BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mübârek “İSR VE Mİ’RÂC GECESİ” çok yaklaştı

Mübârek “İSR VE Mİ’RÂC GECESİ” çok yaklaştı

Recep ayının 27. gecesi olan “Mi’râc gecesi” Sevgili Peygamberimizin “İsr┠ve “Mi’râc” mu’cizesiyle şereflendiği, göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu ve bizlere bazı hediyeler getirdiği gecedir.



Sevgili Peygamberimiz (aleyhis-salâtü ves-selâm), Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan beri çok kıymetli bir ay olan ve her ümmetin saygı gösterdiği, içerisinde muhârebe etmenin günâh olduğu, harâm ayların birincisi olan Receb ayına girince şöyle duâ buyururdu: “Ey Allah’ım! Receb ve Şa’bân aylarını bize mübârek kıl ve bizi Ramazân ayına da kavuştur.” Bilindiği üzere, “Receb”in kelime ma’nâsı, “mürecceb, mu’azzam, muhterem, kıymetli” demektir. Receb ayının aslında her gecesi kıymetlidir. Bugün bu ayın 23. günüdür. 26’sını 27’sine bağlıyan gece [ya’nî 28 Haziran Salı’yı 29 Haziran Çarşamba’ya bağlıyan gece], mübârek “İsrâ ve Mi’râc Gecesi”dir. Bilindiği gibi, mukaddes dînimiz İslâmiyette kıymet verilen, “bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli” demek olan “mübârek” sıfatıyle sıfatlanan “on gece” vardır. Recep ayının 27. gecesi olan “Mi’râc gecesi” bunlardan biridir ki, Sevgili Peygamberimizin “İsr┠ve “Mi’râc” mu’cizesiyle şereflendiği, göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu ve bizlere bazı hediyeler getirdiği gecedir. Resûlullah Efendimiz, hicretten bir yıl önce, 52 yaşında idi. Resûlullah’ın hem kendisine, hem de Eshâbına uygulanan baskılar, boykotlar, ezâ ve cefâlar haddi aşmıştı. İşkenceye tahammül edemeyen bazı müslümânlar, Resûlullah’tan aldıkları izinle, Habeşistân’a hicret etmişlerdi. Resûlullah (aleyhisselâm) bir gün yanına Zeyd bin Hârise’yi de alarak Tâif’e gitti. Oranın halkına bir ay nasîhat eyledi. Hiçbir kimse îmân etmedi, bil’akis alay ettiler. Üstelik onları, çocuklara taşlattılar. Resûlullah’ın (aleyhisselâm) mübârek bacakları yaralandı. Onu korumaya çalışan Hazret-i Zeyd’in başı kan içinde kaldı. Mekke müşriklerine karşı kendisini himâye eden amcası Ebû Tâlib, bu senede vefât etti. Bir müddet sonra, 25 yıllık biricik hanımı ve en yakın destekçisi Hazret-i Hatîce vâlidemizi de kaybetti. Hattâ bunlardan dolayı, bu seneye “Senetü’l-hüzün = Âmü’l-hüzün = Hüzün, Üzüntü yılı” denilir. Ne kadar enteresan bir durumdur ki, “İsrâ ve Mi’râc Mu’cizesi”, Tâif seferinden müteessir olarak dönen Peygamber Efendimizin, iki yakınını da kaybettiği, kendisini en yalnız ve en çok üzgün hissettiği bir zamanda olmuştur. İSR VE Mİ’RÂC MU’CİZESİ Sevgili Peygamberimiz, Recep ayının 27. gecesi, melekût âlemini, kâinâtın hârikalarını seyir ve temâşâ etmesi için, Allahü teâlâ tarafından da’vet olundu. Gecenin muayyen bir sâatinde Cebrâil aleyhisselâm gelip Peygamberimizi önce, Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Harâm’dan, Kudüs’teki Mescidi Aksâ’ya götürmüştür. [Bilâhare Sevgili Peygamberimiz, oradan da göklere, bilinmeyen yerlere yükseltilmiştir.] Sevgili Peygamberimizin bu iki mahal arasındaki seyâhatleri, geceleyin vukû’ bulduğu için, “gece yolculuğu yaptırılması” ma’nâsında bu olaya “İsrⓠdenmiş, bu mübârek kelime, aynı olayı anlatan âyetle başlayan “İsr┠sûresinin de adı olmuştur. “Mi’râc” ise, sözlük ma’nâsı itibâriyle “merdiven” ve “yükseğe çıkmak” gibi ma’nâlara gelmekle beraber, Resûl-i Ekrem Efendimizin, “varlık ufuklarının üstüne, yüce makâmlara yükselmesi” demektir. Nitekim Resûlullah Efendimiz, “Mi’râc hadîsleri”nde “yükseğe çıkarıldım” buyurduklarından, bu hâdise “Mi’râc Hâdisesi” diye anılmıştır. İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: “Mi’râc, rûh ve ceset ile birlikte oldu. Peygamberimizin bedenen Mekke’deki Mescid-i Harâmdan Kudüs’teki Beytü’l-Makdis’e götürüldüğü, âyet-i kerîme ile sâbit olduğundan, Mi’râcın bu kısmına inanmayan kâfir olur. Göklere, bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise Ehl-i Sünnetten ayrılmış olur; dâl (sapık) ve mübtedi’ (bid’at ehli) olur.” Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mi’râc’ta Cennet’i, Cehennem’i, sayısız şeyleri görüp, Kürsî, Arş ve Rûh âlemlerini de geçerek, bilinmeyen, anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde, mekânsız, zamânsız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı da gördü. Hiçbir mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı ni’metlere kavuşup bir anda, Kudüs’e ve oradan da Mekke-i Mükerreme’ye geldi. Bu “mu’cize”yi, zaman ve mekân mefhûmlarıyle açıklamak ve akıl ile îzâh etmek mümkün değildir. İlâhî kudretin ve Peygamberlik mertebesinin ne demek olduğunu idrâk edebilenler, bu hâdisede de bir garîplik görmezler. Allah ve Resûlüne inananlar, mu’cizelere de inanırlar. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Receb ayında bir gece vardır ki, bir kimse o gece namaz kılsa, ibâdete devâm eylese, gündüzünde de oruç tutsa, kendisine, bir senenin bütün gecelerini ibâdetle geçirmiş, bütün günlerini oruç tutmuş gibi sevâb verilir. O gece, Recebin 27. gecesidir.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT