BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Avrupa gündemi: İnsan hakları ve ırkçılık

Avrupa gündemi: İnsan hakları ve ırkçılık

İspanya’da genel seçimler oldu. Dini ve etnik sorunun yaşandığı İspanya’da muhafazakar sağ, merkez sağ iktidarını korudu. Halk uçlara itibar etmedi. Irkçı partiler geriledi, sosyalistler sınıfta kaldı.



İspanya’da genel seçimler oldu. Dini ve etnik sorunun yaşandığı İspanya’da muhafazakar sağ, merkez sağ iktidarını korudu. Halk uçlara itibar etmedi. Irkçı partiler geriledi, sosyalistler sınıfta kaldı. Türkiye’nin İspanya seçimlerini iyi araştırması gerek. Ders bulacak verileri ortaya çıkarması lâzım. İspanya’da merkez bölünmüş değil, dolayısıyla istikrar da kolay sağlanıyor. Daha dün Berlin’de ırkçılığa karşı yürüyüşler yapıldı. Gerçi Avusturya’da ırkçı Özgürlükler Partisi koalisyon ortağı oldu ama, uluslararası toplum iktidara geldiğine O’nu pişman etti. Lider Jörk Haider genel başkanlıktan istifa etmek durumunda kaldı. Demek iktidar olmak için seçim kazanmak yetmiyor. Vitrine nasıl geldiğiniz de önemli. Esasında Ankara bundan da ciddi dersler çıkarmalı. Avrupa’da uluslararası kuruluşlar Avrupa Birliği’ne üye ve aday ülkelere raporlar hazırladı. Tümünde de insan haklarını eksiksiz olarak nasıl koruma altına alacakları ve ırkçılığa karşı ne şekilde mücadele edecekleri konu ediliyor. Bittabi Türkiye de bundan nasipleniyor. Brüksel’den Nusret Özgül aktardı da şaşmamak mümkün değil. Hedef Türkiye bütün raporlarda. Türkiye de (AB’ye tam üye olmak istiyorsa bu alanlarda köklü reformlar yapmak zorunda) deniyor. Avrupa Konseyi ve Parlamentosu’nun önümüzdeki hafta gündeminin tümü böyle: Temel hak ve özgürlüklerle beraber azınlık sorununu da taşıyorlar. Strasbourg ve Paris toplantılarına Avrupa’daki Türkler’i de yakından ilgilendiren raporlar da taşınıyor. Türkiye ve Avrupa’da yaşayan Türkler’i doğrudan ilgi sahasına alan rapor ve karar tasarıları onaylanacak, oylanacak. Bazı HADEP’li belediye başkanlarının ve yetkililerinin niçin haftalar önce Avrupa’ya gittikleri ve nasıl temaslar yaptıkları şimdi daha iyi anlaşılıyor. Hapishanede neden Hasan Celal Güzel’i, Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmeyen batılı yetkililer ve insan hakları kuruluşlarının; HADEP’li olunca duyarlılıklarının birden bire sona vurması hemen anlaşılıyor. Leyla Zana konusundaki ısrarları kendilerini ele veriyor. Türkiye’de azınlık yok. Herkes eşittir, hakları da öyledir. Ancak Avrupa Birliği’nin bakışında Kürtler azınlık sayılıyor. Kürtçe de bir bölgesel azınlık dili! Avrupa’nın bu yaklaşımı yeni değil. Ama yeni su yüzüne çıktı. 1995’te Ankara Gümrük Birliği’ne imza koyduktan sonra AB Türkiye’nin başını ağrıtmaya başladı. Avrupa Komisyonu’nun Alman üyesi Günter Werheugen’den sonra Strasbourg’ta bu defa çok sayıda milletvekili hazırlıklı. Türkiye köklü reformlar yapmazsa AB’ye üye olamayacak! Ömer Seyfeddin’in “diyet” hikayesi geliyor insanın aklına. Diyet için kolunu kesip veren kasabın öyküsü. Ancak uluslararası ilişkilerde böyle olmuyor hünerli diplomasi konuşuyor. Avrupa Parlamentosu Dışişleri ve İnsan Hakları Komisyonu’nun raporuna göre, Ankara’nın canı çok sıkılacak. Danimarkalı Milletvekili Bastian Belder ve İngiliz Parlamenter Barones Lutford’un raporlarında Kopenhag Kriterlerine uymada endişeli ve eksik yanlar bulunduğu, dayatmanın devam ettiği, bütün bunların da üyelik için aşılması şart engeller olduğu hatırlatılıyor. Sosyal İşler Komisyonu da aynı görüşte. Ayrıca Doğu ve Güneydoğu’daki sosyal yaşantımız da anlatılıyor raporda. Gazete diliyle manşette ise; terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’a verilen idam kararı var. Öteki iddialar da işkence, yargısız infaz, bağımsız ve adil yargılama eksiklikleri, ifade ve inanç özgürlüğünün azlığı, gözaltında ölümler. Bu tür iddialar daha önce de ileri sürülmüştü. Fakat bu defa Avrupa Birliği İnsan Hakları Raporu’nda ilk kez zikrediliyor, Türkiye’nin aday ülke olduğu hatırlatılarak. Neticede şöyle deniliyor; özetle: “-Birlik üyesi olmak isteyen her Avrupa ülkesi, Kopenhag kriterlerine ve Amsterdam Anlaşması’nın 49. maddesinde yer alan hükme uymak zorundadır. Türkiye, sözleşmelerin eksiksiz uygulamasıyla kontrolüne ilişkin düzenlemeleri de onaylamak zorundadır. Üyelik müzakerelerine oturulmadan evvel bu hususlar Ankara’ya bildirilmelidir.” Bu kadarla olsa sorunun çözümü için teklifler tartışılır. Fakat Avrupa Parlamentosu Kıbrıs’ta çözüm, Yunanistan ile iyi komşuluk ilişkilerini de bunlara ek olarak veriyor. Son beş yılda hiçbir şeyin değişmediğini savunuyor. Oysa Atina’nın Yunanistan’da nisan ayı içinde yapılacak genel seçimler sonrasında masaya oturulması teklifiyle, aradaki eriyen buzları görmezden geliyor Batı. Denktaş’ın New York’ta bir ayı aşkın süre BM ve Rum yetkililerle olan müzakereleri de öyle. Klerides’in Denktaş’a yemek daveti oyunu tutmayınca, daha önce KKTC liderinin, Rum Kesimi Cumhurbaşkanına aynı minval üzerindeki davetin de üzeri örtülüyor. Rum lobileri maalesef etkisini sürdürmüyor dersek yanlış olur. Başkent Ankara’da yoğun uluslararası bir diplomatik trafik var. Siz bakmayın bayram dolayısıyla Ankara’nın boşalmasına. Bizim bakanlarımızın da neredeyse yarısı yurtdışında. Temaslar sıkı. Özellikle dost ve müttefik ülkelerin gözü Türkiye’de! Konumu, stratejik yapısı, genç nüfusu, istikrarı, büyümeye mütemayil sessiz politikaları her şey dikkat çekiyor. İleri sürülen iddialar da belki incir çekirdeğini doldurmayan şeyler. Eğer doğruysa düzeltilmesini önce kendimiz için gerçekleştirmemiz gerek. Onlar istediği için değil. Türkiye’nin üzerinde gözler olması Ankara’nın iyi şeyler yaptığının işareti.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT