BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bayramlar bayram ola

Bayramlar bayram ola

Bayram namazından sonra cami avlularındaki hayat sahnesi son derece manalıdır. Bu heyecan, bayramın son gününe kadar en renkli ve coşkulu haliyle devam eder.



Yazarların bayramı Akraba ve dostlar birbirlerini ziyaret ederek bayram tebrikinde bulunurlar. Bayramlar el sıkışmak, kucaklaşmak, karşılıklı iyi duyguları belirtmek için yegane fırsattır. Çocuklar aile büyüklerinin ellerini öperler. Gençler de aynı şekilde yaşlıların ellerini öperler. Türlü münasebetlerde başka milletlerde görülen aşırı neş’e tezahürlerine Türk halkı arasında hele ileri gelen kimselerde asla rastlanmaz... D’Ohsson Ertesi sabah bayram olduğunu rahmetli anacığımın, yattığım odaya akşamdan usulca getirip bıraktığı yeni elbiselerden ve ayakkabılardan anladım. Ben yatağımın içinde uyur gibi yapıyordum. Fakat gece kandilinin ölgün ışığında her hareketini takip ettiğim annem, geldiği gibi yine sessizce odadan dışarıya çıkar çıkmaz hemen kalkıp “cici”lerimi görmeğe, sevip okşamağa koştum... Ercüment Ekrem Talu Gözlerimi açar açmaz, hususi benim için yaptırılan şekerleme kutusunu elime uzatırlardı. Bu, ya kadife kaplı, sırma şeritli, yahut da atlas üstüne yağlıboya resimli, cici, nefis, şık bir şeydi. Sarı, parlak madenden mini mini bir anahtarı, saat kurulacağı kadar da küçük bir kilidi vardı. Heyecanla açardım: Bazan fondan dizisi, bazan gelin serpmesi, bazan kayısı şekerlemesi yüzüme güler, gözlerime sevinç ışığı, gönlüme saadet çarpıntısı dolardı. Sonra İstanbul’un mini mini, bembeyaz, sert ve gevrek badem şekerleri... Refik Halid Karay “Bayram’ım imdi...” Edebiyat tarihimizde Bayram adlı birkaç şairden en ünlüsü hiç şüphesiz Hacı Bayram-ı Veli’dir. Hacı Bayram’ın asıl adı Numan’dır. Şeyhi Hamidüddin, daha yaygın adıyla Somuncu Baba, ilk görüşmeleri bir bayram gününde gerçekleştiği için ona Bayram adını vermiş ve Numan, o günden sonra hep Bayram diye anılmıştır. Kurduğu tarikate de ona nisbetle “Bayramiyye” denir. Hacı Bayram, ünlü bir şiirinde, “bayram” kelimesini zengin çağrışımlarıyla birlikte şöyle kullanmıştır: Bayram’ım imdi Bayram’ım imdi Bayram ederler yâr ile şimdi Hamd ü senâlar hamd ü senâlar Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm Bayram ağası, bayram alayı, bayram bahşişi, bayram etmek, bayram havası, bayram koçu, bayram topu, bayram üstü, bayram yeri, bayramda barışmak, bayram ziyareti, iki bayram arası, bayram tebriği, bayram mesajı, bayram manisi, bayram mesaisi... Uzar gider bayramlarla ilgili kavramlar, tamlamalar... Kültürümüzde oldukça önemli ve özel bir yer tutan bayramların ikincisine de kavuştuk. Nabi Avcı’nın tabiriyle, “ka-ru-ben” bayramı; yani “yakınlaşma, yaklaşma” bayramı... Türk yazı hayatının usta kalemleri Haluk Şehsuvaroğlu, Cemal Kutay, Reşat Ekrem Koçu, Sermet Muhtar Alus, Samiha Ayverdi, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halit Ziya Uşaklıgil, Refik Halid Karay, Abdülhak Şinasi Hisar, Cahit Sıtkı Tarancı, Mehmed Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı v.b. eski bayramları bize taşırken, o günlerin hassasiyeti ve zarafetini bir başka üslup içinde sunarlar. Hatta daha eski dönemlerde, bayram yaklaşırken şairler de kaleme kağıda sarılır ve “iydiyye” denilen, “nesib” bölümünde bayramın tasvir edildiği kasideler yazarlardı. İydiyyeler, devrin büyüklerine bayram tebriki niyetine sunulur, karşılığında caize alınırdı. Lale Devri’nin ünlü şairi Nedim’in iydiyyesinden iki beyit sunmak isterim: “Ve lîkin mübârek iyd vakti eyleyüb teşrif/ İstanbul’un ferahla iyd ber iyd oldu her yânı/ Hususa Hazreti Eyyûb ile Meydân-ı Tophane/ Birer takrib ile elbette cezbeyler civânânı” BAYRAM ŞİİRLERİ Akif’in “Bayram”, Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” ve Tevfik Fikret’in “Haluk’un Bayramı” başlıklı şiirleri de o günlerin bayramlarına muhteşem dönüşler sağlamaktadır ve bugün birer zirve olarak okunmaktadır. Sadece bizim yazar ve şairlerimizin değil, yabancıların gözünde de Türkiye’deki dinî bayramların yeri farklıdır. Daha 1619’da basılan eserinde şöyle diyor Salamon Schweigger: “Bayramlarda fakirlere yapılan yardımlardan başka, kölelerin azad edildiği, kuşçulardan kuş satın alınarak bunları serbest bırakmak suretiyle hayır işlemeye çalışıldığı görülürdü.” Yaklaşık iki yüz yıl önce Türkiye’de İsveç maslahatgüzarı olarak görev yapan D’Ohsson, 1842 yılında Osmanlı topraklarını gezmek amacıyla İstanbul’a gelen Fransız şairi Gerard de Nerval, 1835 yılında Türkiye’ye gelen Miss Julia Pardoe, aynı yıllarda Türk ordusunda görev yapan Feldmareşal Helmuth von Motke de o günlerin bayramlarının ihtişamını süslü cümlelerle anlatır. Kurban Bayramı, daha önemli ve anlamlıdır. Fakir-fukaranın, bayram boyunca bir dilim et için evinde beklediği günlerdir bu günler. Zenginlerin de fukaraları doyurmak için birbirleriyle yarıştığı günlerdir. KURBAN MEYDANLARI Bayram yeri olarak, kurban kesim alanları tercih edilir bu günlerde. Musahipzade Celal, “Eski İstanbul Yaşayışı” isimli eserinde şöyle anlatır bu eğlenceye dönüşen mekanları: “Bu meydanların etrafı birçok çadırla çevrilirdi. Büyükçe bir çadırın içinde hokkabazlar, ip canbazları, halkın deniz kızı dediği deniz mahluku, toparlak kafalı, iki yanında ele benzeyen kanatcıkları ile yarı belden aşağısı pullu balık, deniz aygırı diye çoluk çocuğa onar paraya seyrettirilirdi. Meydanın arka yerinde türlü türlü salıncaklar kurulurdu.” Özellikle büyük şehirlerde bayram daha hareketli geçer. Cicili-bicili giyinen çocukların anlamsız ama heyecanlı koşuşturmaları bu günlere ayrı bir renk katar. Bayram kutlamaları, et kavrulan evlerin kokusu, en iyi elbiseleriyle sokağa fırlayan insanların heyecanı bu günleri daha da anlamlı kılar. Son yıllarda, bayram günlerinin tatil olarak anlaşılması kutlamaların manevi havasını biraz bozsa da bayramlar yine bizim bayramımız. Değişen ve gelişen bayram günleri, temeldeki düşünceyi ortadan kaldırmadığı sürece, yine bizim insanımızın mutlu günleri olarak kalacak. Şairlerin dilinden Gelin de bayramı Fâtih’te seyredin, zirâ Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ, Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan Asırlar ölçüsü boy boy asâlı nesle kadar, Büyük küçük bütün efrâd-ı belde, hepsi de var! Mehmed Akif Ersoy Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede Bir mehâbetli sabah oldu Süleymaniye’de Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati Dokuz asrında halkı, bütün memleketi Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan... Yahya Kemal Beyatlı Dudaklarımızda kısılmış bir âh Gözlerimizde yaş, gönlümüzde gam Seni karşıladık. Gücenme bayram Bize artık gülmek, sevinmek günah Ömrümüze çöktü bir geniş akşam İçimiz karanlık, bahtımız siyah Sana da bize de acısın Allah Bayram, dertli bayram, acılı bayram... Celal Sahir Erozan
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT