BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Türküler hayat hikâyemiz’

‘Türküler hayat hikâyemiz’

Ben, Türk Halk Müziğinin, diğer müzik çeşitlerinden hiç de geri kalmadığını, aksine çok daha anlamlar içerdiğini savunuyorum. Çünkü türküler bizim hayat hikayemiz. Herbir türkünün doğuş hikayesini okuduğunuzda tarihi tekrar yaşar gelirsiniz. O zaman anlarsınız seçilen her kelimedeki anlamı, söylenen her cümledeki engin duyguyu.



Türkü bizi yansıtır Türkülerin içindeki melodilerin zenginliği hepimizin. Zaten türkülerin içindeki esrarı, belirli bir kültürü olan herkes anlar. Türküler, zaten halkın kendi duygularını dile getiriyor. Bunu öyle usturuplu dile getiriyor ki, bazen bir dörtlükte bir kitaba konu olacak kadar çok şey anlatıveriyor... Türküler sipariş olmuyor maalesef. O bakımdan, müzikle söz bütünleşirken, aslında türküyü söyleyen melodi yapmıyor. Bir bağrı yanık Anadolu genci, elini kulağına atıp “Yandım Allah” diye seslenirken onunla sanat mı yapıyor? Veya show amacı mı güdüyor? Hayır. O sedayı çıkartırken eğlenmek gibi bir amaç gütmüyor. Genç olarak, yanmış olmanın gereğini yapıyor. İşte bu bakımdan bizi yansıtıyor türkü... Melodiyi bozmayın Yıllar var ki türkülerimiz, şimdiye kadar hep ikinci planda kalmış. Burada elbette türkü okuyanların yorumu da çok önemli. Öyle ki, türküyü okuyacaksanız, kendi melodisine uygun okuyacaksınız. Ona yorum katmaya kalktınız mı, tadını kaçırırsınız. Elbette zaman içerisinde yorum da katılabilir ama, bu bir çırpıda, kısa bir sürede olacak şey değil. Zaten kimileri türküleri orijinal melodisinden çıkartarak okumaya kalktığı için halkımız ister istemez koptu türkülerden. Bu ara dönemdi. Şimdi melodiyi bozmadan söylemeye başlanıldı. Tarihi tekrar yaşamak!.. Ben, Türk Halk Müziğinin, diğer müzik çeşitlerinden hiç de geri kalmadığını, aksine çok daha anlamlar içerdiğini savunuyorum. Çünkü türküler bizim hayat hikayemiz. Herbir türkünün doğuş hikayesini okuduğunuzda tarihi tekrar yaşar gelirsiniz. O zaman anlarsınız seçilen her kelimedeki anlamı, söylenen her cümledeki engin duyguyu. Yöresellik arz eden türkülerimiz için de aynıdır. Elbette Şanlıurfa’daki insanımızın hamsiden söz etmez. Karadenizli insanımızın da burçak tarlasından haberi yoktur... Ama her yörenin kendine has öyle türküleri vardır. Ve hiçbirinin tadına doyamazsınız. Yani türkülerimiz bir kültür mozayiğidir aynı zamanda... Herbiri bizim hayat hikayemizdir. Bağlama, oyuncağım Benim türkü söylemem ve bağlama çalmam bir tesadüf sonucu oldu. Fakat babam bana bilerek bağlama öğretmiş. Sonra sonra sevdim elimdeki oyuncağımı... Bağlamam, benim büyük arkadaşım oldu. Çok üzgün olduğum zamanlarda bile oturdum bir köşeye, bağlamamın tellerine dokundum. Çocukluğumdan beri bir uzun hava çektim mi rahatlardım. Halen de öyledir. Ona ben derdimi dökerdim. Sonra halk müziğini öğrendikçe de bu benim mesleğim oldu çıktı. Bağlamayı şöyle kucağınıza koyduğunuzda, onun sesini yüreğinizde işitirsiniz. Ben artık akort bozukluğunu kulağımdan ziyade, göğsümdeki titreşimlerinden bile seziyorum. Çoğu hayat düsturu Ben hep söylüyorum. Günümüzde Türk halkı, henüz türküyü yeterince tanımıyor... Türküyü bir kere yalnızca müzik olarak görmemek lazım. Müzik olmasına müzik ama, sırf eğlence müziği olarak görmemek lazım. “Dinle sana bir nasihat edeyim Hatırdan gönülden geçici olma Yiğidin başına bir hal gelirse Onu yad ellere açıcı olma” * * * “Gel ha gönül havalanma Engin ol gönül engin ol” * * * “Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün Dünya kadar malın olsa ne fayda...” * * * “Bayram gelmiş neyime, aman aman Emine’m, Kan damlar yüreğime, yavru da güzel Emine’m.” Bunlar insanı hayata alıştıran, gerçekleri dertleri çileleri yansıtan özdeyişlerden oluşan sözler. Hayat düsturu olan şeyler. Türküde aşk estetiği Türküler, insan ahlakı neyse onu yansıtıyor. İnsanımız gerçekten ahlaka önem verdiği için, günlük hayatta yaşanılan duygularını dile getirirken bile edep sınırını çok güzel gözetiyor... Ahlaka önem veriyor. Günümüzde şarkı adına, melodi adına ortaya çıkan, ama müstehcene varan birçok söz ve melodiye karşılık, türkülerde bu duygular, gayet usturuplu ve bir o kadar da estetik ve edebi söylenmiştir... Örneğin, şimdi çok şarkıda artık masum bir ifade olarak kalmıştır “öpmek” kelimesi... Ama bir Trabzon yöresi türkümüzde “Gemiler Giresun’e, yar olayım sesüne, / Bir daha vurayıdı nefesüm nefesüne” mısralarında ise aynı duygu, edeb ve ahlak çizgisinde söylenmiştir. Bu bir sanattır işte. Ritmik yapımız müthiş Avrupalı müzisyen geliyor. Dünyanın en iyi müzisyeni. Ama türkülerin ritmik yapısı ters geliyor ona. Sazın teline o incelikte vuramıyor. Çok aksak usuller var. Diyelim ki, iki zamanlı bir usülden, yedi zamanlı bir usule geçiverir halkımız. İşte onu birden yapamıyor Avrupalı müzisyen. Öyle güzel yedirmiş ki, bir anda aksak usül oluyor ama anlayamıyorsunuz. Türküde onları bilmek lazım. O bakımdan bence Türk halkı. Türk halk müziğiyle iftihar etmeli. Bizim böyle bir müziğimiz var ve ne kadar zenginiz. Bağlamayla utanırdık Biz genç yaşta bağlamayla gezerken utanırdık. Ama elimizde gitar olsaydı utanmazdık. Bugün de hemen her konuda komplekse kapıldığımız gibi, Türk halk müziğinde de bir kompleksimiz var. Maalesef bize böyle bir duygu aşılamışlar o zaman. Ama şimdi hiç de öyle değil... Bir de, 1975’te bunun ilminin araştırılması gereken konservatuvar kuruldu. Sevindirici olan şu ki, bu kadar kısa zamanda bile olsa, kendi kültürüne kendi müziğine sahip çıkabilecek müthiş gençler yetişiyor. Artık bağlama birilerinin tekelinde değil, yeniden Türk halkının malı oluyor. Bağlama çalan genç boynu bükük dolaşmıyor... Elinde bağlaması olan da utanmıyor. Bir hatıra ‘O alkışı unutamam’ Bir gün, davet üzerine bir mekanda konser veriyordum. Yan tarafta açık hava tiyatrosunda da Yapı Kredinin “caz festivali” vardı. Bir ara baktım, beni dinleyenler arasında biri var ki, dikkatle izliyor... O zaman daha bir keyifleniyor insan. Daha bir dokunuyor bağlamanın tellerine... Bu arada birşeyler konuşuyorlar, beni işaret ediyorlar falan... Meğer o da Amerika’dan gelmiş. Cazcıymış... Gönlüne hitap etmiş halk müziği ve demiş ki: - Ben onunla çıkacağım sahneye... Bizim Türk insanının genel kompleksiyle, “Bu mümkün değil” demişler. Ben de milliyetçiyimdir bu konuda. Kendi müziğimi öyle pespaye kılamam. “İstemezlerse çıkmam elbette” dedim... Ama adam ısrar edince, çaresiz kalmışlar... Çünkü onca para verip getiriyorlar. Davetliler gelmişler... Adam sahneye çıkmayacak. Bunun üzerine bana gelip rica ettiler. Uzatmayayım, adamın ısrarı gerçekçiymiş ve onca ekibinin arasında, bağlamamla yerimi aldım... Çoğu, entel denilen ve türkülere veya bağlamaya burun kıvıran kimselerdi... Şöyle sazımı elime aldım ve bağlamamın tellerine bir dokundum... Öyle bir alkış tufanı koptu ki, o alkışı hiç ama hiç unutamıyorum... O ummadığımız tipler ki ben onlara da saygılıyım, kendi takdirleridir. Ama onlar bile, gönüllerine hitap eden halk müziğini alkışlamak durumunda kalmışlardı...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT