BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Serbest meslek erbabının taşıtları

Serbest meslek erbabının taşıtları

Avukat, doktor, muhasebeci, mali müşavir gibi serbest çalışan ve serbest meslek erbabı olarak gelir vergisine tabi mükelleflerin, kazançlarının vergilendirilmesinde taşıt giderleri, yıllardır çözülmeyen bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.



Avukat, doktor, muhasebeci, mali müşavir gibi serbest çalışan ve serbest meslek erbabı olarak gelir vergisine tabi mükelleflerin, kazançlarının vergilendirilmesinde taşıt giderleri, yıllardır çözülmeyen bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Anayasamızın mali güce göre vergi alınmasını emreden, gelir vergisinin safi kazanç üzerinden alınacağına ilişkin hemen kanunun ilk maddesinde yazan ilkeye rağmen, Gelir Vergisi Kanununda 4369 sayılı Kanunla yapılan ve 1.1.1999 tarihinde yürürlüğe giren değişikliğe kadar, serbest meslek erbabının taşıt giderlerinin kazançtan indirilmesi kabul edilmemiştir. Bu dönemde Kanun, evlere giderek hasta dolaşan doktorları, işyerlerini dolaşarak muhasebe tutan muhasebecileri veya mali müşavirleri, adliyeler arası koşturan avukatları, birer yaya kuvvet olarak kabul etmiş, taşıt giderlerinin ve taşıtlarının amortismanının kazançtan düşülmesine müsaade etmemiştir. Ancak bu dönemde, bu serbest meslek erbabı kendisine bir bisiklet edinirse, bu bisikletin amortismanını gider yazabiliyor, gider yazamadığı taşıtı için bir şoför istihdam ederse bu şoföre ödediği ücretleri gelirinden düşebiliyordu. Bu dönemde hazırlanan yasa tasarılarına bu yönde bir hüküm konulmasına Maliye Bakanlığı hep sıcak bakmadı. Oysa, serbest meslek erbabının taşıt giderlerini ve amortismanını gelirinden düşerse, Türkiye’nin ne kadar vergi kaybedeceğine veya serbest meslek erbabınca tamirci ve benzincilerden belge toplanacağına göre Hazinenin gelirlerinin ne kadar artacağına ilişkin hiçbir istatistik ve bilimsel veri yoktu. Nihayet Gelir Vergisi Kanunu, 4369 sayılı Kanunla 1.1.1999’dan geçerli olmak üzere değişti. Bu tarihten itibaren serbest meslek erbabının taşıtlarına ilişkin gider ve amortismanlarını kazançlarından indirmelerine izin verildi. Ancak bu izni içeren Kanun değişikliği, bir eliyle verdiği imkanı diğer eliyle aldı. Bu arada ticari kazanç sahipleri lehine, serbest meslek erbabı aleyhine bir adaletsizlik oluşturuldu. Bu adaletsizlik, serbest meslek erbabı arabasını sattığında ortaya çıkmakta. Serbest meslek erbabının arabasını sattığında, satış kazancının tamamı vergiye tabi olmakta. Ticari kazanç sahipleri ise, işletmelerine kayıtlı arabalarını sattıklarında bu satış kazançlarını enflasyondan arındırarak vergi ödemekteler. Bunu, Kanun’un verdiği bir imkanla, maliyet bedellerini her yıl için yeniden değerleme oranı oranında artırarak yapmaktalar. Üstelik ticari kazanç sahipleri (bilanço usulündekiler), sattığım arabamın yerine yenisini alacağım diyerek, satış kazancını bir fona almak (yenileme fonu) suretiyle, satış kazancından doğan vergilerini de üç yıl sonra ödeyebilmekteler. Oysa vergi mükellefi dahi olmayan bir kişi veya ücretli bir kişi, şahsi tasarrufları ile araba alıp, birkaç sene bunu yenilemek için satarsa, hiç vergi ödememekte. Burada en dezavantajlı olanlar, bir anlamda cezalandırılanlar, serbest meslek erbabı. Uygulamada bu dezajantajlı durum dolayısıyla pek çok serbest meslek erbabı, arabasını defterlerine (envanterine) kaydetmemekte. Dolayısıyla yine benzin faturası alınmamakta, tamirciden belge istenmemekte, arada başta KDV olmak üzere bir çok vergi de kaynayıp gitmekte. Bu durumdan, arabasının benzin ve bakım giderlerini kazancından indiremeyen serbest meslek erbabından çok, Hazine zarar görmekte. Bu adaletsizliğin giderilmesi için, en çok, üyelerinin menfaatlerini koruma ve kollama amacında olan muhtelif meslek odalarının çalıştığını da kimse zannetmesin. Bu adaletsizliğin bir an önce giderilmesi, daha adil bir vergi sistemi yolunda bir adım olmayacak mı? Unutmamak gerekir ki, ağaç dikilmeden orman olmaz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT