BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kurban edilişi...

Kurban edilişi...

İbrâhim Halîlullah, Nemrud’un ateşinden, Kurtulup, hicret etti, o kâfirin şerrinden. Sonra duâ etti ki, (Yâ Rabbi, fadlın ile,



İbrâhim Halîlullah, Nemrud’un ateşinden, Kurtulup, hicret etti, o kâfirin şerrinden. Sonra duâ etti ki, (Yâ Rabbi, fadlın ile, Bana sen, salihlerden, “bir oğul” ihsan eyle.) O’nun bu duâsını, Rabbimiz etti kabul, Ve “İsmail” adında, ihsan etti bir oğul. Resulullahın “nûru”, bu çocuk doğduğunda, “Merih yıldızı” gibi, parlıyordu alnında. Pek fazla seviyordu, oğlunu bundan sebep, Ve her zaman yanında, tutuyordu O’nu hep. İsmail, “yedi” veya, “on üç” yaşında iken, Rüya gördü babası, mihrabında uyurken. Gördü ki, İsmâil’le, otururken beraber, “Bir melek” gelip O’na, verdi şöyle bir haber. Dedi ki: (Ben Rabbimin,”elçisiyim”, bil bunu, Allah, “kurban etmeni”, istiyor bu oğlunu.) Korku ile uyanıp, “tereddüt” eyledi hep, “Bu rü’ya, Rahmânî mi, şeytânî midir acep?” O gün bunu düşünüp, “Tereddüt etti” diye, O güne, bu sebepten, dendi “Yevm-i Terviye.” Gördü aynı rü’yayı, ikinci gün de fakat, “İyice anladı” ki, bu rüya bir hakikat. Rahmânî olduğunu, “iyi bildi” bu işin, O güne de “Arefe”, denildi bunun için. Görünce aynısını, hem üçüncü gecesi, “Rahmani” olduğunda, kalmadı hiç şüphesi. O gün Hacer hatunun, yanına geldi hemen, O’na şöyle buyurdu, rüyadan bahsetmeden: (Yıka İsmail’imi, “sürme çek” gözlerine, “Yeni elbisesi”ni, giydir hem üzerine, “Güzel koku” sürüver, üstüne göz nurumun, Çünkü ziyaretine, gidiyoruz dostumun.) Sonra da buyurdu ki, sevgili evladına: (Ey oğlum, “biraz ip’le, ‘bir bıçak’ al yanına.) Dedi ki: (Babacığım, “bıçak” ile “ip” niçin?) Dedi: (Kurban keseriz, Allah rızası için.) Sordu ki: (Babacığım nereye gideceğiz?) Buyurdu: (Bir dostumu, ziyaret edeceğiz.) Yine sual etti ki: (O’nun evi nerdedir?) Buyurdu. (O, evden ve, mekandan münezzehtir.) Dedi ki: (Yemek yer mi, oturup bizim ile?) Buyurdu: (Münezzehtir, o dostum, bundan bile.) “Şeytan”, fırsat bilerek, “ihtiyar” kılığında, Geldi Hacer Hatun’un, hânesine anında. Dedi ki: (İsmail’i, babası aceleyle, “Ne maksatla” götürdü, “bıçak” ile, “ip” ile?) Bilmedi Hacer onun, “bir şeytan” olduğunu, Dedi ki: (Ziyarete, gittiler bir dostunu.) Şeytan, Hacer hatuna, dedi: (Ne münasebet, “Kesmek için” götürdü, bahanedir ziyaret.) Hacer, şaşkın bir halde, dedi ki: (Sen acaba, Gördün mü ki oğlunu, boğazlasın bir baba?) Mel’ûn şeytan Hacer’e, dedi ki son olarak: (Öyle zannederim ki, emretti cenab-ı Hak.) Hacer dedi. (Rabbimiz, emrettiyse eğer ki, Ona, cân-ü gönülden, râzıyız elbette ki.)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT