BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GEZİ/ Aranan Kırmızı Bulundu

GEZİ/ Aranan Kırmızı Bulundu

Biz dönüp dolaşıp mercan kırmızısını soruyoruz, ama çiniciler ısrarla beyazı anlatıyorlar. İznik çinisi kuvarstan yapılır ve beyazları boyanmaz. Pişen tablette boş bırakılan alanlar bulut bulut ağarır ve tarifi güç bir derinlik kazanır.



Hiç elinize alıp incelediniz mi bilmem. Kuvars enteresan bir taştır. Altıgen kristalleri iri iri ve su kadar berraktır. Dedelerimiz bu taşa “necef” adını verir, ellerinden düşürmezler. Zira bu gizemli taş asla ısınmaz ve avucunuzu serin tutar. (Yemen çöllerinde vazife yapan biri için ilaç gibidir). İnsanı hem rahatlatır, hem oyalar. Necef kâh pembe, kâh dumanlıdır. Kristalleri elması andırır. Onun sırlarla yüklü yapısı oldum olası merak uyandırır. Atalarımız kuvarsı ne kadar çözerler bilinmez ama biz basınç altında (zıt prizma uçlarında) farklı kutuplar oluştuğunu biliyoruz. Bunu ölçerek hassas manometreler yapmak mümkün. Aksinden hareketle farklı kutuplar uygulayarak basınç elde edebilirsiniz, ki hasıl olan frekans insanı hayrete düşürür. Kuvars saniyede milyonlarca kez titreşir ve titreşimler salise sektirmeyecek kadar düzenlidir. Bu özelliği ile elektronik aletlere hassas ayarlar yapabilir ve saat olarak kullanabilir-siniz. Hani kolumuzdakiler gibi... Çini mi kristal mi? Diyeceksiniz ki kuvarsla çininin ilgisi ne? Diğerlerini bilmem ama İznikliler çininin hamurunu neceften tutar, tabiri caizse neceften necef yaparlar. Sanatkârlar tabletleri boyarken beyaza gelen yerleri boş bırakırlar. Bu boş alanlar pişince bulut bulut ağarır ve çiniye muhteşem bir derinlik kazandırır. Çinici minerali alır, öğütür, ıslatır, hamurlaştırır, döker, kurutur, boyar, pişirir, ortaya bir başka mineral çıkarır. İşte bu yüzden İznik çinisinin kırmızıları mercanı, yeşilleri firuzeyi andırır. Mavileri lapisleri çatlatır. Ama asıl güzellik beyazındadır. Kristaller sizi derinlere çeker, hayallerin kapılarını aralar. Ona takılanlar kâh maziye dalar, kâh sonsuzu arar. Kuvars, yine kuvarstır, gene kuvars. Çini olmakla şekli değişir ama yapısı bozulmaz. İznik çinisi gözeneklidir ve duvara suni teneffüs yaptırır. Altı ıslanmaz, ısınmaz, soğumaz. Hasılı çini kaplı bir duvar ömürlü olur. Eski çini ustaları sırlarını ya ehline fısıldar ya da kendilerine saklarlar. Nedendir bilinmez 15. ve 16. yüzyıllarda zirve eserler üreten çiniciler 17. yüzyılda aniden kaybolurlar. Sanki yer yarılır da içine düşerler. İznik çiniciliğinin sükutu tam 400 yıl sürer. Ancak eski örnekler hep birilerini çeker, meraklıların kanına girer. Çini deyip geçmeyin, bağımlılık yapar. Elini veren sadece kolunu değil, vücudunu, beynini, mesaisini de kaptırır. İşte bu sevimli mevzuya parmak basıp kendini kurtaramayanlardan biri de Işıl Hanım’dır. İkinci dönem iznik Çinisi Prof. Dr. Işıl Akbaygil (Prof. Dr. Oktay Aslanapa ve Prof. Dr. Ara Altun’un İznik’te çini fırını kazılarına başladığı yıllarda) küçük ama sevimli bir binada serüvene giriyor. Birkaç idealist arkadaşı ile (ki bunlardan biri kardeşi Atıl Bey’dir) bir vakıf kuruyor, kollarını sıvıyorlar. Çinicilik üzerine duydukları herşeyi hayata geçiriyor, çoğu hüsranla biten binlerle tecrübe yapıyorlar. Derken işin beyni manasına gelen bir “dokümantasyon merkezi” şekilleniyor. İzniklilere yeni bir kapı aralanıyor. 85 genç meslek sahibi oluyor. Bir o kadarı sertifika alıyor. Yaz okulları amatör sevdalılarla dolup taşıyor. Işıl hanım işin lokomotifi ama “Bilmediğimi biliyorum” diyebilecek kadar mütevazı. “Bu konuda büyük bir bilgi açlığı var. 16. asırda en parlak dönemini yaşayan İznik çiniciliği 17. yüzyılda ansızın yok oluverdi. 1990’lar, İznik çiniciliğinin 2. dönemi. Biz bu sanatı hayata sokmalıyız. Çini sadece saray ve camilerde kalmamalı, modern mimariye de katılmalı. Zaten birinci dönemde o kadar muhteşem işler yapılmış ki, onlara yeni bir şeyler eklemek çok zor. Bir eser mükemmeli yakaladıktan sonra yapılacak her ilave kusur olur. Şimdi yeni sanatkârlar yetiştirmeli, çağdaş tasarımlar üretmeliyiz” diyor. Seramik litaratüründe kırmızı “yapılamayan renk” olarak geçiyor. Kırmızı rengi veren demiroksitli maddelerin genleşme katsayıları çok farklı. Kırmızıyı çıkarayım derseniz diğer renkler uçuyor. İşte burada tecrübe ve maharet konuşuyor. Ustası çiniyi, bıçak sırtı kadar “ince ayar” bir dengede pişiriyor. İznik Vakfı bütün boyaları kendi yapıyor. Boya dediğimiz şey bildiğiniz metal. Kurşun oksit ve kuvars düz bir zemine bile muhteşem bir derinlik veriyor. Kozmik desenler öteleri çağrıştırıyor. İslâm sanatında kâh sivriler, kâh yuvarlaklar öne çıkıyor, sonra dairesel hareketler dikkat çekiyor. Bütün bunların hesabı, kitabı, mantığı, dengesi var ve üzerinde çalışmayı gerektiriyor. Işıl hanım nazar boncuğunu andıran ve ağızları birbirine bakan üç yuvarlağı gösteriyor. “Şu üç daire ne kadar basit görünüyor değil mi?” diyor, “Ama biz iki aydır üzerinde çalışıyoruz. Sanırım daha da çalışacağız. Birşeyler öğrendikçe ne kadar geride kaldığımızı görüyoruz. Dalgalı bir havada deryaya açılan şaşkınlara döndük. Çırpındıkça içine düştüğümüz ummanın büyüklüğünü anlıyoruz. Evet mesafe alıyoruz ama dalgaların bizi gerilettiği kadar değil.” Baş döndürücü derinlik İznik Vakfı da diğer araştırma merkezlerinin yaptığını yapmış, eski usulleri inceleyip modern teknolojiye aktarmış. Ama bu çetrefilli sanatta öğrenecekleri çok şey varmış. Her aştıkları mania işlerini daha da zorlaştırmış. Eski tasarımları inceledikçe hayranlıkları artmış. Işıl hanım “Bu arada herkes bir fikir verdi, mesela Eyüp Belediyesi bizden minyatür istedi. ‘Çini üzerine minyatür’ aklımıza bile gelmeyen bir çalışmaydı ama bizi çağdaş minyatürcülerle bir araya getirdi. Sıradışı bir istek bize o kadar büyük ufuklar açtı ki anlatamam. Batılılar eski İznik çinisini yakından tanıyorlar. Şimdi bizden yeni bir şeyler bekliyorlar. Mesela Paris’te ‘Sonsuzluğa Açılan Kapı’ adlı bir sergiye katıldık. Eserlerimiz arasında düz beyaz bir tablet büyük sükse yaptı, çünkü inanılmaz bir derinliği vardı” diyor. Peki İznik çinsinin diğerlerinden farkı ne? Bu çininin hamuru kuvarsla yoğrulduğu için tecrübe ister, usta seçer. Uygulanması en güç seramik tekniği budur. İznik çinisi gözenekli yapısından dolayı kendi içinde genleşip büzülür. Alanının dışına taşmaz, bu yüzden çatlamaz, patlamaz. Yüzlerce yıl dona, sıcağa dayanır. Sır saydam ama mattır. Hem parlaktır hem de ışığı yansıtmaz. İşte bu özelliği ile gözü yormaz, bakmaya doyulmaz. İznik çinisi diğer mimari elemanlarla birlikte ahenkle kullanılır. Bezemeler aşırılıktan uzaktır. Bu sadelik motifleri ortaya çıkarır. Hammaddeler özellikle İznik yöresinden toplanır ve her safhada dolu dolu el işçiliği vardır. Biliyorsunuz Osmanlı’nın ilk medresesi İznik’te kuruldu. Burada Taceddin-i Kürdi, Kara Alaaddin ve Davut-el Kayseri gibi zirveler ders verdi. Bunu Süleyman Paşa ve Çandarlı Hayreddin Medreseleri izledi. Derken Eşrefoğlu Rumi ve Kutbeddin İzniki gibi alimler İznik’e yerleşti ve pırlantalar yetiştirdi. Hasılı İznik ûlema kentiydi. 1300’lü yıllarda üç üniversitesi olan İznik, 2000’lerde okula fukara. Halbuki bir üniversite yakışır ona. Hele fakültelerinden biri “çinicilik” üzerine eğitim yaparsa...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT