BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yüz hatları gerilmişti...

Yüz hatları gerilmişti...

Perihan hanım önce kocasını, ardından da oğlunu geçirdikten sonra desenli fincanına açık bir çay doldurdu, pencerenin önüne gelip oracıktaki bambu koltuğa oturdu.



Perihan hanım önce kocasını, ardından da oğlunu geçirdikten sonra desenli fincanına açık bir çay doldurdu, pencerenin önüne gelip oracıktaki bambu koltuğa oturdu. Gece hiç uyumadığı için gözlerinin altı kararmış, göz kapakları hafif şişmişti. Saatlerce yatağın içinde dönüp durmuş, nihayet dayanamayarak daha gün ağarmadan kalkıp oturmuştu. Kulaklarında kocasının sesi çınlamıştı bütün gece boyunca: - Belki bundan sonra Oktay olmayacak hayatında! Her seferinde irkilerek hatırlıyordu bu sözleri. Böyle bir şeyle karşılaşırsa yaşayamayacağını düşündü. Oktay’ın bebekliğini hatırladı. Onu daha birkaç saatlikken kucağına almıştı. Onun annesiydi. Bunun aksini düşünemez, kimsenin de düşünmesine izin vermezdi. Hastalıklarında sabaha kadar başında oturan oydu, onu doyuran, yediren, içiren, sevincine, derdine ortak olan, onunla hayatı paylaşan sadece kendisiydi. Oktay korktuğu zaman “anne!” diyerek kendine koşuyordu. Kendi kollarına sığınıyor, onun bağrında rahatlıyordu. - Kimse alamaz oğlumu benden... Hiç kimse, izin vermem, asla izin vermem! Diye söylendi yüksek sesle. Kocasının ne kadar sinirli ve panik içinde olduğunu düşündü. Gerçekten de Doğan bey o tutarlı ve sakin karakterinden beklenmeyen bir panik yaşıyordu bu olayın ortaya çıkmasıyla. Korku içindeydi. Çok sevdiği, hayatını adadığı, “evladım” diye bağrına bastığı Oktay’ı kaybetmenin paniğiydi bu. Korkuyordu koskoca adam. Usulca yudumladı çayını. Şekerini az koymuştu. Hafif buruldu ağzının içi. Tam bu sırada gördü pencereden dışarıda dolaşan pala bıyıklı adamı. Dikkatle baktı gözlerini kısarak. Oydu işte. Bakışlarını ayırmadan kalktı ayağa. Yüz hatları gerilmişti. Sinirinden boyun damarları atmaya başlamış, yüzü kızarmıştı. Süratle bıraktı elindeki bardağı masaya, olduğu gibi üzerine hiçbir şey almayı akıl bile edemeden sokak kapısından fırladı. Dışarının sert soğuğu vücudunu titretti bir anda. Aldırmadı. Hızla koştu bahçe kapısına doğru. İşte, karşıdaki büyük çınar ağacının arkasındaydı. Çatık kaşlarla seslendi: - Recep! Recep efendi! Adam kısa süren bir bocalama yaşadı. Ne de olsa karşısındaki bir kadındı ve onun kültüründe kadınla konuşmak çok fazla sonuç getiren bir şey değildi. Ama yine de o küstah sırıtışını suratına yerleştirmeyi ihmal etmeden ağır adımlarla yaklaştı: - Buyur hanım! Dudakları tek çizgi halini almıştı Perihan hanımın. Kızgınlığı titreyen ses tonundan belliydi: - Ne istiyorsun sen bizden? Yetmedi mi insanlara yaptığın, kaç kişi mutsuz oldu, öldü senin yüzünden? Kezban’ın hayatını mahvettin, Seyit’i, Hıdır’ı öldürdün, yuvalar yıktın, ne biçim adamsın, ne vicdansız şeysin sen? Şaşırmıştı Recep. Bu kadar yalın, bu kadar açık bir şekilde bir çırpıda yaptığı bütün kötülüklerin ortaya serilivermesini beklemediği için ufak bir bocalama geçirdi. Suratındaki müstehzi ifade şaşkınlıkla karıştı, komik bir hal aldı. Kekeledi ilk anda. - Sen... Sen ne diyon be! - Ne dediğimi duydun, ne istiyorsun bizden. Polisi var bu memleketin, hukuku var, mahkemesi var. Süründürürüm seni bilmiş ol, düş yakamızdan. Toparlanmıştı adam. Alaycı bir ifadeyle baktı kadının yüzüne, omuz silkti. - Sen de kimsin be! Ben delikanlıyla konuşacağım, sizinle değil... Amma.... Son kelimeyi abartılı bir şekilde uzatmıştı. Yavaş hareketlerle cebinden sigarasını çıkarttı, bir tane çekip paketin içinden dudaklarının kenarına yerleştirdi. Perihan hanım kımıldamadan durmuş, öfkeyle takip ediyordu onun hareketlerini. Kibritle yakıp sallayarak söndürdü ve ağzına dolan dumanı havaya doğru üfledi: - İstediğimi verirseniz mesele yok... Kocana söyle sadece bir hafta beklerim, fazla değil... Ağır adımlarla yürüdü yola doğru. Kalakalmıştı Perihan hanım olduğu yerde. Bu adamın ne kadar vicdansız, ne kadar insanlıktan uzak ve Allah korkusu olmayan bir canlı olduğunu düşünüyor, elinden hiçbir şey gelememesinin çaresizliğiyle kıvranıyordu. O âna kadar yüreğinde sakladığı korkuları artık açıkça benliğini kaplamıştı. DEVAMI YARIN
Reklamı Geç
KAPAT