BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bıçağı yanaştırdı...

Bıçağı yanaştırdı...

Annem, “benim kokumu”, bu gömleğimden alsın, Benim için pek fazla, üzülüp ağlamasın!



Annem, “benim kokumu”, bu gömleğimden alsın, Benim için pek fazla, üzülüp ağlamasın! De ki: “O, senin için, “şefâatçı” olarak, Gitti Hak teâlâya, bir emrine uyarak. O kıyâmet gününde, Rabbinden seni diler, Ve ümit edilir ki, Allah da kabûl eder.” Altıncı vasiyyetim, “benim yaşta” bir oğlan, Görürsen her nerede, hâtırla beni o an.) Dinledi Halîlullah, oğlundan bu sözleri, Ağlayıp, yaşla doldu, o mübârek gözleri. Sonra duâ eyledi, el açıp Yaradan’a, (Bu hâlimden dolayı, yâ Rabbî acı bana. Bana acımıyorsan, günahım sebebiyle, Merhamet et bu temiz, ve masûm İsmâil’e.) Ondan sonra İsmâil, duâ etti nihâyet: (Yâ Rabbi, bu hâl için, bana sabır ihsân et.) Sonra da babasına, dönüp dedi şunları: (Baba, görüyor musun, “açık” gök kapıları. Melekler bize bakıp, çok hayret ediyorlar, Kapanmışlar secdeye, hepsi şöyle diyorlar: “Yâ Rabbî, bir peygamber, başka bir peygamberin, Bekliyor baş ucunda, ki O’nu kurban etsin! O’nu kesmek istiyor, senin rızân uğruna, Sen sabır ver yâ Rabbî, bu babayla oğluna.”) İşitti Halîlullah, bunları evlâdından, Yüzünü kapatarak, çok ağları ardından. Gökteki melekler de, bu işe çok şaştılar, Bu manzara önünde, onlar da ağlaştılar. Nihâyet, “bir ip” ile Halîlullah oğlunu, Bağlayıp, “yüzü koyun”, yatırdı sonra O’nu. Bıçağını çıkarıp, “biledi” kesmek için, Ve sonra boğazını, tutarak İsmail’in, Dedi ki, (Yâ İlâhî, bu sevgili oğlumdur, İki gözümün nûru, gönlümün sürûrudur. Bana emreyledin ki, “Oğlunu kurban eyle”, Bu emri yapmak için, geldim hâlis niyetle. O’nu kurban ederken, tahammül ver sen bana.) Diyerek bıçağını, yanaştırdı boynuna. (Ey oğlum, vedâ olsun, sana mahşere kadar, Ancak kıyâmet günü, görüşürüz biz tekrar.) Diyerek bıçağını, kaldırmış idi ki tam, Arz eyledi İsmâil, (Acele et, ey babam! Muhâlif olmayalım, Rabbimizin emrine, Ne emir aldın ise, çabuk getir yerine! Emri ifâ etmekte, gecikirsek eğer biz, Korkarım ki “azarlar”, bizi şimdi Rabbimiz. Ey babam, hemen çöz ki, ayağımı, elimi, Melekler, “isteğimle”, kurban edildiğimi, Gök yüzünden görerek, desinler ki şimdiden: “İsmâil tam râzıdır, Rabbinin bu işinden.”) Babası “peki” deyip, çözüverdi bağını, İyice yanaştırdı, boynuna bıçağını İsmâil babasını eyledi yine îkâz; Dedi ki: (Babacığım, acele eyle biraz! Dosta vâsıl olmağı, çok ister zirâ canım, Çabuk yerine getir, bu emri babacığım!)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT