BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Boğulacak gibi oluyordu...

Boğulacak gibi oluyordu...

Bir hafta göz açıp kapayana kadar geçmişti. Doğan bey bu günler zarfında durmadan düşünmüş, işin içinden çıkabilmek için kafa patlatmıştı.



Bir hafta göz açıp kapayana kadar geçmişti. Doğan bey bu günler zarfında durmadan düşünmüş, işin içinden çıkabilmek için kafa patlatmıştı. Öylesine bitkin ve yorgundu ki, artık hiçbir şey görmüyor, beynini hiçbir yere konsantre edemiyor, işiyle, hastalarıyla bile gerektiği gibi meşgul olamıyordu. Bütün gayretleri sonunda ancak otuz milyar gibi bir para toplayabilmişti. Bunu toplu halde bir bankaya yatırmış orada tutuyordu. Recep’e teklif edebileceği miktar bu kadardı ancak. Birkaç milyar da borç bulup, bir bankaya borçlanabilirse elliyi ancak tamamlayabilecekti. Bütün ümidi karşısında toplu ve nakit bir para gördüğü zaman adamın o insanlık dışı duygularını bir kenara atıp paranın sıcak yüzüne teslim olacağı düşüncesiydi. Recep’in oteline gidişinin tam haftasıydı. Her zamankinden erken geldi muayenehanesine. Daha Füsun henüz ortalarda yoktu. Erkenden kalkmıştı. Peşinden de Perihan hanım fırlamıştı. Biliyordu bu günün son gün olduğunu. Hanımından bir şey saklamıyordu Doğan bey artık. Saklayamıyordu çünkü. Birileriyle paylaşmazsa ölecek gibi, boğulacak gibi oluyordu. Perihan hanıma geçen hafta içinde kızmıştı. Yaşlı kadın sabah evin önünde olan hadiseyi nakletmişti kocasına. Haykırmıştı adeta Doğan bey: - Nasıl yaparsın Perihan, o adam iki kişinin katili, ya sana bir şey yapsa? Diklenmişti Perihan hanım ilk defa kocasına: - Yaparsa yapsın Doğan, baksana şu hale... Az şey mi yapıyor, öldürse ne olur, ölümden beter etti bizi... Yavruma, eşime, yuvama sahip çıktım kendimce. İçimdeki öfkeyi kusmak istedim. İnsanım ben. Çaresizlikten boyun bükmüş oturuyoruz, bırak hiç olmazsa içimi boşaltayım. O zaman anlamıştı doktor ne kadar gergin ve ne kadar dolu olduklarını. Patlamaya hazır birer bomba gibiydiler. Bu çıkış üzerine fazla üzerine gitmemişti hanımının. Sadece mırıldanmıştı ani bir dönüşle: - Ben, ben sana da bir zarar vermesinden korktum sadece... - Hepimize zarar veriyor, keşke sadece fiziki zarar verse... Ruhumuzu esir ediyor, çökertiyor bizi Doğan, bir şeyler yapmak lazım... Oğlumuz, onu allak bullak edecek. Oktay’ımın hayatını karıştıracak. Benim oğlum bunları hak etmedi. Ben oğlumun bu fırtınayı yaşamasına razı gelemem. Odasına girip masasına oturdu Doktor Doğan Serdaroğlu. Kahverengi gözleri dalgındı. Sıkıntılı bir bekleyişin ilk saatlerinde olduğunu biliyordu. Zamanın geçmesi zordu bundan sonrasında. Beklemekten başka bir çaresi de yoktu. Arkasına dayandı. Gözlerini kapadı. Kahvaltı edememişti. Oktay’a bir şey belli etmemek için verdiği çaba da yoruyordu yaşlı adamı. Dokunsalar ağlayacaktı. Bütün gece dua etmişti. Bir ihtimalle bugün bu adamın şerrinden kurtulabilmeyi umuyordu. Paranın bu gibi insanlar üzerindeki etkisini bildiği için cebindeki miktara güveniyor, elli milyarın Recep’i kandırabileceğini tahmin ediyordu. Füsun her zamanki saatinde muayenehaneye gelince doktoru odasında oturmuş, gözleri tavana dikili, beklerken buldu. Şaşırdı: - Günaydın Doktor bey, iyi misiniz? - Gel Füsun, gel kızım. İyi miyim, değil miyim bilmiyorum. Bugün son gün Füsun. Dediği paranın ancak beşte birini toplayabildim. Belki... belki diyorum... Emektar sekreter hemen koyu bir kahve hazırladı. Gelirken aldığı iki poğaçanın birini doktorun tabağına koyarak getirdi: - Şunu için ve bir şeyler yiyin. Anladığım kadarıyla açsınız... - Canım istemiyor yavrum. Sağ ol! Füsun içi titreyerek baktı Doğan beye. Bir baba gibi severdi bu yaşlı adamı. İtiraz etti: - Hayır, bunu yiyeceksiniz. Sağlam ve güçlü olmanız gerekiyor. Sanmayın ki bu mücadele bitecek. Şimdi yaptığınız sadece vakit kazanmak. Kazandığınız zaman içinde buna kalıcı bir çözüm mutlaka bulunacak ve bu çözüm Oktay’ı, asgari derecede etkileyeni olacak. Bana kalırsa bu olayı polisle halletmeliydiniz... İrkildi doktor. Kaşlarını kaldırdı: - Olmaz Füsun! diye söylendi kararlı bir şekilde. Polis işin içine girdi mi Oktay mutlaka duyar. Bürokrasiyi bilmezmiş gibi konuşma. Mahkeme, dava, soruşturma derken her şey meydana çıkar. Sekreter cevap vermedi. Yaşlı doktor da haklıydı. Çaresiz o da beklemeye başladı. İkisinin de gözü telefona odaklanmıştı. DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94082
    % 1.16
  • 4.7932
    % -0.57
  • 5.6125
    % 0.31
  • 6.2808
    % -0.14
  • 189.513
    % -0.21
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT