BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İhtiyaçsızlık azdırır!

İhtiyaçsızlık azdırır!

Bugün hem Cuma, hem de Bayram... Sevgili okuyucularımın bu çifte bayramını kutluyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum. Dünya, insan için sıkıntı ve meşakkat yeridir.



Bugün hem Cuma, hem de Bayram... Sevgili okuyucularımın bu çifte bayramını kutluyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum. Dünya, insan için sıkıntı ve meşakkat yeridir. Dünyada iken bir eli yağda bir eli balda olmak halinden korkmak ve uzaklaşmak lazımdır. Akıllı olan, geçici zevklere aldanıp gönül bağlamaz. Firavun 500 senelik ömründe bir kere bile başı ağrımadı; azıp ilahlık davasına kalkıştı. Kulluğun şiarı acz içre bulunmak ve bunun yani, acziyetinin şuurunda olmaktır. İmam-ı Rabbâni Hazretleri, Mektûbât’ının 2. cilt, 29. mektubunda buyuruyor ki: “...Sıkıntıların gelmeleri, görünüşte çok acı ise de, bunların nimet oldukları umulur. Bu dünyanın en kıymetli sermayesi, üzüntüler ve sıkıntılardır. Bu dünya sofrasının en tatlı yemeği, dert ve musibetlerdir. Bu tatlı nimetleri, acı ilaçlarla kaplamışlar, bununla imtihan yolunu açık tutmuşlardır. Seadetli, akıllı olanlar, bunların içine yerleştirilmiş olan tatlıları görür. Üzerindeki acı örtüleri de tatlı gibi çiğnerler. Acılardan tat alırlar. Nasıl tatlı olmasın ki, sevgiliden gelen herşey tatlı olur. Hasta olanlar, onun tadını duyamaz. Kalbin hasta olması, O’ndan başkasına tutulması, gönül vermesidir. Seadet sahipleri, sevgiliden gelen sıkıntılardan o kadar tat alırlar ki, iyiliklerinde o tadı duyamazlar. Her ikisi de sevgiliden geldiği halde, sıkıntılardan, sevenin nefsi pay almaz. İyiliklerini ise, nefs de istemektedir. Nimete kavuşanlara afiyet olsun!” Mektûbât-ı Şerif’in 3. cilt, 7. mektubunda da; “...İnsanların üzmelerine dayanmak lazımdır. Akrabanın incitmelerine sabr etmekten başka yapılacak birşey yoktur. Allahü teâlâ, Sevgili Peygamberine, emrolarak, Ahkâf suresinde, (Peygamberlerden ulül’azm (en büyük) olanların sabr ettikleri gibi sen de sabr et! Onlara [inanmayıp, sana sıkıntı verenlere] azap verilmesi için dua etmekte acele eyleme!), meâlindeki ayet-i kerimeyi gönderdi. Orada bulunanlara en faydalı şey, yanlarında bulunanların, kendilerine eziyet etmeleri, sıkıntı vermeleridir. Siz, bu nimeti istemiyor, bundan kaçıyorsunuz! Evet, hep tatlı yemeğe alışmış olan, şifa verici acı ilaçtan kaçar...” buyurmaktadır. Görüldüğü gibi, sevgili okuyucularım; dertler, belalar ve musibetler, Cenab-ı Hakk’ın kemendidirler. Bunlarla, kullarını uyarır; yine bunlarla kullarına acziyetlerini bildirir. Bu şuurda olan da, Rabb’ine meyleder. Zayıf yaratılışlı olan insanın, kavuşacağı nimetlerin de hayırlısını dilemekten başka çaresi yoktur. Yani, azdıran nimetten de Allah’a sığınmak lazım. Cenab-ı Hakk, Şûra Suresi, 27. ayet-i kerimede: “Eğer Allah, kullarının rızkını (alabildiğince) genişletse idi ve her istediklerini bol bol verse idi, yeryüzünde azar ve isyankâr olurlardı!..” buyuruyor. Âlemlerin övüncü, Sevgili Peygamberimiz de, bu inceler incesi hikmeti şu mübarek sözleri ile açıklıyorlar: “Allah, bir kulunu sevince, sizin hastanızı su içmekten himaye ettiğiniz gibi (hastalıktan korumak için, ona perhiz yaptırmanız gibi), o kulunu dünyadan (yani, dünya malına aşırı şekilde sahip olmaktan) himaye eder. Hz. Ali Efendimizin nazm (şiir) halinde söylediği şu beyti ne kadar hikmetlidir. “Servet ve sa’man sahibi olmak için didinip durma! Onu elde edememek, günah işlememeye sebeptir.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT