BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ambargoyu
atlar deldi

Ambargoyu
atlar deldi

Türkiye-İran-Irak sınırındaki kaçakçılık PKK’nın kontrolünde. Ambargo uygulanan İran’a at sırtında her şeyi sokmak mümkün.



AMBARGOYU ATLAR DELDİ -1 ÖZEL HABER > OSMAN SAĞIRLI - ADEM?DEMİR Kaçakçıların gözbebeği olan atlar, otomobilden bile pahalı... IRAK-İRAN HATTINDAKİ TEHLİKELİ YOLCULUĞA MUHABİRLERİMİZ TANIKLIK ETTİ TÜRKİYE SIKI TUTUYOR Irak-İran-Suriye ve Türkiye sınırında kaçakçılığı Kürtler yapar. Sınır köylerinde yaşayanlar, kaçak doğar, kaçak büyür ve yine kaçak ölürler. Türkiye nefes aldırmazken Irak ile İran arasındaki kaçakçılık, azalmanın aksine artarak devam ediyor. 10 BİN KOLİ GEÇİYOR Taşınan ne olursa olsun at başına örgüte 3 bin Irak Dinarı ödenir. Bu miktar size basit gelebilir. Ama bölgede bu işi yapan binlerce kişi var. Ve her kişinin birkaç atı bulunuyor. Irak’tan İran’a kaçak yolla günlük 10 bin koli içki sokuluyor. Mayıs’ın dördü. Erbil’de hava sıcak. Dereceler 24’ü gösteriyor. Kısa kollu gömleklerle dolaşıyoruz. Mihmandarımız uyarı içerikli bir soru yöneltiyor: “Yarın böyle giyinmeyeceksiniz değil mi?” Sorusuna soruyla cevap veriyoruz: “Neden olmasın? Mevsimine göre havalar oldukça sıcak.” “Gideceğimiz yerde donarsanız Erbil’in güneşi bile sizi çözemez” diyor Iraklı dostumuz. Aslında gideceğimiz yerin yabancısı değiliz. Daha önce birkaç kez gittik. Üstelik burasının PKK kontrolünde olduğunu, örgütün izin vermemesi halinde çekim yapmanın imkânsız olduğunun da farkındayız. Bu defa programımızda bölgede kaçakçılık yapanların hayat hikâyeleri bulunuyor. Kaçakçıları ikna etmek kolay. Ama onların fotoğraflarını çekerken, militanların yaşadığı arazinin de görüntülenmesi endişesiyle PKK sıcak bakmıyor. Demokrasilerde çare tükenmez. Biz de uzun uğraşlar ve farklı alternatiflerin ardından bir yolunu buluyoruz. Gideceğimiz yer, Erbil’e fazla uzak değil. Şehir merkezinden Haci Omeran’a kadarki mesafe 165 kilometre. Yani taş çatlasa 2.5 saatlik bir yolculuğun ardından kaçakçıların yanındayız. Böyle olmasına rağmen sabahın erken saatinde yola koyuluyoruz. Zira yollar çok kötü. Keskin dönemeçler, derin vadiler ve bozuk yollardan geçmek zorundayız. Üstelik her yerleşim bölgesinin giriş ve çıkışındaki kontrol noktalarındaki oyalama da cabası. Neyseki muhteşem bir manzara var. Geliyi Eli Beg’ten(Ali Bey Vadisi’nden) geçiyoruz. Yemyeşil vadi ve gürül gürül akan su. Çoman’a kadar bir taksiyle yolculuk yapıyoruz. Bundan sonra bu arabayla yükseklere çıkmak imkânsız. MUHTEŞEM MANZARA Dört çeker bir ciple dağlara tırmanıyoruz. Bir gün önce sağanak halinde yağmur yağmış ve ağır ağır devam ediyor. Ondan dolayı patikayı andıran yollar çamur deryası gibi. En ufak bir dikkatsizlik insanın hayatına mal olabilir. Zira altımız uçurum. Bir saatlik zahmetli yolculuktan sonra Alana bölgesineyiz. Uzaktan PKK’nın kontrol noktası görünüyor. Osman Sağırlı, çifte fotoğraf makineleriyle kartpostal görüntülerini aratmayan manzaraları çekiyor. Zirveleri bembeyaz karla kaplı sisli ve dumanlı dağ manzaralarına kendini kaptırmış olan Sağırlı, PKK’nın kontrol noktasındaki militanların dürbünlerinde gözüküyor. Bizler onlara doğru yürürken eli silahlı iki militan da bize doğru geliyor. Bu arada, mihmandarımızın hava durumu için yaptığı uyarılarında ne kadar isabetli olduğunu iliklerimize işleyen soğuktan anlıyor ve hakkını teslim ediyoruz: “Zor spas heval(Arkadaş çok teşekkürler). SAĞIR VE DİLSİZ Köylüler bu dağların eteklerinden kenger ve uşkun-(Kürt muzu: Rıbas) topluyorlar. Zira bu dağlar, Iraklı Kürtlerin rahat nefes aldıkları bölgeler. Yani onların tabiriyle zozanları. Sohbet ederek ilerlerken iki militan yanımıza geliyor. Yalnız değiliz. Toplam 5 kişiyiz. Sağırlı hariç hepimiz Kürt’üz. İki kişi kiraladığımız aracın sahibiler. Bunlardan biri sürekli PKK bölgesine gidip geldiği için arama noktalarındaki militanları tanıyor. Militanlar gelir gelmez içten ve samimi şekilde selamlaşıyorlar. Kürtler için problem yok. Ama Sağırlı’nın bizim için büyük risk taşıdığının bilincindeyiz. Onun sağır ve dilsizi oynamasını istiyoruz. Sağırlı, Coman’dan cipe binerken lal kesiliyor. Tek kelime konuşmuyor. Söylenilenleri duymuyor, adamın göbeğini patlatacak komiklikteki fıkralara bile tepki vermiyor. Gelen militanlar bizlerle tek tek selamlaşırken, Sağırlı, sadece el kol ve baş hareketleriyle onlarla merhabalaşıyor. Şok ve acıma duygusu. Sağır, dilsiz kendi halinde bir insanın boynundaki koca fotoğraf makineleriyle dağlarda gezmesine anlam veremeyen militanlar, Sağırlı’nın masum haline şefkat ve merhametle yaklaşıyorlar. Hiçbir soru sormadan onların yaşadığı mekâna gidiyoruz. Bir manganın kaldığı yer altında ama bir daire niteliğindeki mekanda çay ikram ediyorlar. Sağırlı, yine el kol hareketiyle şeker ve kaşık istiyor. Militanlar, hikâyesini öğrenmek istiyorlar. AVRUPA’YA KAÇARKEN OLDU Gerçek hayat hikâyelerinin peşine düşen bizler, yanımızdaki sağır ve dilsiz için bir hayat hikâyesi uyduruyoruz. Başlıyoruz anlatmaya: Osman, Avrupa’ya kaçmaya çalışan bir Kürt. Yunanistan’da yakalanmak üzereyken bir kaza geçiriyor. Hem konuşma hem de işitme yeteneklerini kaybediyor. Her Kürt gibi onun da dramatik bir hayat öyküsü var. Bunu öğrenen militanlar Sağırlı ile özel ilgilenmeye devam ediyorlar. Elinden çekerek başköşeye oturtuyorlar. Ama Osman’dan yine tek bir falso yok. Sanki gerçek bir sağır ve dilsiz gibi. Bir ara neredeyse biz bile inanacaktık. Bu arada biz de çıkacak izni bekliyoruz. Ama konuşma yeteneklerini kaybetmeyen bizlerin çeneleri hiç durmuyor. İçerde hararetli bir tartışma yaşanıyor. BDP’ye oy vermeyen Kürtlerin onursuz olduğunu savunan bir militanın tezlerine itirazda bulunuyoruz. Örgütten ayrılanların hain olmadığını, farklı renklere tahammül edilmesi gerektiğini anlatmaya çalışırken, sağır ve dilsiz Osman masanın altında sert bir ayak darbesiyle uyarıyor beni. Tartışmayı tadında bırakıyoruz. Militan hoşnut. Bizlerse tedirginiz. Derken dışarıdan içeri gelen manga sorumlusu, “Tamam yoldaşlar. Çekim yapabilirsiniz. Ama arazinin geniş fotoğraflarını çekmeyin” diyor. Rahat bir nefes alıyoruz. Birkaç dakikalık sohbetten sonra kontrol noktasındaki PKK’lılardan ayrılıyor ve kaçakçıların bulunduğu yere doğru yola koyuluyoruz. TELAŞLI YÜZLER Yine cipe biniyoruz. Ama bu defa sayımız altı. Üstelik bazen cip bizi taşıyor, bezen de biz cipi. Yanımızdaki fazla yolcu ise bir PKK’lı. Militan çekim sırasında hem kaçakçıların yüzlerinin görünmemesi hem de kendi kontrollerindeki arazinin geniş görüntülenmemesi için yanımızda. Yarım saatlik yolculuktan sonra aradığımız adamların yanındayız. Dağın yüksekliği 2 bin metre. Zaten nadiren bulunan bir küçük düzlük alandalar. Telaşlı yüzler hummalı bir çalışma içerisindeler. Onlar yüklerini sararken, kendilerinden daha fazla dikkat ettikleri atları ise yeşil otların ya da başlarına geçirilen torbadaki yemin tadını çıkarıyor. İsimleri, Mahmut, Mustafa, Ali, Veli, Sadık... Hepsi İranlı. İran’ın Irak sınırına yakın köylerinde oturuyorlar. Önce pek konuşmak istemiyorlar. Fakat sohbet ettikçe ve PKK’dan da onay çıktığını anlayınca başlıyorlar hayat hikâyelerini anlatmaya. Tanıştığımız 15 kişilik grubun hepsi aynı köylü. Güvenlikleri nedeniyle yaşadıkları köyün ve kendilerinin gerçek isimlerini yazamıyoruz. İÇKİ KAÇAKÇILIĞI Bunların taşıdıkları yük içki. Yani Viski, konyak, Rom, Cin, Rakı ve Bira İran’a taşıyorlar. Grubun lideri olduğu her halinde belli olan Mahmut, karşılaştıkları zorlukları anlatmaya başlıyor. Ama ondan önce merak ettiklerimiz var. Bu kadar riskli bir işi niye yapıyorlar? Günde kaç sefer yapıyorlar? Taşıdıkları içkileri nereye götürüyorlar? Kaç para kazanıyorlar?” gibi sorularımız var. Mahmut hepsine cevap vermek istemiyor. Ama “kaçakçılık yapmaktan başka çaremiz yok” diyor. Bu işi dört yıldır yaptığını söyleyen Mahmut ise, “köyde çobandım. Benim gibi çobanlık yapanlara verilen ücret çok düşük. Bir köylümün bu işi yaparken çobandan daha fazla para kazandığını öğrendim. Ben de bunu tercih ettim. İçki taşımak güzel değil ama alternatifim yok” diye konuşuyor. Günde İran’a 10 bin koli kaçak içkinin girdiği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda büyük bir kazanç çarkının döndüğü söylenebilir. ATLAR, OTOMOBİL FİYATINA IRAK’ta içkinin nereden geldiği ve nereye ne şekilde gittiği önemli değil. İşi yapanlarsa genellikle gayr-ı Müslimler. Diyana’daki Hıristiyanlar, içkiyi lüks araçlarla taşıyor. Buradan İranlı kaçakçılar içkileri alıp, atlarına yükleyip İran’ın Piranşehir vilayetine götürüyorlar. Tabi bizim bulunduğumuz dağın yüksekliği 2 bin iken, kaçakçılar 3 bin metreden daha yüksek dağları aşmak zorundalar. Yolu ancak at ve katırlarla aşabiliyorlar. Bir atın sırtına 48 adet içki şişesi yüklenebiliyor. İçki İran’da çok pahalı. Ulaşım ancak atlarla sağlandığı için atların fiyatı el yakıyor. Bir atın değeri otomobili geçiyor. Kürt kaçakçıların korkulu rüyası İran sınırındaki askerler. Zira İran’a içki sokmak yasak. Ayrıca cezası çok ağır. Hapis ve dayak da cabası. Ama kaçakçıların aldırış ettiği yok. Ölüm pahasına da olsa, ABD baskısıyla dünyanın ambargo uyguladığı İran’a atların sırtında pek çok ürün giriyor. Yani ambargo atlarla deliniyor. Hatta Tahran yönetiminin yasakladığı içkinin İran’a akması için özel çaba bile gösterildiği söylenebilir. YARIN: TAŞIYORLAR AMA TADINI BİLE BİLMİYORLAR
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT