını da, politika ve yönetim sistemini de o ülke ve milletlerin tarihi deneyimleri, birikimleri, sosyal gerçekleri ve koşulları oluşturur. Siyasi sistemde Amerika gibi olalım demek doğru değil. Ne var ki, Amerika’da demokrasinin nispeten aksaksız işlemesinin ve seçimlerde, adayların tespitinden seçilmelerine kadar, sonunda “seçmenin” dediğinin ve isteğinin olmasını sağlayan ve adayların para kaynakları hususunda, seçimlerin finanse edilmesinde, suiistimalleri önleyen bazı kurallar ve ilkeleri bilmekte yarar olabilir! Gelecek yazılarımda önce Birinci Raund tabir ettiğim parti adaylarının belirlenmesi mücadelesindeki ilginç bazı hususlara, sonra da Amerika’da başkanların rolüne temas etmek istiyorum. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “İdealizm, sorundan uzaklaşıldığı oranda artar” JOHN GALSWORTHY
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT