BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > İtham ediyorum!..

İtham ediyorum!..

Ben elbette Emile Zola değilim ve elbette onun “serçe parmağının tırnağının ucu bile olamam”, ama en sevdiğim edebiyatçılardan biri olan Zola’nın ruhundan özür dileyerek, onun Dreyfus Davası’ndaki çok ünlü beyannamesinin başlığını, bugünkü yazıma başlık yapacağım; “İtham Ediyorum!..”



Ben elbette Emile Zola değilim ve elbette onun “serçe parmağının tırnağının ucu bile olamam”, ama en sevdiğim edebiyatçılardan biri olan Zola’nın ruhundan özür dileyerek, onun Dreyfus Davası’ndaki çok ünlü beyannamesinin başlığını, bugünkü yazıma başlık yapacağım; “İtham Ediyorum!..” Geçen pazar sabahından itibaren TV’lere bakıyorum, gazetelere bakıyorum, etrafımda, orada burada söylenenlere bakıyorum ve görüyorum ki, başlatılmış olan bir “kanuni süreç”, tam bir “sürek avına dönüştürülmek” isteniyor; o da yetmiyor, müjde veriliyor; “Dahası var, dahası, başka dalgalar da gelecek”, tamam varsa elbette gelmeli ama “tavır” o değil, adeta tam bir “cadı avı” isteniyor ve bekleniyor; hava bu!.. Bakınız başında söyleyeyim; bugün gözaltına alınanlar, tutuklu ya da tutuksuz olarak yargılanmak üzere “sürecin içinde kalanlar”, suçlu olup olmadıkları “henüz belli olmayanlar”, bilmeliyiz ki, “yanlış zamanda, yanlış yerde oldukları bir sırada doğru zamanda, ‘nihayet’ doğru yerde olanlara yakalananlardır!..” “Doğru zamanda doğru yerde bulunmayanların yakalayamadıkları ise”, bugün yakalananlarda çok ama çok daha fazladır!.. Biz değil miyiz?.. İtham ediyorum: Biz değil miyiz, spor ve suç tarihimizin “en büyük” bahis-şike operasyonunda Spor Toto’nun uyarısı ile düğmeye basıldıktan “birkaç saat sonra”, daha ne olup bittiğini bile “kimseler anlamadan” bazı kulüpleri “ilgileri yoktur” diye ilân edip “soruşturma dışı” bırakan?.. Biz değil miyiz, o “itiraflı, belgeli, ispatlı” ve “uluslar arası bahis-şike çeteleriyle irtibatlı” olayda “halkın ve devletin yüzlerce milyar lirasını dolandırmak için teşekkül kurmuş” insanlar için “nitelikli dolandırıcılıktan bile bir ceza davası açmayan”, dahası “idari gülünç cezaları” bile 3 - 4 ay sonra “fazla” diyerek indiren, “elebaşını 6 ay sonra milli takıma çağırıp” ay-yıldızlı formayı giydiren?.. Biz değil miyiz, “şike anlaşmalarının yapıldığının, hem de mafya babalarının talimatlarıyla yapıldığının ortaya çıktığı telefon dinlemelerindeki isimleri” bile sonuna kadar kovalamayan, o teknik adamları, o futbolcuları sahalarda tutan?.. Siyasetçilerimiz değil mi, 2011 yılının 14 nisanına kadar “şikeyi, teşvik primini tanımlayacak ve cezalarını bu tanımlama üzerinden verdirecek” bir kanunu çıkarmayan, çıkaramayan?.. Bizler değil miyiz; bunca yıldır “anlaşmalı maç” iddia ve ihbarlarının üzerine gitmeyen, gidemeyen federasyonlara, spor teşkilatına, savcılara “hiçbir şey söylemeyen” ve de seyreden?.. Bizler değil miyiz; devletin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) arşivlerinde duran, “devletin müfettişlerinin raporlarına rağmen”, İstanbulspor-Beşiktaş maçındaki “teşvik primi” iddialarının bile üzerine “ciddiyetle gitmeyip, örtbas eden?..” Bizler değil miyiz; bazılarımızın “Baba” diye sevdiği saydığı bir kişinin, Cihan Oskay’ın “Samsun olayı” konusundaki “dehşet verici” iddialarının üzerine “su içip”, araştırmadan, soruşturmadan “üstünü kapatan?..” Bizler değil miyiz; “bilmem ne marka çantaların, bilmem ne marka otomobillerin üzerinde bunca yıl konuştuğumuz hâlde”, ne basın olarak, ne federasyonlar olarak, bir iki “şifreli yazı ve cılız ses hariç” ciddi bir araştırma yapmayan ve “ne olup bittiğini” bile ortaya koyamayan?.. Aziz Yıldırım’ı bu hâle kimler getirdi?.. “Birinci Ordu Komutanlığı - Kara Kuvvetleri Komutanlığı - Genel Kurmay Başkanlığı sürecinde”, üstelik bu koltuklarda “ita amiri” olan bir paşamıza, “askeri ihaleler alan”, hatta “bu ihalelerin bazılarında yolsuzluk yapıldığı, rüşvet verildiği” iddialarıyla “çok ağır ceza talepleriyle yargılanan” bazı yöneticilerle, “nasıl her hafta yan yana maç seyredersin, onların localarında ne işin var” diye, “bir kaçımız hariç” soramayan bizler değil miyiz?.. Fenerbahçe Cumhuriyeti’ni de, Kulüpler Birliği’ni de “bir padişah gibi yöneten” Aziz Yıldırım’ı, “Kimseye hesap vermez” hâle getiren, onun, “kendisini uyaracak”, ona “yanlış yapıyorsun” diyecek kişileri, hatta “bazılarını kulüpten bile atarak” etrafından uzaklaştırmasını alkışlayan, destekleyen, ama “Mafyayla ilgileri var” iddiaları yaygın olan “bazı kişilerin yakınında dolaşmasını eleştirmeyen”, hatta “onları kullandığı” süreçte, bugün “bu duruma düşene kadar” bu “çok yanlış tabloya sesini sedasını çıkarmayan” bizler değil miyiz?.. “Onca benzer olaya rağmen”, verilen “komik cezaları bile” Tahkim Kurulları’nda indirten, MHK Başkanları’na, Disiplin Kurulu Başkanları’na, Federasyon Başkanları’na, kulüp başkanlarına “talimat verecek güçteki adam” hâline getiren bizler değil miyiz?.. Hakem odaları kapılarına kadar dayanırken, telefonlarda federasyon başkanları dahil “herkesi azarlarken”, emir ve talimatlar verirken, tribünlerde valilere, emniyet müdürlerine herkesin gözleri önünde “aynı tavırları” koyarken, ona “Ne yapıyorsun arkadaş” diyemeyen, hatta “Helal olsun ona” bile diyen ve onu bugünkü duruma sürükleyen “padişah sendromuna yakalatan” bizler değil miyiz?.. “Şampiyonluğa tesir edecek en kritik maçların oynandığı bir süreçte”, Ankara’larda “siyasetin en tepesinde bulunan makamlara kadar ulaşmasına, kameralara poz vermesine hoş görü ile bakan” bizler değil miyiz?.. Özetle onun “giderek artan hırs ve ihtiraslarına boyun eğen” ve de “en kabul edilemez olanlar” dahil her isteğini, hatta “spor medyasını yeniden dizayn etme” arzusunu bile “emir” telâkki edenler bizler değil miyiz?.. Onların günahı ne?.. O “suçlu mu, değil mi”; elbette buna Türk adaleti karar verecek; ama “karar ne olursa olsun”, onu “bu hâle getirenler” bizleriz; en tepedeki mülki ve idari ve de güvenlik güçleri amirlerine “direktif verebilecek” mertebeye taşıdığımız bir insanın, polisler arasında “ite kaka hastanelere, emniyet müdürlüklerine götürülmesini” TV’lerden seyrederken, bazılarımızın “Yazık, böyle olmamalıydı” diyerek acıdığı, bazılarımızın “Oh oldu, fazlasını da hak etti” dediği Aziz Yıldırım’a, “onu bu hâle getiren” bunca sorumlunun, yani bizlerin, “birazcık vicdanımız var” ise, aynaya bakarak, “Sadece o mu suçlu, bizim hiç mi payımız yok” diye bir “öz sorgulama” yapmamız gerekmiyor mu?.. Hele hele “feryat” eden Fenerbahçe’nin Hocası’na ve futbolcularına hak vermemek, acımamak, üzülmemek mümkün mü? Soruyorum; onların günahı ne?.. Beklemek?.. Çok kişi ve bazı uzmanlar diyorlar ki; “İdari ceza için, ceza hukuku bakımından işleyen süreç tamamlanmalı; 3 ayda sürse, 3 yılda sürse!..” “İdari hukuk süreci” ile “ceza hukuku süreci” söz konusu “aynı olay” ise, elbette “ilgilidir” ama kararlar için “zorunlu” bir “bağlılık” yoktur, “mahkeme karar verirse” bekleyebilirde, beklemeyebilir de; o süreçlerde “idari yetkililer” ayrı, “cezai yetkililer” ayrı, hatta birbirlerine “aykırı” kararlar da alabilirler!.. Benzer olaylar, idari mahkemelerle, ceza mahkemeleri arasında ve mesela Danıştay ve Yargıtay kararlarında da olmuştur!.. Ama asıl önemlisi; “Federasyon, kararını bekletirse”, ne olacağıdır; statlarda, tribünlerde ne olacağıdır; “haklarında karar verilmesi gereken” kulüplerin takımlarının, yöneticilerinin her gittikleri stadyumda, yollarda, şehirlerde nasıl karşılanacağıdır; FIFA’nın, UEFA’nın ne diyeceği ve ne yapacağıdır?.. Düşünelim; “bunlar”; Federasyon’un vereceği karardan “çok daha ağır bir bedel” olmayacak mıdır?..
Reklamı Geç
KAPAT