BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > Bir arada yaşama kültürü

Bir arada yaşama kültürü

Geçimsiz, kavgacı hırçın insanlar gibi böyle milletler ve devletler de sevimsizdir.



> Washington, DC Geçimsiz, kavgacı hırçın insanlar gibi böyle milletler ve devletler de sevimsizdir. Bu tarife uyan devletler bölgemizde de dünyada da mevcut. Bizim bu sevimsizlikten uzak durmamız lazım. Bizim sevimsiz olmaya hakkımız yok, çünkü biz, böyle bir miras devralmadık. Bizim medeniyetimizin temelinde İslamiyet vardır. İslamiyet, bu toprakların Türk , Kürt... bütün unsurlarının ortak değeridir. İslamiyette kişinin kendi hukuku kadar karşısındakinin de hukuku da korunmaya değerdir. İslamiyet, mensubuna bencilliği değil, paylaşmayı öğretir. Katlanma, tahammül ve iyi geçim esastır. Bunların buluşma noktası sabırdır. Sabır, affa, af hoşgörüye götürür. İslam gök kubbesinin altında çok dinli, çok ırklı, çok kültürlü bir tarihten geliyoruz. İslamiyetin beslediği o yüksek hukuk anlayışı bu cemiyete yüksek adalet hayatını kazandırdı. Böylece bin yıl boyunca bu coğrafyada müslim ve gayrimüslimiyle bir arada huzur içinde yaşadık. Doğum yerimiz olan Harput, bir küçük İstanbul numunesiymiş, İstanbul da imparatorluk numunesi. Harput’ta geçen asrın ilk çeyreğine kadar Müslümanlar, Ermeniler, Yahudiler, Keldaniler/Katolik Süryaniler, bir arada yaşayagelmişlerdi. Herkesin kendi mahallesinde mektebi de mâbedi de mevcuttu. Gayrimüslimler kendi ibadetlerini serbestçe yapabildikleri gibi onlar da ramazan ayı gelince Müslüman komşularına hürmeten gün içinde yiyecek-içecek satılan dükkânlarını açmaz, çocuklarına da sokakta bir şey yedirmezlerdi. İslamiyet, Osmanlı’yı Osmanlı her rengiyle cemiyetini terbiye etmişti. Dünkü hayatımızda iki unsur vardı, müslim ve gayrimüslim. Bütün tarihî kayıtlarda bu böyledir. Müslim dedikten sonra onun ayrıca ırkına atıf yapılmamıştır. Çocukluğumuzda Alevi ve Sünni vatandaşlar arasındaki sıkı komşuluk bağlarını hatırlıyoruz. Alevi ve Sünni aileler birbirlerinin çocuklarına kirve olurlardı. Son Peygamberin -aleyhisselam- bir sünneti icra edilirken deruhte edilen bu kirvelik, Anadolu’da o kadar mühimdir ki kirvelikten sonra artık birbirlerinden kız bile alıp vermezler. O ailelerin çocukları sanki kardeş olmuştur, sanki sütkardeşliği doğmuştur. Toplumların mecburiyetleri vardır. Uzlaşma kültürünü yeniden yaşamak ve yaşatmak zorundayız. O kültür genlerimize işlemiştir. Fakat bunun için Uzlaşma Kültürünü Yaşatma ve Kalkındırma Derneği kuracak halimiz yok. Kendimizi hatırlamak, kendimizle yüzleşmek, kayıp yüzyılımızı iyi tahlil etmek durumundayız. > Toplumların mecburiyetleri vardır. Uzlaşma kültürünü yeniden yaşamak ve yaşatmak zorundayız.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT