BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kırkpınar, Osmanlı yadigârıdır (2)

Kırkpınar, Osmanlı yadigârıdır (2)

Spor geleneğimiz, hakiki Müslüman, hakiki insan olmayı sağlayan tasavvuf ile iç içe olmuştur.



Spor geleneğimiz, hakiki Müslüman, hakiki insan olmayı sağlayan tasavvuf ile iç içe olmuştur. Tasavvuf geleneğine bağlı olarak, güreşçiler, okçular tekkesi gibi spor akademileri kurulmuştur. Kırkpınar; Osmanlı yadigârıdır, emanetidir. Osmanlı’nın aynasıdır. Kırkpınar’a bakılınca Osmanlı görülür, Kırkpınar anlaşılınca Osmanlı anlaşılır. Kırkpınar’ın ne olduğunu anlamak için, doğduğu zamana, mekana, doğmasına sebep olan insanlara ve hadiselere bakmak lazımdır. Doğduğu zaman; Osmanlı’nın Avrupa’yı bir daha çıkmamak üzere vatan tuttuğu zaman, doğduğu mekan Osmanlı’nın o günkü serhat boyu, Edirne çevresi, doğmasına sebep olanlarsa, gönül ile yüreği, güç ile bilgiyi kardeş kılan alperenler, gazi devrişlerdi. Eski Türklerde yediden yetmişe kadın erkek herkes sporcuydu, zamanının silahlarını en iyi şekilde kullanırdı. Dede Korkut hikayelerinde anlatılan Bamsı Beyrek-Bânu Çiçek hikayesi bunun en güzel misalidir. Mimar Sinan’ın şaheseri Süleymaniye Camii yapıldıktan sonra, burada görev alacak imamlarda aranan şatlar sıralanırken, “iyi ata binmeli, idman yapmalı ve yakışıklı olmalı” denmektedir. Kırkpınar’ın doğuşuyla ilgili bilgiler efsanedir. Öyle bir efsanedir ki, tarih ve coğrafyayla, Türk oğlunun karakteriyle yüzde yüz uyuşan, gerçekle bu kadar iç içe olan başka bir efsane yoktur. Kırkpınar’ın ilk doğuşu Sarı Saltuk’ladır. Sarı Saltuk kimdir? O, Türk insanına Anadolu’yu ve Avrupa’yı hedef gösteren Türkistan’ın büyük evliyası Ahmet Yesevi Hazretlerinin talebesinin talebesi bir alperendir. İKİ KITA, DOKUZ ÜLKEDE ON İKİ MEZAR Sarı Saltuk, hocasının işaretiyle Türk oğluna Avrupa’yı vatan kılmak üzere, arkadaşlarıyla birlikte Anadolu’ya gelir. Burada Peygamber Efendimizi rüyasında görür. Peygamber Efendimiz, rüyada Sarı Saltuk’a, “Edirne’yi fethet. Bu diyar, darünnasırdır (yardım diyarıdır), burasını küffar elinde komayın” der. Bu işaret üzerine Sarı Saltuk ve beraberindekiler Çanakkale Boğazı’na ulaşırlar. Ve Trakya’ya, (Rumeli’ne, Avrupa’ya) ayak basarlar. Tarih hicri 662, miladi 1263 idi. Yani Orhan Gazi’nin oğlu Şehzade Süleyman’ın Rumeli’ye geçişinden 91 yıl önce, Sarı Saltuk ve arkadaşları Rumeli’ne geçtiler. Yollarına devam ederek, Edirne’ye geldiler ve 1264 yılında Edirne’yi fethettiler. Edirne’nin fethiyle birlikte burada Kırkpınar güreşlerini başlattılar. Edirne’yi terk ettikleri 1304 yılına kadar Kırkpınar güreşlerine devam ettiler. Sarı Saltuk’un Asya ve Avrupa kıtalarındaki ülkelerde, Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna (Kırım), Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Bosna-Hersek ve Polonya’da kabri ve makamları bulunmaktadır. On iki kabrinden yalnızca Edirne ve Babaeski’dekinin yeri belli değil. Gelelim Kırkpınar’ın Osmanlı zamanında doğuşuna. 1354 yılının Haziran günleriydi. Osmanoğlu’na Anadolu dar geliyor, Boğazı geçip Avrupa’ya kanat açmak için izin bekliyordu. Orhan Gazi, oğlu Şehzade Süleyman’ı Avrupa’ya (Rumeli’ne) geçmekle görevlendirdi. Mevlana sevdalısı genç şehzade, kırk alperen arkadaşıyla, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasındaki Çardak kasabasına geldi. Bir mübarek gecede Salcı Baba’nın yaptığı sala bindiler. Deli Kızıl Sultan isimli bir meczup kendisini de almalarını ister. Kabul etmezler. Yola çıkarlar. Gürültü üzerine döner bakarlar ki, deli kucağını kumla doldurmuş saçıyor, saçtığı yerde kara yürüyor. Bakarlar ki, Boğaz kapanacak, onu da sala alırlar ve Rumeli’ne geçerler. ALİ İLE SELİM GÜREŞİRKEN ŞEHİT DÜŞERLER Bu geçişi tarihçiler, Türk tarihinin en önemli üç hadisesinden biri olarak zikretmektedirler (Diğer ikisi, Türklerin Müslüman olması ve 1071 Malazgirt zaferidir). Şehzade Süleyman, bu geçişten sonra, Gelibolu yakınlarında atından düşerek, şehit olur. Alperenler tarafından Gelibolu-Bolayır’a defnedilir. Atı da hemen yanına. Bu, binlerce yıldır devam eden bir alp geleneğidir. Akın başlamıştır, durmak yoktur. Şehzade Murat, bayrağı yere düşmeden ağabeyinin elinden alır. Trakya içlerine ağabey yadigarı alperenlerle akmaya devam eder. Akıncı, alperen, her an savaşa hazır kimse demektir. Güreş de savaşa en güzel hazırlık vasıtasıdır. Kırk yiğit fırsat buldukça birbirleriyle güreşmektedirler. 38’i güreşlerini ayırmıştır. Ancak iki yiğit, Ali ile Selim bir türlü yenişemezler. Yolları Edirne yakınlarına, Arda nehri boylarına, bu güzel nehir kenarındaki, Simovina yakınındaki çayırlığa düşer. Yine güreşirler. Ama iki can yiğit yine yenişemezler. Pes etmeyi de birbirlerine ihanet görürler. Güreş, savaşa hazırlık olduğundan, ustalık, kuvvet, maharet gibi sahip bulundukları bütün güçleri kullanırlar. Akşam olmuştur, güreşleri hâlâ devam etmektedir. Gönülceğizleri, bu kadar yükü kaldıramaz. Emanetleri, sahibine teslim ederler. Şehit olmuşlar, çalışmakla kazanılabilecek en yüksek dereceye kavuşmuşlardır. Yarın: Kırkpınar doğmuştu
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT