BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eşref’ten bir kıt’a

Eşref’ten bir kıt’a

Şimdi 3000’inci asra girdik. Avrupa Birliği’ne de yazıldık mı sana! Benden söylemesi: Yükümüz çok daha fazlalaşacaktır. Onun için sabırlı olmak lâzım. Sabır imanı da getirir. Aksine bir ümide kapılmak, bizi huzura kavuşturacaktır. O ümit de şudur:



Şimdi 3000’inci asra girdik. Avrupa Birliği’ne de yazıldık mı sana! Benden söylemesi: Yükümüz çok daha fazlalaşacaktır. Onun için sabırlı olmak lâzım. Sabır imanı da getirir. Aksine bir ümide kapılmak, bizi huzura kavuşturacaktır. O ümit de şudur: Bürokratlarımız, bizim güzel halkımızı hiçe saymaktan, (Fuzûlî’nin diliyle) “Usanır mı usanmaz mı?” Hiçe sayan zalimleri kınamak için Eşref’ten bir kıt’a söyleyeyim. Ah efendim, bir ağaca döndü ki şimdi vatan Çok vurulan baltadan, sağlıklı hali kalmıyor. Dert değil belki bu yurdun böyle elden gitmesi; Git gide, zulmetmeğe elde vatandaş kalmıyor. Bir tashih, şikâyet ve ihtar Orhangazi-Girle’li sayın Salih Bayar, aynen şu mektubu göndermiş: Bugün yazınızı okudum. Makalenizde zikrettiğiniz ünlü beyit, Keçecizade İzzet Molla’nındır. Yani Koca Ragıp Paşa’nın değil. Üstelik tamamen yanlış. Düzeltilmiş halde yeniden yayınlanması gerekir. Beyitin doğrusu şöyle olacak: Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihan harâb Eyler onu müdâhene-i âlimân harâb Okuyucum haklı, gerçekten, ikisi de hikmet şairi olan Koca Ragıp Paşa ile İzzet Molla isimlerini, karıştırmışım. Kendi kendime ettiğim devamlı nasihat, sakın hafızana güvenme, kitaba bak olmuştur. Demek kendi tenbihimi tutmayıp “hata” etmişim. Ancak o şahane beyti doğru yazmadığım hakkında okuyucum yanılıyor. Çünkü ben, ezbere bildiğim o beyti bugünkü Türkçeyle anlatmak için sadeleştirmiştim. Yazdığım beytin gerçek sahibini bana hatırlatan bir okuyucu bulmak, doğrusu içimi ferahlattı. Lakin ne olurdu: Divan edebiyatı bilecek kadar zarif olan bu okuyucum beni “Yazı İşlerine” ihbar etmese idi. Bir de “Düzeltiyorum... Doğrusu şöyle olacak...” gibi sert ihtarlarda bulunmasa idi. İKİ DOST’TAN ŞİİRLER İki ehlidil okuyucum önce gazetede, sonra Vakıf’ta beni aradılar. Bu ârif ve hoşsohbet insanlar, sonsuz kibarlıkla geldiler, konferansı da dinledikten sonra bana iki şiir bırakarak döndüler. Adlarını dahi söylemediler. Bıraktıkları yazıların her ikisi, nefis hikmetlerle dolu. Birincisinden beyitler size: “Usta çeşme yapmış, yok su, içmeğe Kırma kalb, ustası yok tamir etmeğe. *** Besmeleyle başla işe, yapma işinde hile Kolla milli serveti, verme asla fire. *** Gönlünü say, servetini say, büyüklerini say Ama yerinde sayma. Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol Ama bölücü olma. Paranı ver, gönlünü ver, selâmını ver, Ama sırrını verme. *** Sen konuşma, yaptığın iş konuşsun. *** İyi insan, en az para sözü edendir.” Öbür ziyaretçim de “Kâğıdın Öyküsü” adlı bir şiirle gelmişti. Ondan da kıymetli beyitler, helâl olsun: “Akyüzüne kara yazı yazdığım Cetvel ile eğri büğrü çizdiğim Zaman gelir, öfkelenip baktığım Söz yerine hayat veren kâğıdım. *** Bazan şanslı olur, asırlarca durursun Kimi zaman ellerde hoyratça buruşursun. Çok zaman da ilim irfan saçarsın Bırakmadan görev yapan benim güzel kâğıdım.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT