BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aşk mektupları

Aşk mektupları

Bedri Rahmi ile Eren Eyuboğlu aşkının birinci derecede şahidi mektuplar, oğulları Mehmet Eyuboğlu’nun gayretiyle kitaplaştırıldı.



Bedri Rahmi ile Eren Eyuboğlu aşkının birinci derecede şahidi mektuplar, oğulları Mehmet Eyuboğlu’nun gayretiyle kitaplaştırıldı. Edebiyatımızın unutulan ve hor görülen alanlarından olan mektup geleneği, Cumhuriyet dönemi yazar ve şairlerinin en çok başvurduğu iletişim araçlarından olmuştur. Fakat bu mektupların en önemli özelliği, herbirinin birer edebiyat şaheseri olmasıdır. “Bedri! Ruhumu okşayan iki mektubunuzu birden aldım. Lyon’a ne zaman dönmüş olabileceğinizi hesaplıyor ve mektubunuzu sabırsızlıkla bekliyordum. Lyon şehrini hiç tanımaz ve merak etmezdim. Şimdilerde çok merak ve hayal eder oldum. Son gezintimizde, tanışmamızdan söz ederken, takınmış olduğunuz alaycı ve sarfettiğiniz iğneleyici sözlerden şüphelenmiş, belki de bir daha bana yazmazsınız sanmıştım. Her şeye rağmen, yine size kalbimde tatlı bir heyecanla cevap veriyorum. Gittiğiniz günden beri nasıl olduğumu belki tam manasıyla anlatamam ama gittiğiniz günün gecesi çok neşeli olduğumu söyleyebilirim, o kadar sevinçliydim ki, herkes benim aklımı yitirdiğimi sandı (...)” 1 Nisan 1932 tarihli bu mektup Paris’ten Lyon’a, Ernestine’ye -yani Eren hanım- ait. YALNIZIM... Bedri Rahmi’nin 4 Nisan 1932 tarihli cevabî mektubu da en az onun kadar içten ve etkileyici: “Ernestine, Odamda yapayalnızım. Pastel kutusunu bana ödünç veren bir ressam arkadaşın pastelleriyle bir şeyler yapmaya çalıştım. Yalnızım. Dışarıda yağmur yağıyor... ve ben, belki de yirminci kere mektubunuzu okuyorum. Hatta size, mektubunuzu okuya okuya ezberledim, diyebilirim. Evet, Ernestine... Mektubunuz bana neler neler, ne ümitler vermedi ki! Hiç durmadan, ben şu cümleyi tekrarladım durdum: “Bana güveniniz!” Güvenmek! Nasıl olur da ben size güvenmem Ernestine (...)” Türkiye İş Bankası Yayınları arasında çıkan kitabın önsözünde şöyle diyor Mehmet Eyuboğlu: “Tarihin garip cilvesiyle Romen kızı Ernestine ile Türk delikanlısı Ali Bedrettin’in (Bedri Rahmi’nin nüfustaki adı) 1932 yılında Paris’te tanışıyor.” YÜREK ACISI Önce Bedri Rahmi’nin arşivini derliyor Mehmet Eyuboğlu, sonra Eren Eyuboğlu’nun. Neredeyse, bulunabilen her türlü kağıda, karta Fransızca ve Romence yazılan mektuplara da bu arşiv çalışmaları sırasında ulaşıyor. Ancak onları derlemesi pek kolay olmuyor, bazen göz yaşları okumasına engel oluyor, bazen de yürek acısı. Oğul Eyuboğlu, mektupları yazıldıkları tarihlere göre kitaplaştırmış. Bedri Rahmi ve Eren Eyuboğlu’nun dönem dönem Avrupa ve Türkiye’nin değişik yerlerinde bulunmaları mektuplaşmalarını etkilememiş, Paris, Londra, İstanbul, Bükreş, Yaş, Ankara, Çerkeş, Çorum, İzmir arasındaki duygu ve sanat dolu yazışmaları devam etmiş. Oğul Eyuboğlu, okunurken keyif vermesi, dönemin sanat anlayışının gelişimine dair okuyucunun kafasındaki sorulara cevap vermesi amacıyla kitaba mektuplarla birlikte ikilinin birbirlerine gönderdikleri resim, kroki, desen ve fotoğrafları da eklemiş. Mehmet Hamdi Eyuboğlu, annesiyle babasının tanışmalarını, birbirlerine aşık olmalarını ve aşklarını hayatlarının sonuna kadar korumalarını çok özel bir durum olarak açıklıyor ve kitabı, Bedri Rahmi ile Eren hanımın tanışmalarına vesile olan ressam Cemal Tollu’ya ithaf ediyor. Sevgili bir hayalperest Ernestine, Size uzun zamandır mektup yazamadım. Sadece, geçen günü size bir kartpostal yolladım ve Romence sizden özür diledim. Size, hiç başka bir şey yazamadım. Bu işte suçum yok... Sizin mektubunuz da beni altüst etti... Sizi buraya davet ederken acaba deli mi olmuştum? Yahut da sizin o hoş söylemenizle, “sevgili bir hayalperest” miydim? Ne desem ki Ernestine! Bu his bende daha kuvvetliydi. Bu benim uzun zamandır aklımda olan bir şeydi. Sonunda da, sizi davet ettim. Siz de, beni gayet ağır bir şekilde horlayıp, geri çevirdiniz. Mektubunuzu aldıktan sonra aklım öylesine karmakarışık oldu ki, Ernestine, sizin düşünceleriniz bir hayli uzun bir yer tutmuş... Halbuki ben sizden “Gelmem” veya “Gelmek istemiyorum” şeklinde kısa ve net bir cevap bekliyordum. Fakat bunu geride bırakalım... Sizden, tekrar özür dilerim. Evet, kabahatliydim, Bunu artık unutalım (...)” YORDAM İçimize, yüreğimize, beynimize, ruhumuza bakmaktan bu kadar korkmayalım. İçimizde kaybettiğimizi dışımızda aramayalım. Doğruyu yaparsak, doğruya yönelirsek yalnızlaşacağımız ve statü hiçliğe uğrayacağımız vehmine kapılmayalım. Ahmet Selim ALKIŞ “Gidelim Sa’d-âbâd’a” Kağıthane Belediyesi ve Kalan Müzik’in ortaklaşa çalışması çok güzel bir eserin meydana gelmesine sebep oldu. Hüseyin Irmak’ın hazırladığı ve “Bir safa bahşedelim gel şu dil-i na-şada/ Yürü serv-i revanım gidelim Sa’d-abada” beytiyle sunulan CD’de Tatyos Efendi, Lavtacı Hristo, Hacı Arif Bey, Ali Rıfat Çağatay, Dr. Suphi Ezgi’nin yanısıra, çeşitli tanbur ve ney taksimleri yer alıyor. Kağıthane Belediye Başkanı Arif Calban, “Bütün üçüncü şahıslara aktarabileceğimiz somut hizmet olarak kaset yapalım dediğimizde ortaya çıkan Kağıthane şarkıları çalışması, İstanbul tarihi için önemli bir eser oldu. Çalışmamızla bu şehri korumamız gerektiği bilincine katkı sunabilmek çabasındayız” diyor. Kağıthane, İstanbul’un en önemli mesire yerlerinin başında geliyordu bir zamanlar. Saraylısı, esnafı, yerlisi, yabancısı bu şirin ve yeşil alanda, Altın Boynuz’un uzantısı üzerinde eğlencenin ve keyifli anların tadını çıkarıyordu. Sesinin ve sanatının güzelliği ile namlılar, Kağıthane dönüşünde, sandallarda şarkı söyler, gazel okur veya oynardı. Diğer sandallar ortaya doğru seyirtir, kısa süre büyük öbekler oluşurdu. Bazen de bir başka sandalda başka biri karşılıklı atışmaya gider. Coşku bambaşka bir havaya bürünürdü. İşte bu güzellikleri yeniden hatırlamak, yaşamak için yola çıkan belediyenin hazırladığı CD, hem notaları, hem fotoğrafları ile Kağıthane kültürünü ortaya koyması bakımından önemli ipuçları sunuyor. EZBER Küstüm öyle günler geçti ki aklımdan gecelere kaçtım bir ıslık vakti bir kuşluk vakti sana kaçtım kuşlar havalandı kanadı kırıldı cesaretimin başını öne eğdi hasretim anladım ki sen beni hiç özlememişsin öyle günler geçti ki aklımdan aklıma küstüm öyle günler geçti ki aklımdan onurum dedim kendimi kalbimden vurdum Naşide Göktürk
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT