BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bitkiler doğru kullanılmalı

Bitkiler doğru kullanılmalı

Prof. Dr. Kerim Alpınar, “Meraklı herkes kitap yazmaya başladı. Bitkilerle ilgili bilgi kirliliği var. Yanlış bitki kullanımı öldürebilir” dedi.



BİLGİ KİRLİLİĞİ VAR Prof. Dr. Kerim Alpınar “Etrafta çok ciddi bilgi kirliliği var ve her söylenene inanmak yanlış. Zaman zaman bitkilerin yanlış kullanımından ciddi rahatsızlıklar meydana gelebiliyor. Bu işe meraklı herkes kitap yazmaya başladı. Kitabı inceliyorsunuz, bitkinin fotoğrafı yanlış, özellikleri yanlış, adı bile yanlış!.. SOĞUK ALGINLIĞINA IHLAMUR Strese karşı melisa, gaz söktürücü olarak rezene, şişkinliğiniz varsa papatya yeterli... Hem rezene, hem melisa, hem papatya aynı anda kullanılmaz. Soğuk algınlığına ıhlamur, mide spazmlarına nane çayı iyi gelir. Bitki çayları, kaynatmak yerine porselen bir bardakta demlenmeli. SUNUŞ İnsanoğlu sanırım hayatta iki şeyin kıymetini kaybetmeden anlamakta çok güçlük çekiyor. Birisi sağlık, diğeri ise içinde yaşadığı doğa. İkisi de varlığının devamı için hayati öneme sahip, ikisi de sorunlar yaşandığında geri dönüşleri için harcanan çabaya, zamana, kaynağa her zaman olumlu cevaplar vermiyor, verse de hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Üstelik de ikisi birbiriyle iç içe. Çünkü insanoğlu aslında yaşadığı doğanın bir parçası. Aldığı oksijen, yaşamak için kullandığı kaynaklar, hepsi insanoğluna bir armağan. Zaten insanoğlunun bunu reddettiği yerde de hastalıklar artıyor. İnsanoğlu her ne kadar birçok yönden kendini daha güçlü görse de yaşanan deprem, sel, fırtına gibi doğal afetler, kuraklık, susuzluk, kanser vb. hastalıklardaki artışlar karşısındaki çaresizliği işin böyle olmadığını, bir şeylerin yanlış yapıldığını açık bir şekilde ortaya koyuyor. “Biz olmazsak hayat devam eder ama bitkiler olmazsa biz yaşayamayız” diyor işin otoritesi. Evet bu hafta anlattıklarıyla hepimizi yakından ilgilendirecek, konusunda son derece uzman bir konuğum var. Prof. Dr. Kerim Alpınar. Kendisi İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde yıllarca yaptığı görevinin yanı sıra özel sektördeki çalışmalarıyla, araştırmaları ve özel eğitimleriyle de da tanınan bir isim. Aynı zamanda Türkiye’nin en başarılı botanik bahçelerinden birisi olan Nezahat Gökyiğit’in de Bilim Kurulu Başkanı. Kendisiyle, ancak bu kadarını sığdırabildiğim sohbetimizin pazar gününüze ve hayatınıza anlam katacağını düşünüyorum... Hocam sohbetimize kısaca sizi tanıyarak başlasak? Uzmanlığım tıbbi bitkiler ve Türkiye’de bitkilerin korunması ve bitki -insan ilişkisinin araştırılmasıdır. Etnobotonik de deniyor buna. Boya bitkisi olarak kullanılmasından, tedavi edici besin kaynağının oluşturmasına kadar birçok alanda bitkilerin insanlara sağladığı faydaları araştırıyoruz. Özellikle kozmetikte kullanılan bitkiler ve bitkilerin insan sağlığına zararlı olmadığı, ama nasıl faydalı olduğu ile ilgili danışmanlıklar yapıyorum. Fitoterapi kursları veriyorum. > Fitoterapi nedir? Uzmanlığı nereye ait bir bilim dalıdır? Bitkilerin bilimsel olarak hastalıklarda kullanımını ve kişiler hasta olmamak için bitkilerden yararlanma yollarını gösteren bir bilim dalıdır. Mutlaka bilimseldir ve bu konuda bilimsel çalışmaları baz almış eczacılar tarafından yapılır. İnsanlar bu konuda bilinçli olmalıdır, etrafta çok ciddi bir bilgi kirliliği var ve her söylenene inanmak çok yanlış. Yanlış bitki kullanımından kaynaklanan ölümler var. Bugün halkın fitoterapi konusunda danışabileceği tek merci eczacılık fakülteleridir. Bu işe meraklı herkes kitap yazmaya başladı. Kitabı inceliyorsunuz, bitkinin fotoğrafı yanlış, özellikleri yanlış, adı bile yanlış!.. > Hocam diğer bir konu da; hangi kanalı açsak birisi bitkiler konusunda bir şeyler anlatıyor, şu şuna iyi gelir, bu zayıflatır vs. diye... Neye inanacağımızı şaşırdık. Bu yaşanılanlara bilgi kirliliği demek daha doğru. Mesela son zamanlarda altın çilek, yaban mersini çok konuşuluyor. Ve haklarında da inanılmaz yanlış bilgiler var. İthal edenler bunları her derde deva gibi gösterip bunlardan para kazanıyor. Kötü bir pazarlama oyunu bu. Yaban mersini diye aktarlarda satılan kırmızı meyveli bir bitki var ve bunların çoğu gerçek yaban mersini değil. Kuzey Amerika’da yetişen turna gagası isimli bir bitkinin meyveleri. Üstelik lezzetini artırmak için şekere de daldırıp satıyorlar. Üzerine de şeker hastalığına iyi gelir diye yazıyorlar. Şeker hastaları bunu kullandığında ciddi zararlar görebilirler. Gerçek bir yaban mersinin meyveleri koyu mor renktedir ve tatlı değildir. Tek yönde etki eden ve insan vücuduna zararlı olabilecek bir bitkiyi yararlı diye satıyorlar. Altın çileğe gelince... Vücuda kalori verir, mineral ve vitamin eksikliğini giderir. Altın çileğin piyasada kapsülleri var, meyveleri var, bir de etrafındaki çanak yaprakları ile satılanları var. Üstelikte bilinçsizce çanak yaprakları ile yendiğinde zehirleyebilir. > Birden fazla rahatsızlığı olan birisinin, aynı ada farklı bitkileri kullanması doğru mudur? Doğru değildir. Hatta öyle komik şeyler var ki; “bu bitki, kolesterole iyi gelir, romatizmaya da migrene de hatta tansiyonunuza da iyi gelir” deniyor. Böyle bir şey olamaz. Çünkü bitkinin içinde 300-400 madde var. Sizin vücudunuzda da enzimler, hormonlar vb. var. Bunların birbirleriyle etkileşimi sonunda vücudunuzda çok farklı maddeler oluşuyor. Dolayısıyla bir bitkinin dört farklı mekanizma üzerinde etkili olduğunu söylemek hiç kolay değil. O bakımdan kolesterolünüz varsa önce ona iyi gelecek bitkiyi kullanın, bir süre sonra onu bırakıp diğer rahatsızlığınız için gerekli olana geçin. İkisini bir arada aldığınızda, aynı bir laboratuar ortamında olduğu gibi vücut sıcaklığı, vücut mekanizması ve birçok etken etkileşime geçecek, yepyeni bir madde oluşacak. Onun da nelere sebep olacağını kestirmek her zaman mümkün değildir. Aynı şekilde bitki çayları da birbirleriyle karıştırılmamalıdır. > Bitki çayı demişken hangi çayı ne için ve nasıl kullanalım? Strese karşı melisa, gaz söktürücü olarak rezene, şişkinliğiniz varsa papatya yeter... Hem rezene, hem melisa, hem papatya aynı anda kullanılmaz. Soğuk algınlığına ıhlamur, mide spazmlarına nane çayı iyi gelir. Bitki çaylarını kaynatmak yerine, ağzı kapaklı porselen bir bardakta demlendirmek doğrusudur. Metal yerine de tahta, porselen kaşık kullanılmalıdır. Sadece kabuklu ve köklü çaylar kaynatılır. Tarçın vb. gibi... Raf ömürlerinin 18 ayı geçmemesi, cam kavanozlarda rutubetten ve ışıktan uzak muhafaza edilmeleri de önemlidir. 11 bin tür yabani, 3300 endemik bitkimiz var Hem coğrafi olarak hem de kültürel olarak ciddi bir zenginliğimiz var. Biyolojik ve bitkisel çeşitlilikte Türkiye, dünyanın önde gelen ülkelerinden. Topraklarımızda çok farklı kültürler, insan toplulukları yaşadı. Binlerce yıldan günümüze geldiğimizde çok ciddi bir bilgi birikimimiz var. Ancak bu birikimin araştırılması çok önemli. Bu sayede biz binlerce yıldır kullanılan bitkiler arasından belki de günümüz hastalıklarının tedavisinde kullanılabilecek olanları, açlık sorunuyla ilgili olarak gelecek vaat edenleri bulabiliriz. Ülkemiz çok ilginçtir üç tane fitocoğrafik bölgenin kesişme noktasında bulunuyor. Bunu bitkilerle tayin edilen coğrafik bölgeler diye düşünelim. Her biri kendi içinde çok zengin olan bu üç fitocoğrafik bölgenin üçü de Türkiye topraklarından geçiyor. Bu durum zenginliğimizi önemli ölçüde artırıyor. İkinci önemli etken de kuzey yarım kürede buzullaşma çağının olumsuz etkilerinden Türkiye’nin önemli ölçüde korunmuş olmasıdır. Dolayısıyla o çağda dünya üzerinde olan ve buzullaşmayla yok olan bitkilerin bir kısmının sığındıkları, hayatlarını devam ettikleri bir coğrafyadır. Topografik çeşitliğimizi de göz önünde bulundurursak çok zengin bir floradan bahsedebiliriz. Bugünkü bilgilerimize göre 11 bine yakın yabani, 3300’den fazla endemik, yani sadece bulunduğu bölgede yetişebilen türümüz var. > Bu zenginliğinin ne kadar farkındayız? Sayısal olarak farkındayız. Gazetelerde, TV programlarında hep karşılaştırılan, havalarda uçan rakamlar vardır; “Türkiye’nin yüzölçümünün 17 bin misli olan Avrupa kıtasındaki yabani tür sayısı bizim ülkemizden çok az farkla fazladır” diye. Onlarda 12 bin gibi bir sayı söz konusu. Bizde 11 bine yakın tür sayısı var. İngiltere’de bu sayı sadece 1200. Halkımıza rakamlardan başka bu floranın önemini anlatmamız lazım. Çünkü insan ne kadar anlarsa sever ve severse o ölçüde korur. 3 Bin tane endemik bitkimiz varsa “eee ne yapalım” sorusunun yanıtını bilmesi lazım. O zaman bunlara, çiçek böcek diye bakmaz. Bu çiçeğin bir bitki olduğunu, içine bir çok kimyasal maddeyi barındırdığını, bu maddelerin, insanı hasta eden durumlarda da ne kadar yararlı olduğunu düşünür, koparıp atmaz, korur ve çoğaltır. > Sanırım elimizdeki zenginlikleri yabancılara kaptırıyoruz onlar da aldıklarını bize satıyorlar. Maalesef. Millet olarak bu topraklardaki bitkilerden yararlanma kültürünün yok olmasına izin vermememiz lazım. Bunları yazılı hale getirmek ve koruma altına almak zorundayız. Yüzyıldan fazla zamandır dışarıdan adamlar geliyorlar, bitkilerimizi büyük bir kolaylıkla ülkelerine götürüyorlar. Yabancılar bizim köylerimize gayet rahat gelip, gen kaynağı olarak kendimizin kullanabileceğimiz kaynakları topluyor yurt dışına götürüyor. Sonra çok verimli ürünler elde edip ya kendilerinde muhafaza ediyorlar, ya da bize satıyorlar. Türk halkı çok misafirperverdir; ama gelen kişiye de ne amaçla o köyü ziyaret ettiğini, gerekli izin belgesi olup olmadığını sorsun. Eğer belge yoksa en yakın güvenlik noktasına ihbar etsin. Çünkü aynı şekilde biz yurt dışına gittiğimizde izinsiz ne bir bitki toplayabiliriz, ne bilgi derleyebiliriz. Doğal bitkiler sentetik ilaçlardan daha sağlıklı Her bir bitkiyi fabrika olarak düşünmek lazım. Her bir bitkide en az 300 - 400 tane birbirinden farklı madde var. Dolayısıyla siz bir bitkiyi kullanırken doğada olan faydalı maddeyi vücudunuza almış oluyorsunuz, çünkü siz de doğanın bir parçasısınız. Bu noktada doğal bitkilerin, sentetik ilaçlara olan avantajı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Çünkü sentetik doğada yok ve insan vücudu bu suni maddeyi tanımakta güçlük çekiyor. Vücuttan atarken de bir takım zararlı etkilere maruz kalıyor. Yan etki dediğimiz de bu zaten. Bugün dünyada sentetik ilaçları kullananların %10 kadarı onların yan etkilerinden dolayı tedavi görüyor. Burada, şu nokta dikkatten kaçmasın. Sentetik ilaçlar elbette önemli ve hayat kurtarıcı. Etkileri çok daha hızlı ve bu yüzdenden bitkilere üstünlükleri var ama ben şunu söylemeye çalışıyorum, bazı kolaylıkla üstesinden gelebileceğimiz rahatsızlıklarda tıbbi bitkilerden yararlanmalıyız. Hasta olmayı bekleyip sonra da hemen sentetik ilaçlara sarılmak yerine sağlıklı bir hayat sürmek için koruyucu olarak hangi bitkilerden, nasıl yaralanmalıyız diye doğru kaynaklardan araştırma yapmalıyız.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT