BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > STRATEJİ/ Parlayan yıldız TÜRKİYE

STRATEJİ/ Parlayan yıldız TÜRKİYE

Türk ve Amerikan stratejistleri, 21. yüzyılda değerleri ve gücü yükselen ülkenin jeostratejik ve jeopolitik özellikleri sebebiyle Türkiye olacağını ifade ettiler.Çeşitli etnik grupları da bünyesinde bulunduran Türkiye’nin, dünyada barışı savunan yegane ülke olduğunu ifade eden stratejistler, sosyal dokunun kaşınmaktan çok korunması ve milli değerlerin ön plana çıkartılması gerektiğini vurguladılar



Türk ve Amerikalı Stratejistler, 21. yüzyılda jeopolitik ve jeostratejik özellikleri sebebiyle Türkiye’nin ön plana çıkacağını ve mevcut konjonktür içerisinde ekonomik açıdan hızla geliştiğine dikkat çektiler. Türkiye’nin dünyanın en zor coğrafyasında bulunduğuna işaret eden stratejistler, “Bu coğrafyaya değişik milletler gelmiş, ama hiç birisi Türkler kadar buralarda kalamamış ve koruyamamışlar. 21. Yüzyıl’da meydana gelecek olan değişikliklerle Türkiye, bu asırda ön plana çıkacak hatta mührünü vuracaktır” şeklinde konuştular. Türk ve Amerikalı stratejistlerin düşünceleri şöyle: 21. Yüzyılın hemen başlarında Türkiye için atfedilen “Merkez Ülke” sıfatının yeni bir olgu olmadığını bilmekteyiz. Ancak bugün için bir kesit alıp değerlendirme yapmak durumundayız. Çünkü yakın geçmişte yaşanan gelişmeler ile Türkiye’nin potansiyelinin bütünleşmesi göstermiştir ki, ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri dengeler için uluslararası platformların bir durum tespitine ihtiyacı bulunmaktadır. Bizler burada geniş bir yelpazede inceleme yapmak yerine, sadece sosyal konulardan olan, halk ve yaşam ile ilgili hususlara değinmekle yetineceğiz. Nedeni ise, bu konunun hem en temel konu olduğu, hem de dile getirilmesinde bazı kesimlerin çekinceli davranmasıdır. Önemli konum Türkiye’nin merkez ülke konumuna gelmesi bugünkü konu değildir. Türkiye tarihin her döneminde aynı işlevi görmüştür. Özellikle Osmanlı İmpatorluğu’nun 5 kıtaya yayılan coğrafyasında, burada yaşayan kültürlerin odağında, bugünkü Türkiye toprakları önemli bir işlev görmüştür. Jeostratejik konumu gereği çeşitli kültürlere ev sahipliği yapması veya geçişlerine imkan sağlaması nedeniyle Türkiye, diğer bölgelere göre daha fazla pratiğe sahip bir ülkedir. Türk Milleti’nin hem bu nedenden, hem de özündeki değerlerden kaynaklanan bir avantajla yüzyıla girdiğini söylemek mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ile birlikte bölgede büyük stratejik boşluklar oluşmuştur. Fakat “Yükselen değerler” çizgisinde baktığımızda, yaklaşık 80 yıl içinde yeniden inşaa edilen Türkiye; barış, istikrar ve güven verici özellikleriyle tarihi işlevini yerine getirmek açısından yine sahneye çıkmıştır. Türkiye bu süreçte meydana gelen boşluğu tekrar doldurabilecek potansiyele ulaştığını gösterebilmiştir. Atatürk’ün parolası Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar’da meydana gelen ve devam eden krizleri ve savaşları gözönüne alacak olursak; tarihte başka hiç bir millet, bu coğrafyada, böylesine güçlüklerle dolu bir görevi yerine getirememiştir. Bu görev Türk Milleti’nindir. Parola, Atatürk’ün de işaret ettiği gibi “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”tür. Başta kendini uygarlık yarışında önde görenler olmak üzere bütün milletlerin, yeni bir bin yıla girdiğimiz bugünlerde özeleştiri sürecinden geçmelerinde fayda var. Aksi takdirde oluşabilecek uçurumlar dünyayı bugünkünden çok daha karmaşık sorunların yaşandığı bir gezegen haline getirebilir. En azından tüm ülkelerin kendilerine, “Dünyaya huzur ve güven vermek için, içtenlikle, acımasızca bir çıkar peşinde koşmadan ne yapıyoruz” sorusunu sormaları gerekmektedir. Türk Milleti, bu soruyu iftiharla, gururla cevaplayabilmektedir. “Mazlum insanlara, mezalimden kaçanlara, sığınmak isteyenlere; yer verdim, yurt verdim, aş verdim, sırtlarına yamalı da olsa post verdim.. “ şeklindeki cevap kolaylıkla verilebilmektedir. Yahudiler, Boşnaklar, Arnavutlar, Gürcüler, Çeçenler, Iraklı Kürtler.... sayısız örneklerden tarihe malolan bazıları değil midir? Türkiye barış ve huzur arayan her insana ve topluma bağrını açabilecek erdeme sahip, ender bir ülkedir. Kimin vatanı? Bugün dünyada, Türkiye’nin yıllarca paylaştığı özverili değerlerinden ve varlıklarından pay alan toplumların tersine bir hareket başlatma noktasına geldiğini farketmiştir. ABD Başkanı Clinton’un, yüzyılın son günlerinde yaptığı ziyarette vurgulanan “Türkiye’nin stratejik değeri” bu anlamı taşımaktadır. Türkiye kimlerin vatanıdır? Anadolu ve Trakya kimlere ev sahipliği yapmaktadır? Bu soruları cevaplamadan önce, yine önderimiz Atatürk’ün, kendini Türk olarak isimlendirilen herkesin Türk olduğunu ifade eden, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” özdeyişini hatırlatmakta fayda vardır. Bu topraklar Türk olmanın erdemini bilenlerin vatanıdır. Ancak ne kadar çok etnik grubun bu topraklarda yaşadığını görmek açısından mozaiğe kısaca bir göz atmakta yarar var. Bizden korkuyorlar Türkiye’nin bu potansiyelinin bir tehdit oluşturduğunu ileri süren çevrelerde yok değil. Bu potansiyelden korkarak, Türkiye’nin başına çorap örmeye yönelik politikalarla, iki yüzlü ilişkilerden her fırsatta menfaat uman faydacılıkla hareket eden ülkeleri hemen herkes biliyor. Daha düne kadar PKK’ya açıkça destek veren (Şimdi ise bazı çevreler ile siyasi yönde bu desteklerini sürdürdükleri aşikardır) Batılı ülkeler ve komşularımız bugün büyük bir mahcubiyet içine girdiler. Büyük bir aymazlıkla bazıları yüzlerine pudra sürüp tekrar karşımıza dost görünümle çıktılar bile.. Hatta Türkiye Helsinki’de alkışlarla Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsüne getirildi. Fakat Balkanlar’da, Ortadoğu’da ve Kafkaslar’da kökleri bulunan ve Türkiye’de yıllarca huzur içinde yaşayan vatandaşlarımız, uzaklardaki akrabalarının daha müreffeh olmaları, hatta bazılarının bağımsızlıklarını kazanmaları amacıyla açık veya gizli bir mücadele içine girmişlerdir. Bu durum kaçınılmaz bir sonuç değil midir? Bu o insanların hakları de değil de kimin hakkıdır? Tedirgin oldular Dahası da var: Bu vatandaşlarımızın bazen bilerek veya bilmeyerek arkalarına Türkiye’nin gücünü de alarak hareket ettikleri görüntüsü vermeleri, bugün birçok ülkeyi düne nazaran daha da tedirgin etmektedir. Ortaya çıkan tablo Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi bir politikası değildir. Ancak, bu duruma sebep olanların ortaya çıkan sonuçlardan gocunmamaları gerekmez mi? Özellikle Kafkaslar ve Balkanlar’daki oluşumlar, hatta çember genişledikçe Orta Asya ve Afrika coğrafyalarındaki ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerin seyri, çok ağırda olsa Türkiye heline gelişmektedir. Bugün Gürcistan, en fazla Türkiye’ye güvenmektedir. Azerbaycan için Türkiye birinci öncelikli dost ve müttefiktir. Ermenistan’ın bölgede kendi ayakları üzerinde durabilmesi Türkiye’ye bağlıdır. Bulgaristan sırtını Türkiye’ye dayamıştır. Romanya ile Türkiye ilişkileri çok iyi düzeydedir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Çünkü, Türkiye değil bölgesinde, tüm dünyada barışı isteyen en samimi ülkedir. Bu içindeki dinamiklerin bir nevi yansımasıdır. Merkez ülke Görülüyor ki Türkiye, içinde yıllarca hayat bulmuş, yurt bilmiş insanlar için, her şeye rağmen barış ve özgürlük yayını gerdikleri bir merkez konumundadır. 21. Yüzyıl, Türkiye’yi gerçek anlamda, tarihi misyon ile, kaçınılmaz bir şekilde ve doğarak olarak merkez ülke yapmış; özündeki örnek özellikleri sayesinde yükselen değerleri paralelinde daha da güven ve huzur ülkesi haline getirecek sonuçları oluşturmaktadır. Askeri gücü, ekonomik potansiyeli ve dinamik genç nüfusu ile birlikte insani değerleri Türkiye’yi yeni yüzyılda layık olduğu yere getirecektir. Türkiye’nin yıldızını parlak görenlerin falcı olmadığını söylemek mümkündür. Bu ülkenin insanları, büyük bir sükunet ve vakarla hareket ettiği sürece, dün olduğu gibi, gelecektede insanlığa ışık saçacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT