BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Yüz yıllık yalnızlık

Yüz yıllık yalnızlık

Üç masum adam hâlâ Metris’te gün sayıyor... İftira edenler iftirayı itiraf etmesine rağmen...



Üç masum adam hâlâ Metris’te gün sayıyor... İftira edenler iftirayı itiraf etmesine rağmen... Suç ayıklamakla mükellef makamlar artık suç yüklemesi yapıyor... Olmayan şey olmuş gibi kamuoyu inandırılmaya çalışılıyor... Ülkenin hukuk fakültelerindeki hocalar, aydınlar susuyor... Yüz yıllık yalnızlık filmi hâlâ gösteriliyor ama anlayan üçü beşi geçmiyor... Baştan belirtmeliyiz ki; ‘Babasını incir ağacının dalına asıp oturup gölgesinde ağlamayan’ yargıçlara sahip olmadıkça ülkede adaletin olamayacağını savunanların safındayız... Ve ‘adaletin kestiği parmak acımaz’ ilkesine inanmış ve kesilen parmağa da acımayanlardanız... Lakin ‘sanıkların idamına şahitlerin bilahare dinlenmesine karar verildi’ anlayışına da saygılı olmamızı kimse beklemesin... Adil bir soruşturmadan yoksun dosya, adil bir karardan da uzaktır... Öyle çok gerilere gitmeye gerek yok... Son yüz yılın davalarını ve kararları hatırlamak yeterli... Hukuk kılıfı altında ne cinayetler işlendiğini unutmadık! Hukuk artık bu ülkede birilerinin kızılcık sopası olmaktan çıkartılmalıdır... * Elbette, hakim ve hekimde merhamet olmazmış... Merhametlisinden de hayır çıkmazmış... Çünkü, kangren olan bacağı kesmeyen hekim bir insan ölümünün nedeni olur! Beş kişiyi öldüren bir katil en sevdiği adam da olsa elbette cezaevine gönderecektir; göndermediği zaman öldürülen altıncı kişinin katili de hakimin kendisi olacaktır... Kimse adaletten merhamet değil, adaletin tecellisini istiyor. * Hangi hakime inanmalıyız? Menderes, Polatkan ve Zorlu‘nun idamını isteyen savcılar, kararı verenlerin de hakim olduğunu unutmadık... Sonra ne oldu? İade-i itibarla anıt mezar dikildi... O anıt, bir hukuk cinayetinin itiraf belgesidir... Üstad Necip Fazıl‘ı Malatya Cezaevi zindanlarına attıranlar da hakim ve savcı değil miydi? Sonra ne oldu? ‘Suçsuzsun’ diyerek bırakıldı... İstiklal Mahkemelerinde hukukçu olmadan hukuk cinayetlerine imza atanların adı da hakim ve savcıydı... Nazım’ı zindanlarda çürütenler de hakim ve savcıydı... Şimdi bırakalım kesilen parmağa acımayı, sadece son yüz yılda nicelerini darağaçlarında sallandıran, zindanlarda çürütenler hakim ve savcı değil miydi? Saygı duymalıyız ama hangi savcının suçlamasına ve hangi hakimin kararına... * Kırk yıl öncesinin fail-i meçhul cinayetlerinin, darbelerinin hesabı soruluyor, sorulsun ama yanlış karar veren kaç hakim ve savcıdan bugüne kadar hesap sorulmuş? Gören, bilen, duyan var mı? Yanlış kararlarından dolayı cezaevine atılan, meslekten menedilen bir hakim ve savcı duyan ve gören var mı?... Başbakan Erdoğan’ı şiir okudu diye Belediye Başkanlığı’ndan eden ve cezaevine gönderenler hakim ve savcı değil miydi? Başbakan Erdoğan büyük bir bedel öderken, kararı veren hakim ve savcılar bir bedel ödediler mi? Yok! Yüz yıllık yalnızlık dizisi hâlâ oynuyor...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT