BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kundak ile kefen arasında bir yer...

Kundak ile kefen arasında bir yer...

Dokunulmaz denilenler ceza evi aracında, burnundan kıl aldırmayanlar sorguda, spora melanet bulaştıran kim varsa bir bir dökülüyor.



Dalga dalga üstüne... Emniyetçi arkadaşlar kurye gibi kapı kapı dolaşıyor ve birinin koluna girip götürüyor. Bu hengamede “çiçek-böcek” yazacak halimiz de yok, başımıza iş açacak durumumuz da. O zaman; bırakalım davanın kronolojik seyrini ve bir şeyler yazıyor gibi yapmayı, sarf edilen sözcüklerden ve yıkılan tabulardan girip, ihtimaller üzerinden geçip, neleri atlıyoruz görmemizi istediklerinin arasında, ona bakalım... Dokunulmaz denilenler ceza evi aracında, burnundan kıl aldırmayanlar sorguda, spora melanet bulaştıran kim varsa bir bir dökülüyor. Bazıları da büyük gücü büyük göçe dönüştürüp korku salarak bazı şeylerin seyrini değiştirmeyi deniyor. Ekonomi alt üst olur, kulüpler zor durumda kalır, gelirler düşer, yayıncı kuruluş çöker... Eeee... Varsa kirlilik, kirli mi kalsın o zaman? Bir kulübün başkanı ve iki asbaşkanı ve muhasebe sorumlusu tutuklu iken nasıl Şampiyonlar Ligi oynayabilir? Ya da bu unvan ondan alınıp nasıl olur da başkanı gözaltında olan diğer bir takıma verilebilinir? Bunların hepsi baş ağrıtan sorular ve tabii ki sorunlar. Ya masumlarsa, alınacak kararların geri dönüşü nasıl olur? İmkansıza yolculuktur bu. Doğrudur ama... Ya suçlularsa, alınmamış kararların ve böyle devam ettirilecek düzenin bedeli de ağır olmaz mı?.. İkisi de vahim değil mi?.. O zaman niye biri diğerinden daha vahim olsun?.. İki “vahim durum” arasına sıkışıp kalan Mehmet Ali Aydınlar ve çiçeği burnunda Futbol Federasyonu doğal bir refleksle topu ayağında tutamıyor. 17’de 16.5 başlarken “Trabzonspor’un penaltılarının irdelenmesi” çıkışı stratejik bir demeçti. Aykut Kocaman’ın kullandığı ve ligin seyrini değiştirmeyi deneyen bir demeçti. Oysa Şenol Güneş’in “adalet bir gün herkese lazım olabilir” sözü hiç de stratejik değildi ve sadece insani değerler taşıyordu. Oralardan geldik buralara... UEFA sokakta kaç kişinin yürüdüğüne veya darağacına giderken son söz olarak takımının adını söyleyenin başkan olup olmadığına bakmaz, keser atar. Hamasete değil, bunları takımını çok sevdiği için yapmış olup olmadığına bakmaz, keser atar dibinden... Buna rağmen çaresiz kalan ve kucağındaki fitili yanıp duran bombayla sağlıklı karar vermeye çalışan Federasyon, tek top oynar ve ayağından hemen çıkarır topu. Ama taca. Oyun başladı ve daha tek “isabetli pası” yok. DALGA DALGA, OLDU TSUNAMİ... Bu hafta başıyla birlikte görüldü ki olay bir kulübe karşı değil, tüm kirliliğin temizlenmesine karşı yapılmaktadır. Sokaklara dökülüp yürümek yerine herkes eteğindeki taşları döküp aynalara acı acı bakmak durumundadır artık. Aykut Kocaman haklıdır “bizim maçlarımıza baksınlar, çatır çatır oynadık” derken. Doğrudur... Ama araştırılan gerçek; rakibin bir iki adamını oynatmadığı, bir başka rakibinin ise bir iki adamının “yalandan” oynadığıdır. Senin takımının döktüğü alın teri tertemizdir ama yöneticilerinden bazıları “herhangi bir ihtimale” karşılık önlem almışlardır. Alırken yakalanmışlardır. Birileri de bu önleme karşılık “karşı önlem” almaya çalışırken düşmüşlerdir nezarethaneye. Eğer kanıtlarsa çıplak gerçek bu... Kanıtlanamaz ise bir suçu olmayanları biz her gün bu sayfalarda yazıp duruyoruz demektir ki bu bizim de suçumuz olduğunu kanıtlar. Bütün takımların şampiyona karşı çok hevesli oynadıklarını söylerken adamların hevesle oynayacakları kaç maçları var ki; diye sorgulandı mı hiç?. Eğer doğruysa birileri teşvik ederken birilerinin de senin rakiplerini teşvik etmeleri mi ayıp?. Bakınız; herkes okkanın altına bir bir geliyor. Kimse evinin önünü temizlemediği için temizlik emniyet görevlilerine ve savcılara düşüyor. “Masumiyet karinesi” bile bazı tabuların yıkıldığını ve bazı değerlerin tartışılmasını engellemiyorlar. Gördünüz ki onların çoğu “Naylon Brando” imişler... Mesela... Hayat iki beyaz örtünün arasında geçen zamandır... Birisi kundak bir diğeri kefen. O beyazların arasında bembeyaz Bir hayat yaşayabilmektir Önemli olan... POST-İT Futbolcular ikiye ayrılır: 1- Oynayarak hayatını kazananlar 2- Oynamayarak hayatını kazananlar Yöneticiler ikiye ayrılır: 1- Takımındaki futbolcuları oynatmaya çalışanlar. 2- Rakibinin futbolcularını oynatmamaya çalışanlar. Bir başkana ağıt... Bir F.Bahçeli aklı selim dostumdan bana geçti... Paylaşayım istedim: “Öyle git bari...” Nasılsa bir kalemde sildin beni, Mezara koy da öyle git bari... Unutmaz bu gönül unutmaz seni, İsmini sil de öyle git bari... Hata gönlümün, suç dilimin... Bir de gözlerimdir şahidi elimin... Sana verdiğim yüce kalbimin, Atışını durdur da öyle git bari... Bu genç yaşımda ihtiyara döndüm, Hergün tükendim, hergün öldüm, Bakdığım her yerde hep seni gördüm, Gözüme bir mil çek de öyle git bari... Sıfır tolerans İç meselemizin dört ayağı var. Hangisi öncelikli ona karar vereceğiz: 1- Türk Ceza Hukuku 2- Dernekler Kanunu ve yüz kızartıcı suçlar kapsamı 3-Federasyon yönetmeliği 4- UEFA normları, kuralları ve tavsiyeleri. Dördüncü madde en zorudur çünkü onun da dört ayağı vardır ki, dördünde de “sıfır tolerans” açıkça emredilmektedir. 1- Sporda şike ve teşvik 2- Sporda şiddet 3- Bahis organizasyonu yapmak 4- Irkçılık. S-ÖZ Tüm gerçekler keşfedildiklerinden sonra kolayca anlaşılırlar. Zor olan onları keşfetmektir.. (Galileo) Aydınlar, “bu iş böyle devam edecek, medyanın desteğini istiyoruz” dedi. -Futbolu nasıl bilirdiniz? -İyiii, diyebilir misiniz?..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT