BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bunu hak etmemişlerdi...

Bunu hak etmemişlerdi...



Tat bey mahcup bir tavırla karısına baktı. Başını eğdi: - Biz bu dünyaların insanı değiliz Mehpare. Böyle yerleri hiç bilmeyiz. Oğlumuz sayesinde görüyoruz şimdi. Yaşlı kadın derin bir nefes aldı, duyulur duyulmaz bir sesle fısıldadı: - Hiç böyle düşünmemiştim çocuklarımın düğününü. Başka türlü hayal etmiştim. Talat bey acı acı gülümsedi: - Her zaman istediklerin, düşündüklerin olmuyor Mehpare. Bu zamanda böyle şeylere kendin karar veremiyorsun. Önemli olan oğlumuzun mutluluğu. Bırak, o böyle mutlu olacaksa böyle olsun. Ne çıkar! Ses çıkarmadı yaşlı kadın. Tepelerine dikilen garsona baktı yan gözle. - Ne içersiniz efendim? - Ben meyve suyu alayım oğlum. Çok soğuk olmasın. Talat bey de gazoz söyledi. Biraz sonra yemek servisi başlamıştı. Önden ikram edilen ordövr tabağının içindeki çoğu yiyecek yabancıydı yaşlı çifte. Mehpare hanım çevresinde olan bitenin pek farkında değildi. O, oğlunu evden dualarla çıkartamamanın üzüntüsünü ve gelininin bir kere bile elini öpmemesinin acısını yaşıyordu. Sanki düğünde değil acılı bir toplantıdaydı. Birden ışıklar söndü. Projektörler salona girdikleri kapıya doğru yandı. Kulakları sağır edercesine bir müzik duyuldu. Düğün marşıydı çalan. Kapıda Muhsin ve Şükran gözüktü. Kol kola girmişler, yüzlerinde şaşkın bir tebessümle salona ortasına doğru yürüdüler. Herkes ayağa kalkmış, alkışlıyordu. Talat bey de fırladı yerinden. Coşkuyla çırptı ellerini. Mehpare hanım ise yan gözle kocasına baktı ve acı duydu. Bunu hak etmemişlerdi ve içine sindiremiyordu bir türlü. - Mehpare bak! Bak, oğlumuza, Aslan gibi maşallah, Allah nazardan saklasın, Allah mutlu etsin... Cevap vermedi yaşlı kadın. O da kalkmıştı ayağa, göz ucuyla görmüştü oğlunu. İçi tuhaf bir şekilde burkulmuş, sevinci yüreğindeki kırgınlıkla gölgelenmişti. Düğün başlamıştı. Genç çift kısa bir süre dans ettikten sonra kendileri için ayrılan masaya geçtiler. Nikah memuru bekleniyordu. Muhsin heyecanlı görünüyordu. Kısa bir süre sonra nikah memuru geldi. Bütün bunları uzaktan izliyordu Talat beyler. Halit beyin yakın dostları arasından iki şahit oturdu masaya. Kimsenin damadın anne ve babasını hatırladığı bile yoktu. Nikah kıyıldı alkışlar arasında. Bu seremoniden sonra davetliler yiyip içmeye başladılar. Gece boyunca oğulları hiç gelmedi yanlarına. Sadece bir ara Talat bey yerinden kalkıp onların olduğu masaya gitti. Ve elindeki bileziği gelininin koluna taktı. Şükran dudak büktü bunu görünce: - Ay, ne gerek var bunlara canım? - Olsun kızım, bizden sana bir armağan bu. Muhsin babasına döndü: - Annem nerede? - İleride, oturuyor, masada. İyisin değil mi sen oğlum? Başını salladı genç adam bakışları başka taraflara dönmüşken. İlgilenmiyordu babasıyla. Ağız ucuyla cevap verdi. - İyiyim, iyiyim. Bu sırada Şükran kolundan çekti yeni eşini: - Gel Muhsin, bak annemin arkadaşları. Bunlar sosyetenin bir numaralı insanlarıdır, yanlarına gidelim. Talat beyi olduğu yerde bırakıp o taraf yöneldiler. Yaşlı adam gerisin geriye döndü masasına. - Seni sordu Muhsin? Çocuğun başı çok kalabalık Mehpare. Şaşkına dönmüş gibi. Acı bir tebessümle cevap verdi yaşlı kadın. Başka hiçbir şey söylemedi kalkana kadar. Çok geçmeden de yavaşça fısıldadı: - Gidelim artık Talat bey. Yolumuz uzun. İki saatte geldik, kim bilir kaç saatte gideceğiz. Bütün davetliler kendilerinden geçmişçesine eğleniyordu. Pistte adım atacak yer yoktu. İçkiler su gibi akıyor, içkinin verdiği cesaretle geldikleri zaman efendiliklerinden, kibarlıklarından yanına yaklaşılmayan insanlar bütün laubalilikleriyle ortalıkta naralar atıyordu. Acıyarak baktı onlara Mehpare hanım kapıya doğru güçlükle yürürken. Orada karşılaştı ilk defa oğluyla. Muhsin mahcup bir tavırla baktı annesine: - Anne, görüşemedik. Gülümsedi Mehpare hanım. Başını salladı: - Zararı yok oğlum. Allah mesut etsin. Şükran ise sohbet ettiği kişilerin yanından gelip elini bile öpmedi kayınvalidesinin. Muhsin sanki suçunu örtmek istermiş gibi bir mazeret buldu hemen: - Şükran da şaşkın gibi, hayal gibi dolaşıyoruz ortada. Yarın hiçbir şey hatırlamayacağız eminim. Mehpare hanımın yüzünü acı bir tebessüm kapladı bir anda. - Keşke ben de hiçbir şey hatırlamasam. Ne kadar çok isterdim bunu bilsen. Başka bir şey söylemeden çıkışa doğru hızla yürüdü. Peşinden de Talat bey. Muhsin olduğu yerde kalakalmıştı. * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT