BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Oğlunun kıymeti bu kadar mı?”

“Oğlunun kıymeti bu kadar mı?”

Öğlen olmuştu. Muayenehanedeki sessizlik artık ürkütüyordu insanı. Sadece Doğan beyin sık nefesleri duyuluyordu odanın içinde. Kapısı açıktı ve Füsun doktoru görebiliyordu oturduğu yerden.



Öğlen olmuştu. Muayenehanedeki sessizlik artık ürkütüyordu insanı. Sadece Doğan beyin sık nefesleri duyuluyordu odanın içinde. Kapısı açıktı ve Füsun doktoru görebiliyordu oturduğu yerden. Birkaç telefon çalmıştı o saate kadar. Her ikisi de göz göze gelmişler, korkuları, heyecanları ve ürkekliklerini birlikte, bakışlarında yaşamışlardı. Ama edilen telefonların hepsi de randevu isteyen hastalardı. Duvardaki yuvarlak saatin tik-takları dolduruyordu odanın içini. Öğlen tam saat on iki de çaldı telefon. Füsun yan gözle doktorun olduğu tarafa bakarak uzandı ahizeye. Doğan bey heyecanla izliyordu onu. - Alo buyurun, Doktor Doğan Serdaroğlu’nun muayenehanesi... Kaşları havaya kalktı ve yüzü sarardı bir anda. Telaşla Doğan beye baktı. Adam çoktan uzanmıştı bile telefona. - Efendim? Recep’in küstah sesi duyuldu öteki taraftan: - Merhaba doktor, hazır mı her şey? - Evet... neredesin? Karşı tarafta bir şaşkınlık oluştuğu belli oluyordu ortaya çıkan sessizlikten. Çok geçmeden tekrar konuştu Recep: - Güzel... Demek işin ciddiyetini kavradın ha? O zaman yarım saat sonra Taksim parkına gel. Doktor yutkunarak başını salladı: - Tamam. Yarım saat sonra... * * * Taksim her zamanki gibi kalabalıktı. Hava açık ama serindi. Arabasını uygun bir yere park ettikten sonra hızlı adımlarla yürüdü anıtın önünden doktor Doğan bey. Karşıya geçip Taksim parkının merdivenlerinden çıktı gözleriyle etrafı aranarak. Recep karşıdaydı. O tarafa doğru hızlandırdı adımlarını. Adam her zamanki gibi yılışık tavırlarıyla sırıtarak karşıladı yaşlı doktoru. - Hoş geldin doktor. Özlemiştim seni. Ters ters baktı Doğan bey. Hemen en yakındaki banklardan birine oturdu, soluklandı biraz. Gözlerini kısarak baktı adama. - İstediğin paranın tamamı değil bulabildiğim. Ancak otuz milyar buldum. İşte burada. Eliyle cebinden banka cüzdanını çıkardı. Gösterdi ucundan sallayarak. - Şimdi, bankalar açılır açılmaz sayarım avucuna. Alırsın. Belki birkaç gün sonra bir yirmi milyar daha bulabilirim. Yetiştiremedim bunu kısa zamanda. Ama hafta sonuna kadar hallederim. Recep’in kaşları çatıldı. O ana kadar ayakta, doktorun karşısında duruyordu. Hemen yanı başına oturdu. Suratındaki küstah ifade kaybolmuş, şeytani bir öfkeyle parlayan gözbebekleri büyümüştü: - Bana bak doktor, sen çocuk mu kandırıyorsun, ben bu kadar paraya evet mi derim? Elimdekinin kıymetini bilmediğimi mi sanıyorsun sen! Hale bak elli milyarmış... Hah, hah, hah... Sen onu sadaka diye dağıt doktor. Koskoca doktorsun, ne kadar koyar sana istediğim miktar... Demek oğlunun kıymeti o kadar ha? Yok doktor, hayır, bu işi ya hallet, ya da hallederim. Artık sana zaman falan vermeyeceğim. Cebinden buruşmuş bir sigara paketi çıkartıp içindeki tek kalmış eğri büğrü sigarayı dudaklarının kenarına yerleştirdi. Bütün bunları yaparken yan gözle yaşlı doktoru süzüyordu. Kibritle yakıp boşalan paketi buruşturup attı. - Bundan sonrası benim bileceğim bir şey. Telefonumu biliyorsun. Ama benim ne yapacağım da belli olmaz. Bakarsın aklıma eser bugün konuşuveririm oğlunla. Bakarsın bir hafta daha beklerim, bakarsın çeker giderim. Aklını başına toplamanı öneririm. Hiç şakam yok doktor... Doğan bey çaresizlik içinde haykırdı: - Sen Allah’ın belası mısın? - Yok, yok, yok... sakın, sakın ha bana beddua etme... Pis bir sırıtışla uzaklaştı doktorun yanından. Doğan beyin omuzları çökmüş, öylece kalakalmıştı parkın ortasında... DEVAMI YARIN
Kapat
KAPAT