BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’nin tarihi ile barışması

Türkiye’nin tarihi ile barışması

Bir ay sonra, 17-18 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da “Osmanlı’nın 700. Yıldönümü Kutlama Törenleri” düzenlenecek.



Bir ay sonra, 17-18 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da “Osmanlı’nın 700. Yıldönümü Kutlama Törenleri” düzenlenecek. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bu maksatla 88 ülkenin devlet veya hükûmet başkanlarına davetiye yolluyor. Davet edilenler, Osmanlı mülkünde devlet olan Mısır, Bulgaristan gibi milletlerin temsilcileri. Bir de o dönemde devletken bugün bu vasfını kaybetmiş mesela Venedik ve Ceneviz gibi devletler namına o bölgelerin belediye reisleri, Kırım Hanlığı yerine de Kırım Muhtar Cumhuriyeti devlet başkanı ve benzerleri bulunuyor. En mânâlısı ise Hânedan-ı âli Osman mensuplarından hayatta kalmış olan erkek ve kadın âzâların tek tek davet edilmeleridir. Hanedan mensubu şehzade, hanımsultan ve sultanzadeler artık sadece iki düzine kadardır. Onlar da Türkiye, Bulgaristan, İngiltere, Fransa, ABD başta olmak üzere muhtelif memleketlere dağılmış durumdalar. Devlet-i aliyye zamanında doğmuş olanlarsa bir elin parmaklarından az. Bununla beraber hepsi de irsiyetlerinin asaletini taşımaktalar. İnşallah herhangi bir isim atlanmaz. Unutulan olsa bile bunu Hanedan mensupları dile getirmezler. Organizasyon ayıbı olur. Hanedan yönetimine nihayet verilen 1 Kasım 1922’de Osmanlı’da meşrutî nizam vardı. Hükûmetler, umumi intihaplarla/genel seçimlerle değişiyordu. Sadece Sultan, taht yolu ile gelmekteydi. Onun da selahiyetleri kanunu Esasi/anayasa ile tahdit edilmişti. Kemal Tahir, haklı. Tarihin bu zor zamanında devletsiz kalmak bir tarafa TBMM’nin kurulduğu 23 Nisan 1920 ila 1 Kasım 1922 tarihleri arasında iki devlete birden sahiptik. Birinin merkezi İstanbul’du, diğerinin Ankara. Cumhuriyet’in ilanı 29 Ekim 1923, Hanedan mensuplarının hudut harici edilmeleri 3 Mart 1924’tür. “Türkiye” isminin kullanılması ise yeni değildir. Avrupalılar Osmanlı Devleti’ne Türkiye demekteydiler. Apar-topar dışarı çıkarılan hanedan mensuplarının her biri bir tarafa dağıldı. Suriye, Mısır, İtalya, Faransa, İngiltere vs... Saray hayatından ağır sefalet şartlarına sürüklendiler. Hal böyle iken hiç biri hiçbir zaman hiçbir yerde Türkiye aleyhine tek kelime sarf etmediler. Türkiye düşmanlarına fırsat vermediler. Bilakis ellerinden geldiği kadarıyla memleketlerinin menfaatlerini kolladılar. Dışarıda iken daüssıla/memleket hasreti sebebiyle ölenler, o hasretle yurda gelip de Yeşilköy’den içeri sokulmayanlar oldu. İstanbul’a sefer yapan ecnebi bir gemiye binerek doğup-büyüdüğü şehrin limanına varıp da gemiden karaya adım atamayanlar oldu... Büyük ıstıraplar, dramlar, çileler yaşadılar. Açlıktan ölenler dahi oldu. Lakin sabır abidesi kesilerek fitne-fesada asla fırsat vermediler. 3 Mart 1924’te dışarı sürülen insanların ülkeye kabulleri de acıklıdır. Önce1952’de merhum Adnan Menderes’in gayreti ile Hanedan’ın kadın âzâlarının/üyelerinin yurda girişine müsaade edildi. Sonra da 1974’te Bülent Ecevit Başkanlığındaki CHP-MSP Hükûmeti, sol eylemciler için af kanunu çıkartırken Demokratik Partinin kesif çabaları neticesi kanun taslağına bir madde ilavesi ile erkek âzâların da ilk çıkıştan 50, eş, anne, teyze gibi yakınlarının gelmelerinden 22 sene sonra vatanlarına dönme hakkını kazandılar. Dediğimiz gibi bugün hepsi hepsi iki düzineden ibaret bu insanlar farklı diyarlarda hayatlarını idame ettirmekteler. İddiasız, sade mütevazı ama vakur şekilde. Onlar, bugün 700. Yılını idrak etmekle şeref duyduğumuz muhteşem devleti kuran ve devam ettiren ailenin hâtırası. Evlada yapılan babaya yapılmış gibidir. Jest yerindedir. Sabah-akşam Osmanlıya hakaret edilen günlerden bu günlere. Mühim bir merhale. Devlet, tarihi ile barışıyor. Veya kendisi ile. Geç ama. Ziyanın neresinden dönülse kârdır. Demek ki tarihin reddi mümkün olmuyormuş.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT