BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Neredesin ey akıl?

Neredesin ey akıl?

Benim dünkü yazımla, Altemur Kılıç‘ın Yeniçağ gazetesindeki dünkü makalesi, yüzde yüz aynı endişelerle yüklü olarak çıktı. Sanki bir araya gelerek sözleşmişiz gibi yazmaya başlamışız. Ben, Türk-Kürt konusunda son gelişmeleri dikkate alarak diyorum ki: “Türkiye çok zor ve çok tehlikeli günler yaşıyor. Bir iç ayaklanmaya doğru gidiyoruz. Böyle bir ayaklanma, Kürtler için de, Türkler için de büyük felâketler doğuracaktır.”



Benim dünkü yazımla, Altemur Kılıç‘ın Yeniçağ gazetesindeki dünkü makalesi, yüzde yüz aynı endişelerle yüklü olarak çıktı. Sanki bir araya gelerek sözleşmişiz gibi yazmaya başlamışız. Ben, Türk-Kürt konusunda son gelişmeleri dikkate alarak diyorum ki: “Türkiye çok zor ve çok tehlikeli günler yaşıyor. Bir iç ayaklanmaya doğru gidiyoruz. Böyle bir ayaklanma, Kürtler için de, Türkler için de büyük felâketler doğuracaktır.” Altemur Kılıçda “iç savaşın eşiğinde” başlıklı dünkü yazısında diyor ki: “Görünen köy, kılavuz istemez. Allahın bildiğini, kullardan neden saklamalı. Türkiye, yıllardan beri sürüklendiği, bir iç savaşın, Kürt-Türk savaşının tam eşiğindedir. ‘Demokratik özerklik’ bahane, göz boyamak. Büyük Kürdistan emeline, ancak bu yöntemle, yabancı güçlerin müdahalesiyle nail olacaklarını biliyorlar. Böyle bir hercümerç felâket olacaktır. Türk milletine çok pahalıya mal olacaktır. Kürtlere de...” Ben de dünkü yazıma: “Vebal, dost bildiğimiz ülkelerin üzerindedir” başlığını koymuştum. Bu felaketin -Kürt-Türk düşmanlığının- en büyük vebâli, bana göre hem ABD, hem de NATO’dan müttefikimiz olan Avrupa devletleridir diye yazmıştım. Obama’nın, Barzani’ye ve Talabani’ye söyleyeceği bir cümle, yalnız bir cümle, Türkiye’deki bu kardeş kavgasını büyük çapta engelleyebilir diye iddia etmiştim. Akıl için yol birdir. Elbette bir iç savaşa doğru sürüklendiğimizi kabul eden başka kalemler de vardır. Son noktaya gelmeden, Türkiye’yi bir büyük cehennem ateşine çekmek isteyen iç ve dış düşmanlarımızın oyunlarının önüne geçmek gerek. Kaybedilecek zamanımız yoktur. Silaha sarılarak dağa çıkan insanlarımız, cehaleti utandıracak ölçüler içinde cahildirler. Bu sütunda belki yüz defa yazdım: En büyük düşmanımız cehalettir. Cahil adam bir salkım üzüm, bir tutam ot, bir karış toprak için adam öldüren, 20 yıl hapishanelerde çürümeyi göze alan adamdır. Cahil adam, kızını, karısını.... bir hiç yüzünden öldüren, torununu diri diri gömerek üzerini çimentoyla kapatan ahmak zalimlerdendir. Sosyologlarımız, siyaset ve devlet adamlarımız, âlim kişilerimiz, din adamlarımız bir araya gelerek konuşmalıdırlar. Cehaletlerinin kurbanı olan insanlarımızı, Doğuda ve Batıda nasıl yaparız da, karanlıklardan çekip alırız? Bu düşmanlıkları nasıl ortadan kaldırabiliriz? Mes’ele bir dil mes’elesi değildir. Ben Azerbaycan’da, Prof. Dr. Bahtiyar Vahapzade’nin evinde Sent Petesburg üniversitesinin Kürtçe üzerine yaptığı bir araştırmayı gözlerimle gördüm. Anladım ki Kürtçede 8.500 kelime var. Kürtçe: Farsça, Arapça, Türkçe, Ermenice, Çerkezce, Gürcüce, Rusça... kelimelerinden ibaret. Kürtçe’de kökü bilinmeyen 300 civarında kelime var (Galiba 395) Prof. Vahapzade demişti ki: Bu kelimeler 301 veya 396 olsaydı, bütün dünya ayağa kalksaydı, Ruslar 301 veya 396 sayısını, bir sayı aşağı indiremezlerdi... Dünyanın her tarafında insanlar, kelimelerle düşünüyor, kelimelerle konuşuyorlar. Dağlarda, eli silahlı adamlar, acaba bu 8.500 kelimenin kaç kelimesiyle düşünüyor ve konuşuyorlar?
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT