BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > EYOF 2011 ve İstanbul 2020

EYOF 2011 ve İstanbul 2020

Her sahada olduğu gibi Türkiye sporda da uluslararası platformda yol almaya çalışıyor. En büyük arzu; 2020 İstanbul Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapabilmek.



Her sahada olduğu gibi Türkiye sporda da uluslararası platformda yol almaya çalışıyor. En büyük arzu; 2020 İstanbul Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapabilmek. Gerçi, futbolda da böyle bir hedef vardı ama maalesef suya düştü şimdi, bu. Her neyse... İstanbul 2020’yi kazanmak amacıyla; ülkenin her yanı şantiyeye çevrilmiş. Kış-yaz sporları ayırımı yapılmaksızın; yurdun her köşesinde tesisler yükseliyor. Malum; UNIVERSIAD Erzurum Kış Oyunları gibi önemli organizasyonlar alnımızın akı oldu. Erciyes’te 100 milyon dolarlık yatırıma başlandı bile... Ülkemizdeki değişimi en iyi yabancılar fark ediyor. IOC’nin başkan ve iki üyesi geçtiğimiz günlerde ülkemize geldi, önce İstanbul’u gezdiler, ardından Antalya’ya gittiler. Hayran kaldılar, değişime. Heyetin yemekteki itirafları; “Eğer bir ülke olimpiyatı hak ediyorsa o ülke, Türkiye’den başkası değildir” oldu. Bu bilgi ulaşınca ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. O sevinç ile 49 ülkeden 2 bin 500 sporcunun katılımıyla gerçekleşen EYOF-2011 yani Avrupa Olimpik Gençlik Oyunları’nın açılış serenomisinde bulunmak için Trabzon’a gittim. Oyunların seranomisindeki o muhteşem gösteriyi seyrederken bir, IOC başkan ve o iki üyenin “Eğer bir ülke olimpiyatı hak ediyorsa o ülke, Türkiye’den başkası değildir” itirafını düşündüm, bir de cuma akşamı, Kadıköy’de Fenerbahçe-Schakhtar Donetsk maçında yaşananları. ...Ve kendi kendime sordum; bu ülkenin önceliği ne olmalı; “olimpiyat kazanmak mı yoksa olimpik kültür ile olimpik insanı yetiştirmek mi?” Büyük F.Bahçe! Şurası kesin; F.Bahçe yüreklerde bir sevdadır; değeri ne para ile ölçülür ne kupa ne de kişilerle. Bazı şeyler var ki, Fenerbahçe’nin büyüklüğü gibi tartışılmaz. Eşine, işine, ailesine göstermesi gereken sevgisini alırsınız gönlünden, sesi çıkmaz. Evirir, çevirir, yoğurur, allar, pullar, ortaya atarsınız, itirazsız kendine biçilen her rolü; sevdasının bir yansıması kabul eder. Adı üstünde, “Taraftar”dır o, “kar-kış”, “gece-gündüz”, “yağmur-çamur”, “yakın-uzak” demez, sevdasının arkasından koşturur deplasman deplasman. Koca dünyanın dar geldiği o yüreğe; endüstriyel futbolun canavarlaşan ruhunu yerleştirir, uyutursunuz, Kanarya’nın hoş sesinden başka bir ses vermez. Gönülden katılır, o sade, saf ve temiz “taraftar” aidiyetine “müşteri” rolü biçilip, cebindeki son kuruşuna kadar alınmasına... Tek arzusu vardır; “kulübüm” dediği takımın en önde olması! Eğriye eğri, F.Bahçe’ye doğru... Herkes o anı soruyor; nasıl anlatayım bilmem. Yok... Yok... İliklerime kadar dondum; o nasıl bir dehşet anıydı öyle! Otuz beş yılda ben böyle bir cinnet görmedim. Oysa herkes gibi büyük Fenerbahçe’yi görmekti tek amacım. Yeni sezonda, Şampiyonlar Ligi’nde bu ülkeyi nasıl temsil edeceğini görmekti. Aykut Kocaman‘ın 4-3-3 mü yoksa 4-1-2-3 mü oynatacağını; kime, hangi rolü vereceğini görüp, değerlendirmekti amacım. Yanılmışım; Fenerbahçe’de futbol değil, bir “öfke” oyunuymuş meğer sergilenen. O da ne; tribünler öfke ile doldurulmuş; gözler büyümüş, yuvasından fırlamış... Kin ve nefretten başka bir şey görmez olmuş, bir cinnete dönüşmüş, “seyirci” bildiklerimiz. Belli ki akıllar tutulmuş; yırtıcı bir hâl ile öfke seline düşmüş, taraftar! Heyhat!.. Ne oluyor, bu insanlara? Ne oluyor, bu ülkeye? “Barış, dostluk, kardeşlik”, hepsinden öte; “sevgi” ve “saygı oyunu” denilen futbol sevdası bu mu? Zeki Rıza Sporel ve arkadaşları mezarlarından kalksa, ne der, bu duruma? İslam Çupi, görse; Fenerbahçe’nin büyüklüğü üstüne düştüğü dizeler için ne olurdu, yorumu, acaba? Heyhat!.. Gölgeler ve masumiyet! Camialar ne kadar büyük olurlarsa olsun bazen gölgeler düşer, masumiyetlerinin üstüne! Silkinip, arınmaları, aklanıp, ortaya çıkmaları gerekir, kanun önünde, tarihe mal olmuş kurumların. İşte bu zor dönemde; hukuka saygı mutlak şarttır. Hukukun üstünlüğü tartışılmaz. O saygı ile birlikte gün gelir, güneş açar, dağılır bulutlar; “ak” mı, “kara” mı, ortaya çıkar. Lakin; düz zemine çakılıp da “hiç gereği yok” diye sökülen “çivi” misali geride derin “iz”ler bırakır! Maalesef!.. Bir belirsizlik tünelinde sürüklenen futbol oyunu da; böyle bir “adalet” süzgecinden geçiyor, şu günlerde. Bu dönemde yalnızca Büyük Fenerbahçelilere değil her sporsevere düşen bir şey var. O da, bu gölge oyununu, sağduyulu ve aklıselim olarak dikkatle takip etmeleri. Emin olun ki; sonunda, hak yerini bulacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT