BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ben ben ben...

Ben ben ben...

Deprem sonrası birçok proesör TV kanallarına çıktı ya, bana öyle geliyor ki medyatik olmaktan pek hoşlandılar. Ortalık biraz yatışmaya başlayınca, birisi ortaya çıkıp bir tahmin yürütüyor. Ardından diğerlerinin tahmin ve tezleri gündeme geliyor.



Deprem sonrası birçok proesör TV kanallarına çıktı ya, bana öyle geliyor ki medyatik olmaktan pek hoşlandılar. Ortalık biraz yatışmaya başlayınca, birisi ortaya çıkıp bir tahmin yürütüyor. Ardından diğerlerinin tahmin ve tezleri gündeme geliyor. Her biri kendi tahmininin doğruluğunu savunarak kafaları karıştırıyor. Haydaa, İstanbullular güç bela yatıştırmaya çalıştıkları korkularının pençesine tekrar düşüyor! Son tartışmaları başlatan Prof. Aral Okay, yaptığı araştırmaya dayanarak Marmara fayının tek parça olduğunu, 30 yıl içinde 7.4 büyüklüğünde bir depremle bir kerede kırılacağını söylüyor. Akabinde görüşlerine başvurulan Tübitak Bilim Kurulu üyesi ve İTÜ Maden Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Naci Görür faylanma hakkında bir yıldan önce konuşulamayacağını iddia ediyor. Öte yandan, İ.Ü. Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şener Üşümezsoy da Sismik-1 Araştırma Gemisi’nin verilerine göre, “Marmara Denizinde bir depreme sebep olacak fay boydan boya tek parça halinde kırılacak” tezinin terkedilmiş olduğunu beyan ediyor. Şimdi biz hangisine inanalım? Zaten kafalarımız karışık, ruhlarımız perişan. Bu sayın profesörler önce kendi aralarında oturup ellerindeki çeşitli verileri konuşsalar, tartışsalar, ortak bir görüşe varsalar da bunu kamuoyuna açıklasalar olmaz mı? Bilimsel sorumluluk da bunu gerektirmiyor mu? Ama olmuyor işte! Herkes benim diyor. Olan ne yapacağını bilmeyen zavallı halka oluyor. Galiba Türk toplumunun çıkmazı, bir türlü aşılamayan bu “Ben ben”cilik. Esasında bu tavır bütün kurumlarda var. Herkes kendince “en büyük”, kendince “yıldız”... Herkesin burnu Kaf Dağı’nda bir de medya ile cilalandırılırsa tafralarından, yanlarına yaklaşılmıyor. Onun için ekip çalışması ruhu geliştirilemiyor. Baksanıza en saygın kurumların başında gelen üniversitelerde bile iki üç insan bir araya gelip görüş alışverişinde bulunmuyor. Bu kopukluk ve dağınıklık yüzünden bilimsel doğrular yerine kişisel doğrular öne çıkıyor. İngiltere’deki üniversitelerin birinde çalışan öğretim üyesi bir arkadaşım anlatmıştı. Orada öğretim üyeleri haftada bir kendi aralarında toplanırlar, yaptıkları çalışmaları ortaya sererler, birbirlerinin görüşünü ve desteğini alırlarmış. Benim bildiğim kadarıyla bizim üniversitelerde böyle bir akademik yaklaşım ve kaynaşma yok. Akademik konular çerçevesinde ocakbaşı oluşturmak, yardımlaşmak, birine destek vermek alışılmadık bir davranış. Bu tutum, aslında kimseyi mutlu etmiyor ama kimse de büyüklenme ve “ben bilirim” sevdasından vazgeçmiyor. Oysa, insan, insanla zenginleşir, büyür. Düşünceler, düşüncelerle beslenir, gelişir. Gel de bunu bizim hâlâ ilkokul davranışlarından kurtulamayan insanlarımıza anlat! ARDAHAN TARİHİ Türk tarihi açısından büyük önem taşıyan Ardahan’ı; tarihi, coğrafi ve kültürel yönleriyle tanıtan, Ardahan Valiliği Kültür Yayınları arasında çıkan eser, Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Enver Konukçu tarafından hazırlanmış, Türkiye’yi tanımak isteyenler ve araştırma yapanlar için önemli ve güvenilir bir kaynak.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT